Vergi Yargılamasında Hakim Olan İlkeler

Belgede KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ (sayfa 24-28)

1.3.1. Re’sen Araştırma İlkesi

Yargılamanın yapılabilmesi için, taraflar iddialarının doğruluğunu ve gerçek olduğunu, hakimi ikna edecek bir şekilde ileri sürmesi, ispat etmesi gerekir. Özellikle medeni yargılamada bu görev taraflara aittir. Ceza ve vergi yargılamasında ise, hakim tarafların ileri sürmüş oldukları delillerle yetinmeyip bizzat bir taraf gibi hareket ederek davaya ilişkin delil toplar. Özellikle bu devletin taraf olduğu veya taraflardan birinin yanında olduğu konularda daha çok kendini hissettirir. Vergi ilişkisinde de taraflardan biri devlet olup, vergi dairesi onun adına kendine verilmiş görevleri yerine getirir. Yükümlü ise dava delillerinin toplanmasında vergi dairesine nazaran daha zayıftır. Çünkü vergiye ilişkin deliller yükümlünün dosyasında olup, söz konusu dosya da vergi dairesinde bulunmaktadır.

Yükümlünün söz konusu dosyaya ulaşması ise hemen hemen imkansızdır. Hakim re‟sen araştırma yaparak bu delillere ulaşabilir. Kanun gereği hakimin bu isteğinin ele yerine getirilmesi zorunludur. Her ne kadar hakim görevi icabı tarafların dışında ise de, gerçeğin ortaya çıkarılmasında kamu yararı büyüktür. İşte taraflardan bağımsız olmakla beraber hakimin de davaya esas teşkil edecek delillerin toplanmasında görevli olmasında „‟ re‟sen araştırma ilkesi denir (Bayraklı, 1998, 55-56).

İYUK‟nun Dosyaların İncelenmesi başlıklı 20/1. Maddesinde; „‟ Danıştay ile idare ve vergi mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yaparlar. Mahkemeler belirlenen süre içinde lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerin bulunması halinde bu süre, bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir‟‟ hükmüne yer verilerek, davaya bakan mahkemeye, re‟sen araştırma yetkisi verilmiştir.

İdari Yargılama Usulünün kendisine tanımış olduğu bu araştırma yetkisi çerçevesinde, idari yargı yeri, uyuşmazlığın çözümü; maddi ve hukuki uyuşmazlığın açıklığa kavuşturulması, kamu düzenini ilgilendiren konularda hukuka uygun davranılıp davranılmadığının ve tarafların iddia ve savunmalarının doğruluğunun saptanması

13

amacıyla gerekli, her türlü belge ve bilgiyi, ilgili kişi ve kuruluşlardan isteyebilir, keşif yapabilir ve teknik ve özel bilgi isteyen konularının açıklığa kavuşturulması için bilirkişiye başvurabilir (Candan, 2006b, 596).

Vergi mahkemeleri bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri yaparlar.

İdari yargıda re'sen araştırma ilkesi geçerli olduğundan, tarafların iddialarının doğru olup olmadığını araştırmak ve bu husustaki belgeleri ilgili idarelerden ve kişilerden getirtmek ve incelemek veya incelettirmek vergi mahkemesinin görevidir; vergi dairesinin savunma vermemiş olması ya da yükümlünün resmi makamlardan istenebilecek kanıtları kendisinin sunmamış olması bu görevin re'sen yerine getirilmesine engel değildir. Mahkemeler belirlenen süre içinde gerekli gördükleri belgelerin gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili yerlerden isteyebilirler. Bu konudaki kararların ilgililerce süresi içinde yerine getirilmesi zorunludur (Kaneti, 1989, 298).

