Soru 3: Yerel/bölgesel bağlam bilgi, öğrenme ve yenilik süreçlerine nasıl etki etmektedir? Yerel gömülülük ve mekânsal dinamikler yakınlığın farklı boyutlarını

2.2. Bölgesel Kalkınma Teorilerinde Yenilik

2.3.3. Bilgi ve Öğrenme Süreçlerinin Çıktısı: Yenilik

2.3.3.2. Yenilik Modelleri

Yeniliğin doğasını ve işleyişini anlamak ve bunları ortaya koymak için bazı yenilik modelleri geliştirilmiştir: doğrusal ve doğrusal olmayan (Karaöz ve Albeni, 2003: 36).

10 Radikal yeniliğin en fazla karıştırıldığı kavram icattır. İcat yeni geliştirilmiş ürünler, üretim süreçleri, sistemlerle ilgili bir fikir, çizim ya da modeldir. İcatlar her zaman olmasa da sıklıkla patent koruması altına alınırlar ancak mutlaka bir teknolojik yeniliğe neden olmazlar. İktisadi anlamda yenilik çoğu kez icat kavramını içinde barındırsa da aslında icat sonucu ortaya çıkan yeni ürün, üretim süreci ya da cihazla ilgili bir ticari başarı meydana geldiği zaman ortaya çıkmaktadır (Tuncel, 2012: 87; Oğuztürk, 2003: 255).

52 Doğrusal yenilik modeli ya da teknoloji itişli model, bilimsel uygulamalı yenilik varsayımına dayalı olarak soyutlamanın en üst seviyesinde meydana gelen Ar-Ge, tasarım, üretim ve pazarlama aşamaları sonucu ortaya çıkar (Sokol, 2011: 69;

Fagerberg, 2005: 8; Leonard ve Sensiper, 1998: 116).

Doğrusal yenilik modeli araştırma laboratuvarlarından üretim hattına, pazarlama departmanlarına ve perakende çıkışa kadar işletme aşamalarının bir seri içinde iyi tanımlandığı büyük şirketlere odaklanmıştır. O şirketin diğer bölümlerinden ayrı olarak çalışan mühendisler ve bilim adamları gelişmeye dayalı formal araştırma ve geliştirmeyi ifade etmektedir (Mackinon ve Cumbers, 2007: 231-232).

Doğrusal modelde, yenilik sürecinin farklı aşamaları arasında meydana gelen döngüler ve geri bildirimlerin çoğu göz ardı edilmektedir (Fagerberg, 2005: 9). Bu nedenle 1970’lerde ikinci kuşak diyebileceğimiz talep çekmeli veya etkileşimli yenilik modeli ortaya çıkmıştır (Tuncel, 2012: 96; Karagöz ve Albeni, 2003: 38).

Bu model müşterilerle yakın ilişkilerden sonuçlanan yeni düşüncelerin bir başlatıcısı olarak pazarlamanın rolüne değinmektedir. Bu modelin önemli bir özelliği geri besleme sürecine dayandığı için öğrenme yeteneğine sahip olmasıdır. Öğrenme yeteneğinin var olması yenilik sürecinde ortaya çıkacak bazı aksaklıkların giderilmesine ve böylelikle sürecin daha iyi yönetilmesine olanak tanır (Tuncel, 2012: 96; Karagöz ve Albeni, 2003: 38).

Kurumsal ve evrimsel yaklaşımlar tarafından etkilenen etkileşimli yenilik modeli, yeniliği sosyal etkileşimli bir süreç olarak belirtmekte ve doğrusal süreçlerin tek yol olmadığını ortaya koymaktadır. Etkileşimli yenilik modeli üreticiler ve kullanıcılar (müşteriler) arasında ve yeniliğin çeşitli aşamaları arasında karşılıklı etkileşimi vurgulamaktadır (Sokol, 2011: 69; Mackinon ve Cumbers, 2007:232).

