512
miktarlarda olarak üç defa yenir : Sabahle yin aç karnına veya kahvaltıdan sonra, saat on birde ve akşam yemeğinden önce saat on yedi veya on sekizde. Kür yapılırken üzümün kabuğu çıkarılmalıdır. Üzüm suyu ile de kür yapılabilir. Bunun için, çekirdekleri çıkarıl mak suretiyle üzümün suyunu bir iki gün önce almalı ve serin bir yerde muhafaza etmelidir.
Üzümün muhafazası : Sofra üzümleri, asma dalının bir parçasiyle mücehhez olmak şartiyle epey müddet muhafaza edilir. Dal parçası suya batırılmış olarak, salkımlar harareti devamlı surette 5 - 6 derece olan bir yerde tutulur. Başka bir usul de, salkımları birbirinden uzak olarak meyva bahçesinin sepet örgülü çardakları üstüne yerleştirmek yahut da serin ve iyi havalandırılmış bir oda nın tavanına asmaktır. Fakat bu usulde üzüm lerin bir kısım suyu buhar olup uçar ve tane ler az çok buruşur ve kurur.
Üzüm yaş veya kuru olarak tabiî ha linde yendiği gibi, reçeli, hoşafı da yapılır. Yerine göre yaş veya kurusu; pastalara, pu dinglere, keklere de girer.
(Dr. Hüseyin Balı)
V A Z O D A ÇİÇEK — Sunî çiçek ya
pan sanatkâr eller, çiçek resimleri çizen ma hir ressamlar, bu güzel yaratıkların şekilleri ni benzetmekte ne kadar muvaffak olurlarsa olsunlar, binbir tenevvü arzeden o nazlı renk imtizaçlarını tamamiyle taklidedebilmekten
âcizdirler.
Bir çiçek tablosu, sunî bir çiçek demeti, yaşıyan ve teneffüs eden ve gonca gonca açılan pürhayat çiçeğin kabil değil yerini alamaz ve tutamaz. Hakikî çiçekle sunî çi çek arasındaki nispet, güzel bir bakire ile onun heykeli arasındaki fark kadar ezici bir üstünlük arzeder.
Bunun içindir ki biz insanlar çiçeğin daima kendisini arar ve hemen her yerde onu görmek, etrafımızı, odamızı ve sofraları mızı onunla süslemek isteriz.
Çiçek nazlı bir varlıktır. Bütün nazlı varlıkları kullanıp idare etmek bir vukuf ve
Vazodajçiçck
bir bilgi işidir. İnsanların çiçeklere karşı ( duyduğu sevgi ve alâka daima derinleşip genişliyen bir sanatı, çiçekçilik sanatını do ğurmuştur.
Mevzuu daha fazla dağıtıp yaymaktan çekinerek başlığımızın sınırları içine
gire-AYLIK ANSİKLOPEDİ
bilecek faydalı cihetleri hulâsa halinde oku yanların istifadesine arzedelim.
Dikkat edilirse görülür ki çiçeklerden bir kısmı bahçede iken güzel göründükleri halde vazoya alındıkları zaman ayni şirinliği muhafaza edemezler. Diğer bazı çiçekler de bahçedeki çirkin durumlarına rağmen vazoda dilberleşirler. Tabiat bunları gayet ölçülü ola
rak tâyin ve tasnif etmiş ve âdeta bunu ke sip vazoya koyarsınız, bununla da bahçenizi süslersiniz demiştir.
Meselâ bir karanfil fidanı eğri büğrü, çirkin ve yatık dallarile bahçede iken taşıdığı çelimsiz ve mânâsız ifadeyi, kesilmiş çiçekle rinin vazoda birleşmesile derhal kaybederek mevzun ve asîl bir edaya bürünür.
Diğer taraftan Kanna tespih çiçeği şen lik ve şetarete boğduğu bahçemizden kesile rek vazoya alınınca bir saray salonuna sokul muş şuh köylü kızı gibi küser ve dargınlaşır. Çiçekleri vazolara yerleştirmek ve onları uzun müddet yaşatmak hususunda muhtacol- duğumuz bilgiler şunlardır :
U z u n s a p l ı ç i ç e k l e r ( gül, yıl dız, sümbül teber, glayöl vesaire ) dar ve uzun vazolara az miktarda konulmalıdır.
K ı s a s a p l ı ç i ç e k l e r , geniş kai deli, alçak vazolara seyrekçe ve dağınık ola rak yerleştirilmelidir. Cam ve kristal vazolar çiçeklerin sap ve kaidelerini daha doğrusu su içindeki çirkin taraflarını göstereceğin den daha çok seramik toprak vazolar tercih edilmelidir.
Vazolara ayni renkten çiçeklerin bir ara da konulması daha kibar olacağından birbiri nin zıddı renkleri bir vazoda bulundurmaktan çekinmelidir. Tabiat bir kökte yalnız bir renk çiçek yetiştirmekle bizim zevklerimize rehper- lik ederken buna aykırı hareket edilmemeli ve başka bir çiçeğe ait yaprakları diğer bir çiçeğin vazosuna garnitür olarak kullanmama lıdır.
Geniş kaideli vazoları yüksek yerlere, dar ve uzun boylu vazoları alçak yerlere koy malı, vazonun mühim bir kısmını gayri mun tazam şekilde maskelemesi için çiçeklerin ba zılarını aşağı sarkacak vaziyette yerleştir melidir.
Kesilmiş çiçeklerin s a p u ç l a r ı a u - y u k o l a y e m m e k ü z e r e keskin bir çakı veya jiletle, emine sathının fazla olması nı teminen mail surette kesilmelidir.
