• Sonuç bulunamadı

Mimar Sedad Hakkı Eldem ile yıkımlar üzerine:'Anıtlar Kurulu bir işe yaramıyor':“İstanbullular henüz kendi mallarına sahip çıkamıyorlar” diyen Sedad Hakkı Eldem, binası yıkılacak bir mimarın da eseri üzerinde hiçbir hakka sahip olamadığını belirtiyor

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Mimar Sedad Hakkı Eldem ile yıkımlar üzerine:'Anıtlar Kurulu bir işe yaramıyor':“İstanbullular henüz kendi mallarına sahip çıkamıyorlar” diyen Sedad Hakkı Eldem, binası yıkılacak bir mimarın da eseri üzerinde hiçbir hakka sahip olamadığını belirtiyor"

Copied!
2
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

H A F T A N I N K O N U Ğ U

M im ar Sedad Hakkı Eldem ile yıkım lar üzerine:

‘Anıtlar Kurulu bir işe yaramıyor’

“İstanbullular henüz kendi mallarına sahip çıkamıyorlar” diyen Sedad Hakkı

Eldem, binası yıkılacak bir mimarın da eseri üzerinde hiçbir hakka sahip

olamadığını belirtiyor.

1908 yılında İs ta n b u l’da

doğ a n M im a r S e d ad

H akkı Eldem, C um huriyet

d ö n e m i m im arlığının h er

aşam asında varlığını

d u yu rm u ş ve p e k ç o k

ürün vermiş. Prof. Dr. M etin

Sözen’in, “ G elenekselin

yeniden d e ğ e rle n dirilm e si

açısından en önem li

kişilerden biri, b e lk i de

birincisi, S e d ad Hakkı

E ldem ’d ir” şeklinde

vurguladığı gibi, S e d ad

Hakkı Eldem, hep

“ Türkiye’ye ö z g ü y ü ”

aram ış. M im arlık

çalışm alarını ilerlem iş

yaşına karşın sürdüren

S e d a d H akkı Eldem ile

yakın zam anlarda yıkılan

ve önem verdiği

yapılarından b iris i olan

Yalova Termal O teli ve

yıkılm ak üzere olan Taşlık

Ş ark K ahvesi’nden yola

çıkarak, İs ta n b u l’d a ki

yıkım lara uzandık.

Cem Hamuloğlu

Daha yaşarken yapıtlarınızın

yıkılması size nasıl bir duygu veriyor?

■ İnsanın, mimarı olduğu bir binanın yı­ kılmasın: görmesi son derece tatsız bir şey. Söz konusu binalar benim için oldukça eski, 30-40 senelik. Sanki bu yaşta evlatlarımı kay­ betmiş gibiyim. Halbuki bir bina eğer bir sa­ nat eseri ise, rastgele yıkılmamak. Onun sa­ hibi millet olabilmeli.

Yalova’daki Termal Oteli’nin yıkılış

öyküsünü anlatır mısınız?

■ Termal Oteli, işin acayip yanı şu ki, bir kültür bakanı tarafından yıkıldı. Üstelik Mü-

kerrem Taşçıoğlu'nun o zamanlar benimle çe­

şitli temasları oluyordu. Böyle habersizce bu işe girişmesi son derece tatsız bir şey. Üstelik

o binanın değerini bir kültür bakanı öiarak bilmesi lazımdı. Aslında Termal Oteli’nin yı­ kılması boş bir sebepten: “Harap olmuş” da,

“Bina çürümüş” de... Hakikati öyle değil ta­

bii. Zaten öyle olsa bile, tamir edilemez mi? Bu mazeret o kadar sıradan ki. Yıkıldıktan sonra Taşçıoğlu, benim gönlümü almaya ça­ lıştı, “Aynısını, istediğiniz şekilde yapacağız” dedi. Sonra kaldı tabii. Orada A tatürk’ün odası vardı. Atatürk, odasının pek çok yeri­ ni kendi elleriyle çizmişti. Atatürk’ün kullan­ dığı yerler ne oldu acaba? Hiç bilmiyorum. Vahşet, hakikaten vahşet.