53 2.3.3.3. Yenilik Göstergeleri

Yenilik göstergeleri veya yeniliğin belirleyicileri birçok parametrenin bir araya getirilmesi ile oluşturulmaktadır. Yeniliğin belirleyicileri ve göstergeleri ile ilgili farklı disiplinler tarafından çeşitli göstergeler oluşturulmuştur. Bu çalışmaların bir sentezi olarak gösterilebilecek olan iki çalışma bize yol gösterici olacaktır: “Oslo Kılavuzu” ve

“European Innovation Scoreboard 2016”

Yenilik göstergeleri ya da belirleyicileri ile ilgili en kapsamlı çalışma, Avrupa Birliği tarafından hazırlanan ve son güncellemesi 2016 yılında yapılan “European Innovation Scoreboard 2016”dır. Çalışma bir yenilik indeksi niteliğinde olup üç kategoriden oluşmaktadır. Birinci kategoride yeniliği kolaylaştırıcı üç ana parametre bulunmaktadır: Beşeri sermaye, bilimsel çalışmalar, finans ve destek.

İkinci kategori firma faaliyetlerini kapsayan üç alt kategoriden meydana gelmektedir: Firma yatırımları, girişimcilik ve bağlantılar ve fikri mülkiyetler.

Üçüncü kategori çıktıları kapsayan iki alt kategori ve onların parametrelerinden oluşmaktadır: Yenilikçiler (ürün, süreç, pazar ve örgütsel yenilikler), ekonomik etkiler (istihdam, teknoloji ürünleri ihracatı, bilgi yoğun hizmetler ihracatı, yenilikçi firmaların yeni pazarlara satışları, dışardan temin edilen patent ve lisanslar).

İkinci çalışma ise OECD’nin 2005 yılında yayınladığı “Oslo Kılavuzu ”dur.

Oslo Kılavuzuna göre bilim ve teknoloji faaliyetlerinin ölçümü ile ilgili iki temel gösterge yeniliğin ölçümü ile doğrudan ilişkilidir:

 Patent istatistikleri,

 Ar-Ge’ye tahsis edilen kaynaklar.

54 Ayrıca, bibliyometri ve diğer çeşitli gösterge türleri de, her zaman firma düzeyinde bilgi mevcut olmamasına rağmen, tamamlayıcı bilgiler sağlamaktadır. Bu iki temel istatistik göstergesi, ticari ve teknik gazete yayımları, beşeri sermaye, ileri teknolojili sektörlerdeki faaliyetler, teknolojik ödeme dengesi, küreselleşme göstergeleri ile desteklenmektedir (Oslo Kılavuzu, 2006: 25).

Diğer taraftan bu kılavuz yenilik hakkında yapılacak çalışmalar için iki veri toplama yaklaşımı sunmaktadır. Birincisi,“konu” yaklaşımıdır. Bu yaklaşım firmanın bir bütün olarak yenilikçi davranış ve faaliyetlerini kapsamaktadır. Buradaki amaç, firmanın yenilikçi davranışını etkileyen faktörleri (stratejiler, teşvikler ve yeniliğin önündeki engeller) ve çeşitli yenilik faaliyetlerinin kapsamını ortaya çıkarmak; yeniliğin çıktılarını ve etkilerini incelemektir. Bu taramalar, sonuçların detaylandırılabilmesi ve endüstriler arasında karşılaştırmalar yapılabilmesi amacıyla tüm endüstrileri temsil edecek şekilde tasarlanmaktadır (Oslo Kılavuzu, 2006: 93-vd.).

İkincisi “hedef” yaklaşımıdır; belirli yenilikler hakkında veri toplanmasını kapsamaktadır (genellikle belli bir türdeki “önemli bir yenilik” veya bir firmanın temel yeniliği). Bu yaklaşım, belli bir yenilik hakkında birtakım tanımlayıcı, nicel ve nitel veri toplanmasını ve aynı zamanda firma hakkında veri aranmasını içermektedir (Oslo Kılavuzu, 2006: 93-vd.). Yenilik çalışmalarında ele alınan göstergelerin geçmişten günümüze değişimini Çizelge 2.3 özetlemektedir.