Su içinde mevcut ve gözle görülmesi gayri kabil mevaddı uzviye elyafı, sapların su emme kabiliyetini sekteye uğratıp onları ça buk soldurabileceğinden h e r i k i g ü n d e b i r sap uçları gene keskin bir çakı ile aynı surette kesilmelidir. Bu bakımdan vazolara konacak suların kabil olduğu kadar berrak olmasına dikkat etmeli veyahut su içindeki mevaddı uzviyeyi tahrip ve tersibetmek üzere küçük bir parça aspirin veya elenmiş odun kömürü tozunu, vazo boşken suyun içine atmalı, beş on dakika sonra da çiçekleri koy malıdır.
V a z o l a r ı n s u l a r ı h e r i k i g ü n d e b i r t a z e l e n m e l i d i r .
Ç i ç e k l e r i v a z o y a k o y m a d a n e v v e l bir kova içine tamamiyle daldırıp on beş dakika kendi haline terketm eli: ve on dan sonra temizce vazolara almalıdır. Bu su retle su içine gatsedilmiş olan çiçekler bün yelerine geçirecekleri bol su sayesinde uzun müddet dayanma kabiliyetini kazanırlar.
Vazodaki çiçeklerin kendi fidanlarından alabildikleri su miktarını vazo suyundan ta mamiyle almaları imkânsız olduğundan yaprak
No. 16 - Ağustos 1945
ve bunlardan tebahhurat yoliyle kaçırdıkları suyu telâfi edemezler. Bunun için kendi bün yelerinden fazla suyun tebahhuruna mâni ol mak üzere günün muayyen saatlerinde ince bir püskürgeç (el pülverizatörü) ile ü z e r l e r i n e g a y e t i n c e s u p ü s k ü r t m e l i ve odadaki eşyayı ıslatmamak üzere etrafına kullanılmış gazeteler yaymalıdır.
Vazodaki çiçekleri o k ş a m a k , k o k l a m a k dayanma kabiliyetlerini azaltır.
(Ziraat Mühendisi Mevlût Baysal)
YESAR İ, MAHMUT - (1895 - 1945)
Açık türkçe, kıvrak, sürükleyici üslûbu dola- yısiyle geniş okuyucu kütlelerinin sevgi ve rağbetini kazanmış muharrir, edip, hikâyeci ve romancı.
1895 te İstanbul’da doğan Mahmut Ye- sari büyük hattat Yesari Mehmet Esat Efen dinin torununun oğlu, gene meşhur hattatla rımızdan Yesari Mustafa İzzet Efendinin to runu ve eski Ataşemili- terlerimizden Miralay Fahr.eddin Beyin oğludur. İstanbul Lisesinde ve Sanayii Nefise Mek tebi Alisinde tahsil g ö ren Mahmut Yesari, Birinci Dünya Harbinde yedek subay olarak as kerlik vazifesini Çanak kale’de yaptıktan sonra edebiyata atıldı ve bü tün hayatını edebiyata hasrederek geçirdi.
Mahmut Yesarinin basın hayatı, Gıdık adlı mizah gazetesine karikatür yapmakla başladı. İlk karikatürü bu mecmuanın on altıncı numara vo 16 aralık 1326 (1910) tarihli nushasındadır. Bu resim Sait ve Hakkı Paşa ları karşı karşıya konuşturmaktadır (İlk resmi olduğu yazılan Emrullah Efendi karikatürü on yedinci nüshadadır. Mahmut arkadaşımdı ve Gıdık gazetesine yaptığım resimler altıncı numarasına konduktan sonra onu oraya ben tanıtmıştım; iyi resim yapardı). Sonra, zama nında rağbet gören «Kelebek» adındaki edebî mizah gazetesini çıkaranlar arasında idi. Mahmut, son günlerine kadar yazı yazmak tan geri durmadı. Yüzü aşan roman, telif veya tercüme piyes, birçok mektep temsilleri, sayısı hesaplanamıyacak kadar çok hikâye ve mizahî fıkra yazdı. Mahmudun yazısı çıkmı- yan gazete ve mecmua yok gibidir.
Mahmut Yesaıinin birçok romanları ara sında başlıca, «Geceleyin Sokaklar», «Has Bahçe» , «Çoban Yıldızı», «Çulluk», «Pervin A b la », «Bağrı Yanık Ö m er», «Bahçemde Bir Gül A çtı» , «Tipi Dindi» , «Ak Saçlı Genç Kız», «Dağ Rüzgârı» ve «Su Sinekleri» sayı labilir.
Mahmut Yesari, birkaç sene evvel ve reme yakalandı ve Yakacık Sanatoryomunda tedavi edilerek tekrar çalışmağa başladıysa da bir müddet önce ayni hastalıktan Cerrahpaşa Hastanesinde ve daha sonra gene Yakacık Sanatoryomunda tedavi altına alındı, fakat bu sefer bu amansız hastalıktan kurtulamı- yarak 16 ağustos 1945 te saat on ikiyi çeyrek geçe Allahın rahmetine kavuştu.
Mahmut Yesari, dürüst, halûk ve temiz bir insan; mütevazi, mahviyetkâr, halkçı bir muharrirdi. Bu itibarla kendisini, tanıdıklarına olduğu kadar, eserlerini okuyan geniş kütle lere de sevdirmişti.
Onun belki de tek kusuru, Ömer Rıza Doğrul’ un da pek doğru olarak tahlil ettiği