Vergi yargısı organlarının, bakmakta oldukları bir davada gerekli gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilginin verilmesini isteyebilecekleri ilgili diğer yerler, kişiler olabileceği gibi kamu kurumları da olabilir. İlgili diğer yerler, davanın tarafları bakımından üçüncü kişi konumundadır. Üçüncü kişilerden istenen bilgi ve belgelerin hangi süre içinde mahkemeye verilmesi / gönderilmesi gerektiğine ilişkin herhangi bir kanuni süre belirlenmemiştir. Dolayısıyla, bu sürenin yargı organı tarafından belirlenmesi gerekmektedir. Uygulamada bu tür süreler genellikle otuz gün olarak belirlenmektedir.

Üçüncü kişilerin kendilerinden istenen bilgi ve belgeleri, buna ilişkin kararın kendilerine tebliği tarihinden itibaren otuz gün (belirlenen süre) içinde mahkemeye vermeleri/göndermeleri gerekir. Üçüncü kişilerin kendilerinden istenen bilgi ve belgeleri mahkemeye vermeleri için belirlenmiş yargısal bir süre olan bu sürenin haklı sebepler bulunması halinde bir defaya özgü olmak üzere uzatılması mümkündür( Karakoç, 2000c ).

1.3.2. Yazılı Olma İlkesi

Yargılama usulleri esas itibari ile yazılı ve sözlü yargılama olarak ikiye ayrılır.

İYUK‟un 1/2. Maddesinde; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanır ve inceleme evrak üzerinde

14

yapılır‟‟ kuralına yer verilmiştir. Bu hükme göre, idari yargıda açılan davalarda yazılı yargılama usulüne göre yargılama yapılır.

Vergi yargısında, davacı, davaya ilişkin olarak her türlü bilgi ve belgeyi mahkemeye yazılı olarak sunmalıdır. Aynı şekilde davalı idarenin savunmasını yine yazılı olarak yapması gerekir. Davaya bakan vergi mahkemesi söz konusu evrakların tamamı üzerinden inceleme yaparak karar verir.

Vergi yargısında yazılılık ilkesinin uygulanmasının amacı, davayı hızlandırmak suretiyle uyuşmazlığı en kısa zaman içinde çözümlemektir. İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda, bazı koşullar gerçekleştiği takdirde, vergi davalarında yazılılık ilkesi dışında duruşma yapılabileceği hükme bağlanmış bulunmaktadır (Kızılot & Kızılot, 2007, 290).

İdari Yargılama Usulü Kanununun 17 nci maddesinde, vergi davaları ve genel olarak idari davalarda duruşma ile ilgili esaslar düzenlenmektedir. Aslında, daha önceki açıklamalar da belirtildiği üzere, idari yargı yerlerinde yazılı yargılama usulü uygulanır.

İnceleme evrak üzerinde yapılır. İdari Yargılama Usulü Kanununun l nci maddesiyle hükme bağlanmış bulunan genel ilke böyle olmakla birlikte, sözlü yargılamaya tekabül eden duruşma usulü de bütünüyle ihmal edilmemiş, belli hallerde, tarafların duruşma istemesinin mümkün olduğu, gerek görülen durumlarda yargı yerinin de re'sen duruşma kararı verebileceği öngörülmüştür (Özbalcı, 1988, 335).

1.3.3. Toplu Yargılama Usulü İlkesi

Vergi yargısında, toplu yargılama usulü benimsenmiş bulunmaktadır. Yani, yargılama kural olarak kurul halinde yapılır. Bunun istisnası, 2576 sayılı kanunun 6.maddenin (a) ve (b) bentlerinde belirtilen uyuşmazlıklardan kaynaklanan toplam değeri 8.190,00 lirayı aşmayan davalar, vergi mahkemesi hakimlerinden biri tarafından tek hakimli olarak çözümlenir.

Toplu yargılama usulü ile, kurul halinde toplanan mahkeme, dava dosyasını kurula katılan hakimlerin farklı görüşleri ile tartışabilir, bunun sonucunda davalar bir çok farklı bakış açısı ile ele alınmış ve çözüme kavuşturulmuş olur.