Görüldüğü gibi yeniliğin birçok belirleyicisi ve göstergesi bulunmaktadır.

Ancak yenilik göstergeleri içerisinde Ar-Ge ve patent istatistikleri hala en fazla kullanılan göstergelerdir (Makkonen, 2012: 12). Ar-Ge yenilik sürecinde bir girdi, patent ise sürecin bir çıktısıdır. Dolayısıyla yenilik faaliyetleri girdi ve çıktı ilişkisi kapsamında değerlendirilmektedir. Bu iki önemli göstergeye ek olarak beşeri

55 sermayenin ekonomik büyümedeki öneminin anlaşılması ile yenilik çalışmalarında beşeri sermaye de bir parametre olarak çalışmalara dahil edilmiştir. Bu nedenle çalışmanın bu bölümünde Ar-Ge, patent ve beşeri sermayeye kısaca değinilecektir.

Çizelge 2.3: Yenilik performansının ölçümüne ilişkin farklı evrelerde kullanılan göstergeler.

Birinci Evre Girdi Göstergeleri ( 1950-1960’lar)

İkinci Evre Çıktı göstergeleri (1970--80’ler)

Üçüncü Evre

İnovasyon Göstergeleri (1990’lar)

Dördüncü Evre Süreç Göstergeleri (2000’ler)

Ar-Ge girdileri, Bilgi Teknolojileri Personeli, Sermaye, Teknoloji Yoğunluğu

Patentler, Yayınlar, Ürünler, Kalite Dönüşümü

Anketler, Endeksler, İnovasyon kapasitesi karşılaştırması

Bilgi, Maddi olmayan varlıklar, Şebekeler- networkler, Talep, Kümeler, Yönetim teknikleri, Risk/getiri, Sistem dinamikleri

Kaynak: Karaata, 2012: 4.

Araştırma geliştirme (Ar-Ge) faaliyetleri: Ar-Ge faaliyetleri yeni ürünler, yeni süreçler, yeni bilgi ile sonuçlanan teknolojik değişimin temel kaynağıdır. Frascati Kılavuzunun da belirttiği gibi Ar-Ge bilgi stokunu artıran ve bu stoku yeni uygulamalar tasarlamak için sistematik olarak gerçekleştirilen yaratıcı bir süreçtir (Işık ve Kılınç, 2011: 17).

Ar-Ge faaliyetlerini, kamu ve özel sektör faaliyetleri şeklinde ayırmak mümkündür. Özel sektörde doğrudan firmalar kendi Ar-Ge birimlerini oluşturabildikleri gibi firma dışında bağımsız kuruluşlar şeklinde faaliyet gösteren araştırma merkezleri de kurabilirler. İş dünyası tarafından yapılan Ar-Ge faaliyetleri yeni ürünler ve süreçler, yüksek kalitede çıktılar ve yeni üretim süreçleriyle sonuçlanır. Devletin ve üniversitelerin yaptığı Ar-Ge faaliyetleri ise bilimsel bilgi ve kamusal hedefler üzerinde doğrudan bir etkiye sahip temel bilgiler üretirler (Guellec ve Pottelsberghe, 2001:105).

Ar-Ge yenilik sürecinde hayati bir rol oynamakla birlikte, çoğu yenilik faaliyeti Ar-Ge bazlı değildir ve yüksek vasıflı işçilere, diğer firma ve kamu araştırma

56 kurumlarıyla etkileşimlere ve bilgi öğrenimi ve kullanımını mümkün kılan bir organizasyonel yapıya dayanmaktadır (Oslo Kılavuzu, 2006: 32).