Maçka’daki Taşlık Şark Kahvesi de

aynı tehlike ile yüz yüze. Neler

söyleyeceksiniz?

■ Taşlık, bir bütünün parçasıdır. O, Hi- sar’daki “Direkli Yalı” olarak tanınan Am­

cazade Hüseyin Paşa Yalısı’nın modern bir

şeklidir. Ben, Şark Kahvesi’ni o zaman genç­

liğe hitaben düşünmüştüm. Eski mimariden ilham aldım; ama kubbe yapmak suretiyle de­ ğil. Benim düşündüğüm, daima modern Türk mimarisiydi. Şark Kahvesi’ni yaparken de amacım, modern mimaride bir eser vermek, bir sentez yapmaktı. Bunun yapılabileceğini millete anlatmaktı. Burası Türk mimarlığının simgesi olarak pek çok kitabın başına girdi.

İstanbul’da son yıllarda oldukça

yoğun bir yıkım çalışması var. Son

örneği ise Tarlabaşı. Bu uygulamayı

nasıl değerlendiriyorsunuz?

* İstanbul’daki uygulamalar son derece tehlikeli. Rastgele insanların elinde ve bugün

Anıtlar Kurulu gibi müesseseler olduğu hal

de, bir işe yaramıyor. Tarlabaşı falan derken İstanbul’un kendisi gidiyor. Eskiden İstan­ bul’da eski mahalleler, konaklar vardı. Önce onlar yıkılmaya başladı ve kalmadı. İstanbul1 da en son Beyoğlu kalmıştı. Biz eskiden Be­

yoğlu’nu hakir görürdük, alafranga derdik. Hakiki Türk mimarisi değil derdik. Halbuki yeni yapıların ardından anlaşıldı ki, orası çok özel, bize mahsus bir yermiş. Beyoğlu’nu ade­ ta bizler o binalar sayesinde daha fazla sev­ mişiz.

İstanbul Belediye Başkanı Bedrettin

Dalan, Tarlabaşı’nda, ‘Ben küçük bir

yüzdeyi yıkıyorum’ şeklinde

özetlenebilecek bir görüşü savunuyor.

Buna ne dersiniz?

■ Çok acayip bir şey. Bir adam kalkıp Pa­ ris için dese ki, “Ben bir caddenin kuyruğu­

nu kesiyorum” bakalım ne oluyor? Çiğ çiğ

yerler bunu yapmaya kalkışanı. Akla bile gel­ mez böyle bir şey. Bir belediye reisinin böyk bir işe girişmesi oralarda mümkün değil.

O zaman İstanbullular yaşadıkları

kenti koruyamıyorlar...

(2)

İstanbullular henüz kendi mallarına sa­ hip çıkamıyorlar ve bu gidişle çıkamayacak­ lar. Çünkü terbiye verilmiyor onlara. Halbuki senin ne mal olduğunu, ne biçim bir millet olduğunu anlamam için, nerede oturduğunu bilmem lazım. Derse ki, “Efendim ben Tar-

labaşı’nda oturuyorum”, aferin diyeceğim o

zaman. Gene beceriyorsun bu kadarını. Çün­ kü Tarlabaşı’nda medeniyet var.

Türkiye’de çok moda olan bir

uygulama var: Bir yapı yetersiz

kalmaya başladığı zaman, yeni eklerle

geliştiriliyor. Bu uygulamaya ne

diyorsunuz?

® Ek, birçok zamanlar yapılıyor. Çünkü yapı taşıyor, o bina kâfi gelmiyor. Ama bu çok nazik bir hadise, çok dikkatli yapmak la­ zım. Rastgele yapmamak lazım.

İleride sizin yapılarınıza da ek

yaparlarsa?

■ En kötü akibet, yıkılması. Yıkılmasm- dansa, ek yapılmasına razıyım.

Peki bir yapıya başlarken ileride

yıkılabileceği hiç aklınıza geliyor mu?

‘ Bir binayı yapan

mimar, ayakta duracak

diye yapar. Mimarlık

hakkı, yalnız mimarlık

değil, sanat hakkı da

demeyeceğim, insanlık

hakkı vardır. Mimar

olun, şair olun,m üzikçi

olun, ne olursanız olun,

bir artistsiniz. Bu hakka

da kimse tecavüz

edemez.

■ Doğrusunu söyleyeyim, yıkılabilir diye: hiç düşünmüyorum. Bir binayı yapan mimar, ayakta duracak diye yapar. Yoksa yapmaya, eli varmaz. Çünkü yıkılması bir cinayettir. Bi­ nalarımın yıkılması bir şanssızlıktır. Meslek hayatımda çok şanslarım oldu. Hakikaten ol­ mayacak bir yaşta, olmayacak binalar yapa­ bildim, Atatürk ile karşılaşabildim. Atatürk’­ ün ilgisini çekebildim. Bundan daha büyük bir şans olamaz. Ama yıkılması çok şanssız­ lık.

Bir yandan siz ödül alırken, öte

yandan yapılarınızın yıkılmasına ne

diyorsunuz?

■ Hem ödül almak, hem de yıkılmasında bir tezat var doğrusu. Madem ki bir adam yaptıklarıyla ödül alabilecek durumdadır, de­ mek ki yaptığı binaları korumak lazım, yık­ mak değil.

Eserleriniz üzerinde hiç bir hakkınız

yok mu?

■ Bizim haklarımız çok acayip bir şekil­ de. Mimarlık hakkı, yalnız mimarlık değil, sa­ nat hakkı da demeyeceğim, insanlık hakkı vardır. Mimar olun, şair olun, müzikçi olun; ne olursanız olun, bir artistsiniz. İnsanlık hakkı olur, kimse tecavüz edemez. Edememe­ si lazım. Ama kullanamıyorsunuz. Yasal hiç­ bir hakkınız yot, adam yıkıyor. Ben bir defa yıkayım da, sonra sen ne yaparsan yap diyor. Zihniyeti düşününüz. Bu kâfi gelmeyince, ya­ lan da söylüyor. Yani o esnada büyük patırtı olmasın diye. Sözüm ona böyle kurnazlıklar yapılıyor. Ne denir?

Teşekkür ederim.

Referanslar

Benzer Belgeler

(JOURNAL OF CUMHURIYET UNIVERSITY SCHOOL OF NURSING) Cilt: 12 Sayı: 1 Nisan 2008 Yılda üç sayı

olumlu 1869 yılında yayımladığı Fran­ sızca kitapta Polonez Mustafa Ce- lalettin Paşa, Tanzimat Ferma- nı’yla Avrupa’nın güçlü sanayii karşısında

İki muharrir bunun üzerine Mehmet Rauf beyin oturduğu eve koşmuşlar— Halit Ziya bey bîr çilingir buldurarak , kapıyı açtırmış- İçeri girdikleri ; zaman

Consequently, this study is considerable interest to evaluate principle sensitivity of TAC towards Cu 2+ and effect of Cu 2+ ions to the spectrochemical properties of TAC

Hamdullah Suphi Tanrıöver, hu eski zaman konağında, inşaat m ü­ hendisi olan küçük oğlu ve geliniy­ le birlikte oturmaktadır.. Esi Saide hanim ise, kışın

Türkiye ]okey K ulübü Başkanı yüksek mühendis Özdemir Atman ve eşi Meral Atman, kızları Esra, Lale ve Begüm ile birlikte Kanlıca K örfezindeki, 1.sınıf

Evet, Haldun Taner'den, onun yapıtlarından, kişiliğinden, yenilikçi ruhundan, dünya alemin bildiği tevazuundan, kendisine kattığını söylediği değerlerden, ona

Araştırma sırasın- da altının kaynağının derinlerdeki altın rezervi olduğunu doğru- lamak için yapılan laboratuvar çalışmalarında sera ortamındaki okaliptüs