Lowry, kitabında Ermeni sorununa yeni bir yaklaşım getiriyor
Temel tez, su götürür
Barış gönüllüsü olarak geldiği
Türkiye’de yaşamının iki yılını
Balıkesir’in Bereketli köyünde
geçiren A BD ’li bilim adamı Heath
W.Lowry, yeni kitabında Ermeni
propagandalarına kaynaklık yapan
“ Büyükelçi Morgenthau’nun
Öyküsü’’nün ardındaki öyküyü
anlatıyor.
The Story Behind
Amfoısıılor Morgentlm's Story
UFUK GÜLDEMİR W A S H IN G T O N Geçen ay yayımlanan son kita bıyla, Ermeni tezlerinin temel da yanaklarından büyükelçi Morgent hau’nun anılarını tartışma platfor muna getiren Dr. Heath Lowry, dostları arasında “ Amerika’yı en iyi tanıyan Türk” diye bilinir. Çünkü Heath Lowry, Türkiye ve Türkleri o kadar iyi tanımaktadır ki “ Türkiye’yi en iyi bilen Amerikalı” tanımlaması onun gerçek durumunu yansıtmakta yetersiz kalır. Dr. Lowry, bir tür, Moltke Paşa, Goltz Paşa, Liman Paşa ekolünün 20. yüzyıldaki devamıdır.
Barış gönüllüsü olarak geldiği Türkiye’de yaşamının iki yılını Balıkesir yakınlarındaki Bereketli köyünde ge çirmesi, onu, bu mikro kosmosta, derinliğinin ayrıntı larına pek az kentli entelektüelin tanık olduğu ince ent rikaların, çeşitlendirilmiş cinselliklerin, diplomasi dün yasını şaşırtacak nüanslar arzeden köy dengelerinin bi rinci el gözlemcisi yapmıştır.
Hindistan’da büyüyüp Bereketli’de,idealist genç ola rak çalışan, Fas’ta Allen Ginsberg ve William Burro- ugh ile birlikteliğine uzanan, ardından hoca olarak Bo ğaziçi Üniversitesi’nde süren Dr. Lowry’nin renkli ya şamı, bugün, Washington’da resmi ve gayri resmi çev relerin, Türkiye ile ilgili konularda görüşüne başvur madan edemediği Türk Araştırmaları Enstitüsü’nün di rektörü olarak sürüyor. Yeni kitabına ilişkin yöneltti ğimiz sorular ve Dr. Lowry’nin yanıtları şöyle:
— Sizi izleyenler zaman zaman geniş ilgi alanınız karşısında şaşırır. Trabzon tarihinden Selanik’e, 15. yüzyıl Limni tahrir defterlerinden hüsni hat’a, ora dan Türk-Ermeni ilişkilerine uzanan bir ilgi...
— Hobim olan hüsnü hat üzerindeki araştırmalarım dışında saydığınız tüm konuların aslında ortak bir pa yandası var. Bu payandanın temel ilgisi özellikle Rum, Ermeni ve Yahudiler olmak üzere Osmanlı yönetimi altında yaşamış tebaya dönük. 15. yüzyıldan 20. yüz yıla kadar uzanan tarih yolculuğumun sonucunda or taya çıkan yayınlar üç aşağı beş yukarı Osmanlı Dev- leti’nin bu çok uluslu dokusu ile ilgilidir. Ispanya’da Müslümanlar, tüm Avrupa’da da Yahudilerin inançla rı dolayısıyla kovuşturulduğu bir dönemde, Osmanlı tebasının, bazen çok pahalıya mal olacak şekilde oto nomiye özendirilmesi beni hep cezbetmiştir. Bu bakım dan Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Türk-Ermeni iliş kileri üzerine yapılacak incelemeler, 2. Mehmet’in 1461’de Trabzon’u fethinden sonra gayri Müslimlere gösterdiği toleranstan soyutlanamaz.
— Türkiye ile ilk kez ne zaman ilgilenmeye başla dınız?
— Türkiye’ye ilk kez 1964’te barış gönüllüsü olarak geldim ve Balıkesir'in Konakpınar nahiyesinin Bereketli köyünde iki yıl yaşadım. En ufak bir şüphe duymadan söylüyorum, orada geçirdiğim iki yıl ve bu sürede ku rulan dostluklar yaşamımın en önemli olaylarıdır. Be- reketli’den 1966’da ayrılırken iki şeye ikna olmuştum: Birincisi Türkiye ve Türklere bana gösterilen misafir perverliğin karşılığını hiçbir zaman ödeyemeyeceğime, İkincisi de Türkler ve tarihleri hakkında daha fazla öğ renmem gerektiğine. Yaşamımı çeyrek yüzyıldır işte bu iki yıllık deneyim şekillendiriyor. Bu hızla gider sem, yaşamım boyunca Türkiye hakkında öğrenmeye devam edeceğim.