15 1.3.4. Usul Ekonomisi İlkesi

Usul ekonomisi, yasalarda öngörülen düzenleme çerçevesinde yargılamanın kolaylaştırılmasını yargılamada öngörülen olağan zaman süresinin aşılmamasını ve gereksiz gider yapılmamasını amaçlar ve bunu hakime bir görev olarak yükler. Bu bağlamda, “basitlik”, “hızlılık” ve “ucuzluk” usul ekonomisini oluşturan öğeler olarak ortaya çıkar (Yılmaz, 2008, 243).

Hukukumuzda, usul ekonomisi ilkesinin kanuni dayanağı mevcuttur (HUMK m.

77, Any. m.141) ve bu ilke anayasal sosyal hukuk devletinin (Any. m. 2, 10/II, 31/I) bir sonucudur. Davaların, sonuçta elde edilecek hükmün yararını ortadan kaldıracak kadar uzaması sosyal hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmaz. Hakim, usul hükümlerini yorumlarken ve adaletli karar verilmesinin sağlanmasında bu ilkeyi her zaman göz önünde bulundurmalıdır. Söz konusu ilke, adalet dağıtımının çabuk ve ucuz olmasına hizmet ettiği için sadece mahkemeler değil, taraflar bakımından ve dolayısıyla da toplum açısından önem taşıyan bir ilkedir. Devlet eğer, “adaletli devlet” olduğu iddiasında ise, halkına sunduğu yargılama hizmetiyle hak dağıtırken kişilerin en az gecikme ve en az giderle ve en az zahmetle hakkına kavuşmasını sağlamak yükümlülüğündedir (Kuru, 1990, 1332).

Kısaca, usul ekonomisi ilkesinin amacı, davaları en az giderle ve mümkün olan çabuklukla sonuçlandırılmaktır. Bu ilke aynı zamanda adil yargılanma hakkını da doğrudan etkiler.

Çabukluğu temin amacıyla kanunda şu hükümlere yer verilmiştir. Yazışmaya ilişkin olarak taraflara otuz günlük süre verilmesi, duruşmaların en az otuz gün önceden taraflara duyurulması, yazışma ve duruşmalarda taraflara ikişer kez imkan tanınması, davaların en geç altı ay içinde sonuçlandırılması, yürütmenin durdurulması talebinin reddi karşısında itiraz yoluna başvurulmasında itirazın yedi gün içinde sonuçlandırılması hep yargılamanın çabuklaştırılması amacına yöneliktir. Çünkü, adaletin geç temini de bir adaletsizliktir. Ayrıca, emlak vergisine ait bedel ve değerlerin tespitine ilişkin takdir komisyonunun kararlarına karşı açılacak davalar da l ay içinde karara bağlanır (VUK mük md 49/c) (Bayraklı, 1998, 59).

16 1.3.5. Kıyas Yasağı

Vergi uygulamasında ve vergi yargısında kıyas yapmak suretiyle neticeye varmaya çalışmak doğru değildir. Vergi hakimi vergi kanunlarını yorumlarken kıyas yoluna gidemez. "Kıyas bir olay hakkında, yer alan kuralın, nitelikleri ve şartları ona benzeyen fakat kanunda düzenlenmemiş diğer bir olaya uygulanmasıdır" (Kızılot & Kızılot, 2007, 290).

Verginin kanuniliği ilkesinin bir sonucu olarak; vergilendirmede kıyas yasağı bulunmaktadır. Anayasamızın 73. maddesine göre; vergi kanuna dayanarak alınmaktadır.

Eğer vergi davalarında vergi hakimleri; bir olay hakkında, yer alan kuralı; nitelikleri ve şartları ona benzeyen fakat kanunda düzenlenmemiş başka bir olaya uygularsa; kıyas yoluyla kanuna dayanmayan bir takım vergiyi doğuran olaylar meydana çıkar ki; kişilerin vergi yükleri değişeceği için bu durum gelir dağılımı adaletsizliğini de beraberinde getirmektedir (Pazarlıoğlu, 2010, 42).

Belgede KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ (sayfa 24-28)