Patent: Buluş sahibine devlet tarafından verilen bir patent, buluş sahibinin izni olmadan başkalarının buluşu üretmesini, kullanmasını veya satmasını belirli bir süre boyunca engelleme hakkı vermektedir. Patenti elinde bulunduran buluş sahibi, diğer ticari mallarda olduğu gibi buluşunu alıp, satma ve kiraya verme gibi hakları elinde bulundurmuş olmaktadır (Kavak, 2009: 620).

Patent, yoğun bir emek, uzun bir zaman ve ciddi manada maddi yatırımlar sonucu ortaya çıkan bir buluşun güvence altına alınmasıdır. Bu güvence, aynı zamanda, araştırma süreci boyunca ortaya çıkan bilgilerin kodlanması anlamına da gelmektedir.

Böylece patentler, bir taraftan sahiplerine mülkiyet hakkı tanırken diğer taraftan icat ile ilgili detayların açıklanması sayesinde bilginin yayılma aracı olarak ta görülmektedir.

Bu nedenle rakip firmalar hiçbir maliyet ödemeden bu bilgilere erişebilmektedir.

Rekabetçi üstünlüklerini kaybetmek istemeyen firmalar bazı durumlarda (stratejik bilgi üretilen sektörlerde) yeni bir ürün, süreç geliştirse dahi bilgilerin ifşa olmaması için patent başvurusu yapmamaktadır. Nitekim saha çalışmasında havacılık ve savunma sanayinde benzer bir durum saptanmıştır.

Beşeri sermaye: Smith, Mill ve Marshall, iktisat literatüründe beşeri sermaye birikiminden söz eden ilk iktisatçılar olarak kabul edilmelerine karşın (Kibritçioğlu, 1998: 223), beşeri sermayenin sürdürülebilir büyümenin alternatifi olduğunu vurgulayan ilk kişi Lucas olmuştur. Lucas 1988’de yaptığı çalışmasında beşeri sermaye dışsallıklarının ekonomik kalkınma üzerindeki rolünü daha da geliştirmiş ve açıkça tanımlamıştır (Florida vd., 2008: 618). Lucas, ekonomik büyümenin beşeri sermayenin eğitim düzeyine bağlı olduğunu vurgulamakta ve eğitimli-nitelikli beşeri sermayenin

57 büyümedeki önemini ortaya koymaktadır. Bireylerin bilgi birikimlerini arttırmak yönünde aldığı kararların verimlilik artışına sebep olduğunu ileri süren Lucas, beşeri sermayenin ekonomik büyüme sürecini daha iyi açıkladığını ifade etmektedir (Saraç, 2011: 69).

Beşeri sermayenin yenilikteki rolü hem firma hem de genel düzeyde önemlidir.

Bu bağlamda beşeri sermayenin yenilik süreçlerine etkisini belirleyen bazı etkenler bulunmaktadır; eğitim sisteminin yenilikçi firma ve organizasyonların ihtiyaç ve beklentilerine karşılık verebilme durumu, firmaların kendi beşeri sermaye gelişimlerine yönelik yatırımları, yenilik faaliyetlerinin işçilerin niteliklerinden etkilenme durumu, firma içi eğitim süreçleri, iş gücü havuzunun yapısı ve sirkülasyon durumu gibi.

Bununla birlikte, beşeri sermayenin yenilikteki rolünün ölçülmesine yönelik yöntemler tam olarak geliştirilmemiş olup, yenilik taramalarından sınırlı bilgi elde edilebilmektedir (Oslo Kılavuzu, 2006: 47).

Belgede YAKINLIK TÜRLERİNİN FARKLI BİLGİ TABANLARINA SAHİP SEKTÖRLERDE BİLGİ, ÖĞRENME VE YENİLİK SÜREÇLERİNE ETKİSİ: ESKİŞEHİR ÖRNEĞİ (sayfa 74-80)