— Dostlarınız bazen size “Amerika’yı en iyi bilen Türk” diye takılır. Bunda, nüanstı bir Türk muha fazakârlığına sahip olmanızın yanı sıra Türkçeyi mü kemmel biliyor olmanızın da rolü var. Siz nasıl açık lıyorsunuz?
— Bunu, Türkçe konuşurken her yanlışımı düzelt mekte bir saniye gecikmeyen Türk eşim Demet ve üç çocuğumuzun yanı sıra Türkiye’de toplam 12 yıl ya şamış olmama ve mesleğim gereği her an Türkçe ve Os- manlıca okumak zorunda olmama borçlu olduğumu sa nıyorum.
— Türk-Ermeni ilişkilerini anlamamıza önemli kat kılarda bulunmuş bir bilim adamı olarak Türkiye’ de bu konuda yapılan bilimsel çalışmaları nasıl bu luyorsunuz?
— Bu sorunun yanıtı biraz komplike. Türkiye’deki bilimsel çalışmaların karşısındaki en büyük sorun, 1915 ile 1980 arasında bu konuda ne bir araştırma ne de bir yayın yapılmış olmasından kaynaklanıyor. Bunun çe şitli nedenlerinin yanı sıra Atatürk ve haleflerinin Türkiye’nin ve halkının dikkatini geçmişten çok gele ceğe çevirmek istemesindeki kararlılıklarının da rolü var. Bu şöyle uç verdi: Türkler bu süre içinde Ermeni- lerin Avrupa ve Amerika’da yaptıkları yayınların Batı kamuoyu üzerinde yarattığı etkiden habersiz oldu. An
cak, 1970’lerdeki Ermeni teröründen sonra Ermeni id dialarına yanıt verilmeye başlandı. Kâmuran Gürün’ün
“ Ermeni Dosyası” adlı çalışması hariç, son 15 yılda Türk bilim adamı ve diplomatlarının kitapları incelen diğinde, pek çoğunun karşı kampın tezlerinin dayanak larını iyi kavramadıkları görülüyor. Bu da o kitapla rın, Batı kamuoyunu ikna etmek şeklinde özetlenebi lecek kaleme alınma amacını, yerine getirmekten ala- koyuyor. Bu yüzden Ermeni propagandaları uzun yıl lar yanıtsız kalmıştır; çünkü bu propagandanın üzeri ne kurulu olduğu kaynak kanıtlar üzerinde fazla du rulmamıştır. Tüm Batı âlemi, bir “ Ermeni soykırımı”
olduğuna inanırken Türkiye’nin, Ermenilerin bu olay lar sırasında çekmiş olduğu dikkate değer acıları göz ardı etmesi veya gayet doğru bir şekilde bu olaylar sı rasında Türklerin de telef olduğunu gündeme getirme si durumu kurtarmaya yetmez. Aksine Türk bilim adamları öncelikle Ermeni pozisyonunun ne olduğu ko nusunda teçhiz olmalıdır. Ermeni propagandalarına kaynaklık yapan bu kitapların birisi, “Büyükelçi Mor
genthau’nun Öyküsü” adını taşıyordu. Benim yeni ki
tabım, işte bu kaynağın “tartışılmazlığını” tartışıyor.
— Bilimsel çalışmaların dışında başka ne tür adım larla bu etki nötralize edilebilir?
— Amerika, bir süper güç olarak tüm dünyanın aya ğına gelmesini ister. Türkler bunu anlamakta güçlük çekmemeli, çünkü, 600 yıllık tarihinde bir süper güç olmuş olan Osmanlı Imparatorluğu’nun da dış dünya ya tavrı aynen böyleydi. Buna ek olarak Amerikalılar dış dünya hakkında fazla bilgiye sahip değildir. Türki ye’nin son 7-8 yılda Türk tarihini yurtdışmda gezici ser gilerle hatırlatması bu bakımdan çok önem taşıyor. Böyle şeylerin etkisi ani olmaz, ama zamanla birikim olur. Bizim burada başlıca sorunumuz Türk aleyhtarı yazılar değil, bihaber yazılar olmuştur. Bu çerçevede son yıllarda cesaretlendirici gelişmeler oluyor.
— Elinizde yeni proje var mı?
— 1915 baharında Van’da meydana gelen bir Erme ni ayaklanması ve bu sivil hareketin İstanbul’da Jön Türk hareketine etkisi üzerine bir monografi üzerin de çalışıyorum. Van’ın önemini anlamadan, hüküme tin tehcir (göç ettirme) politikalarını neden seçtiğini an lamamızın çok güç olacağını söylemek fazla abartmak olmaz. □
Anıları Ermeni iddialarına temel tez teşkil eden büyükelçi Morgenthaüya Talat Paşa’nın verdiği fotoğraf. (Franklin Roosevelt Kitaplığımdan). Ve Morgenthaünun öyküsünün elçilikte görevli iki Ermeni tarafından kaleme alındığı tezini ileri süren Heath Lowry
S A Y F A C U M H U R İ Y E T K İ T A P S A Y I 36
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi