ÇIK AN KISM IN ÖZETİ — Karaos- manoğlu, Mehmet Rauf, Şahabettiıı Süleyman, Ahmet Hafim, Yahya K e mal ve Cenap Sahabettin den sonra bu günkü yazısında, Süleyman Nazif’e ait hâtıralarını anlatmaya devam ediyor.
■ ıııııı■ı•■ı■■■■■ i m m ı ı ı ı ı ı ı ııı
F
AKAT, ne çare ki, bu insan bir kere «Biz nasıl şiir isteriz?» di ye, hem de hece vezniyle şu mıs raları yazmış bulunuyordu: «Köroğlu» ne? Anadolu dağlarında görünen, Hep evleri, yapıları çamurlara bürünen Köylerde, rençperlerin yurtlarında oku nur Bir kitap ki, ya bir yetime keçisini çaldırtır. Ya bir çiftçi çocuğunu ıssız dağa kal-dırtır. Öyle şeyler belletir ki akıllara doku nur.» Süleyman Nazife göre, Bâkıy'den Hâ- mid'e kadar bütün büyük Osmanlı şair lerini inkâr manasını ifade eden bu söz lerden daha «şeni» bir küfür, daha saç ma bir hezeyan olamazdı ve garibi şu ki, Türk Ocağı memleketin «mefahiri» ne karşı böylesine bir tecavüzde bulunmuş olan adamı «Milli Türk Şairi» ilân et mek cür'etini göstermişti. Bu çifte «şe naat» önünde Süleyman Nazif nasıl ka yıtsız kalabilirdi? Nitekim, çok geçme den, zavallı Mehmet Emin Beye «Balıkçı Salih Reisin oğlu» veya «Rüsumatcı Me- met» gibi adlar takmakla yetinmeyecek, onu, bir gün, Türk Ocağının harimlnde, yüzlerce kişilik bir topluluk içinde tah kir etmek fırsatını bulacaktı.
SÖZ DÜELLOSU
Bu topluluğu bir çok tanınmış şah siyetlerle erkek ve kadın bir alay milli yetçi gençler teşkil ediyordu. Herkes, konfrans şalinin henüz perdesi açılma mış sahnesi karşısında, biraz sonra ya pılacak bir törenin başlamasını sessiz sessiz beklemekte idi. İşte, tam bu sı rada, birden bire şu sözleri haykıran bir sesin yükseldiği işitilmişti:
«— Görüyor musunuz, bu adamın karşınızdaki resmi neyi ifade ediyor? «Ben buraya kendi «kadri kıymetim» dolayısıyla değil «Rabbimin fazlı» saye sinde konmuş bulunuyorum diyor. Ne veciz bir İntakı hak!»
Başlar sesin geldiği tarafa dönünce Süleyman Nazif'in ayağa kalkmış olarak, Mehmet Emin'ln, sahnenin sağ tarafında yüksek bir yere asılmış kocaman bir fo toğrafını ve bu fotoğrafın üstündeki «Ha
zâ min fadli Rabbi» yazılı bir levhayı elile işaret ettiği görüldü. Dönen başlar arasında en ön safta oturan Mehmet Emin Beyin başı da vardı.
Bunun üzerine, yine ön sıradan biri yerinden fırlayıp hızlı adımlarla sahne ye doğru yürüdü ve ayni hızla sahnenin yan basamaklarından çıkıp kapalı perde önünde dimdik durarak aşağı yukarı şöy le konuştu:
«— Burası milli mefkûreye bağlı kim selerin yeridir. Aksi kanaatte olanların aramıza girip fitne ve fesat sokmaya hak ları yoktur. Hele demin bağırıp çağıran zat gibi Ocağımızın temiz havasını bir takım şahsi gayızlarla bulandırmaya hiç hakkı yoktur. Böylelerine karşı almak mecburiyetinde kalacağımız tedbirlerin ise ne olabileceğini izaha lüzum görms- yorum»
Buraya son derece kısaltarak ve pek eksik olarak yazdığım bu sözleri söyle yen Türk Ocağı başkanı Hamdullah Sup hi idi ( I) ve aklımda kaldığına göre, Süleyman Nazif, Hamdullah Suphi'nin bu sözlerini bir takım karşılıklarla kese rek konfrans şalinden çıkıp gitmiş; fa kat, Türkçülük cereyanı ve Türk Ocağı ile mücadelesi asıl bundan sonra baş lamıştı. Hele, bu hâdiseden önce, bir ( I ) Aradan elli yıl geçtiği için bu konulmaya dair hâtıramı dostum Ham dullah Suphi tazelemek lûtfunda bulu nursa. kendisine minnettar kalacağım.
aile dostu olarak pek samimi münase bette bulunduğu Hamdullah Suphi'ye karşı gözünü öyle bir öfke bürümüştü ki, ona düşmanlığı «Bu isimde bir adam ta- nımayorum» diyecek kadar ileri götür müştü. Rahmetli Ruşen Eşref'in «Diyor lar ki» adı altında topladığı edebiyat anketlerine verdiği yazılı cevapta onun Hamdullah Suphi bahsine şöyle dokun duğunu görürüz: «Merhum Suphi Paşa nın oğullarından tanıdıklarım vardır. Hattâ, bunlar arasında Vahap Beyefendi pek aziz dostumdur. Fakat Hamdullah ismini ilk defa işitiyorum.»
Bununla beraber Süleyman Nazif'in ateşli, kinci huyu, övmekte olduğu gibi yermekte de sınır bilmeyen mizacı iti raf ederim ki, onu, hiçbir zaman ne eski kasidecilerimizin kendileri yerde sürü nüp övdüklerini göklere çıkarma, ne de eski «heccav» larımızın yerdiklerini ka ba ve iğrenç cinaslarla kirletme çığrına sürüklemiştir. Meselâ tapınırcasına be ğendiği Abdülhak Hâmid'e yalnız «dâhii azam» veya «kudreti külliyeden bir cü zü» demek ve şair olarak hiç beğenme diği Namık Kemal Zade Ali Ekrem bey için «Şu, Allahın hikmetine bakın; kâh babasız bir çocuktan bir Peygamber çı karır ( II) , kâh büyük bir babanın oğlu nu bir hiç menzelesine indirir» sözünü söylemekle kalırdı.
( I I ) Süleyman Nazif lysa Peygam beri kastediyor.