2. TOPLUMSAL İLİŞKİLER ÇERÇEVESİNDE GÜNDELİK YAŞAM VE

2.2. Toplumsal Bir Ürün Olarak Mekân

28 toplumsal ilişkilerle sarmalanan ve toplumsal yeniden üretim alanına yayılan kullanma biçimi üzerine geliştirilen bütünsel mekansâl ve zamansal bir süreçtir. Gündelik yaşam, her ne kadar yaşanmış özel durumların ya da genel sıradanlıkların içinde oluşuyor gibi görünse de mekân ve zaman dolayımında çeşitli toplumsal ilişkilerin eşitsiz ve dinamik yapısının toplumsal olarak dışavurumudur. Gündelik yaşamın bu yapısı toplumsal bir nitelik yaşayan birçok kavramın kapısını açmaya yarayan bir kilit rol üstlenir. Mekân ve zaman arasındaki ilişkinin deneyimlendiği gündelik yaşam bu bağlamda gerçekleşen faaliyetlerin, pratiklerin, deneyimlerin, stratejilerin, anlamların kısacası toplumsal yaşama dair bireysel ve toplumsal gerçekliklerin köklendiği bir alandır. Dolayısıyla gündelik yaşamın özündeki toplumsal pratiğin karmaşıklığı ve toplumsal ilişkilerin iç içe geçtiği yapının somut olarak mekân içinde oluşması gündelik yaşam içindeki dönüşümleri ve gündelik yaşamın bir gerçeklik olarak incelenmesini olanaklı kılmaktadır.

29 çıktı hem de (yeni eylemler için) bir araçtır. Öte yandan toplumsal bir emeğin ürünüdür (Helle, 1996; Peet’ten akt. Doğan, 2006: 98; Lefebvre, 2016b: 39). Böylece mekânın yalnızca fiziksel değil, toplumsal ve kültürel olarak da bir içeriği olduğunu görmek gerekmektedir. Mekân, bir yandan toplumsal ilişkilerin yeniden üretildiği alanken diğer yandan da bu toplumsal ilişkilerin yeniden üretim gücüne tabii bir konumda yer almaktadır.

“Mekân nedir?” sorusunun yanıtını yani mekânın ne olduğunu anlamaya çalışmak, insan davranışlarını, mekânı toplumsal olarak örgütleyen toplumsal ilişkilerin içine oturtarak analiz etmek demektir. Böylece sadece kendi başına mutlak, göreli ya da ilişkisel değil ama duruma göre bunlardan bir ya da birkaçı olan mekânı, değişik insan pratiklerinin nasıl değişik mekân kavramsallaştırmaları yarattığı açıklanır (Harvey, 2016a). Mekânsal biçim ile toplumsal süreç bu bakımdan aynı konuyu düşünmenin farklı yöntemleridir. Dolayısıyla mekânı toplumsal davranışların belli bir mekânsal biçim edinme süreçleri ile ilişkilendirmek gerekmektedir.

Mekânın özgüllüğü sorununu ortaya atmak, toplumsal yapının düzeylerinden birinde tanımlanan bir birim içindeki toplumsal yapı elemanlarının ilişkilerini kavramakla eşdeğerdir (Gottdiener, 2001: 250). Toplumsal yapıları anlamak için önemli bir değişken olarak karşımıza çıkan mekân sadece insanların yaşamlarını sürdürdüğü yerler; kişilerin toplumsal yaşamlarındaki konumlarına ilişkin edilgen bir öğe değildir (Işık’tan akt.

Ercan, 2013: 153). Mekân, üretim ilişkilerini dönüşüme uğratan; toplumsal ilişkileri ifade eden ve bu ilişkileri etkileyen bir gerçeklik olmasının yanı sıra toplumdaki çelişkilerin normalleştiği, sıradanlaştığı, gündelik yaşamın içinde eritildiği bir alandır. Çünkü mekân, ne bir yaşantıdan ibarettir ne de içine konulan şeyi ilgisizce kabul etmek zorunda olan bir biçim ve kapsayıcıdır (Lefebvre, 2016b: 118).

Harvey’e (2016a) göre mekân, insanı biçimlendiren ve onun tarafından biçimlenen toplumsal bir boyuttur. Mekânsal biçimler, toplumsal örgütlenme süreçleri içerir;

toplumsal örgütlenme süreçleri de esas olarak mekânsaldır. Dolayısıyla mekân, toplumsal ilişkilerle üretim güçleri arasındaki çelişkiden doğan karmaşık ve dinamik bir sistemdir.

Bu nedenle mekân ile toplum ilişkisi iki ayrı gerçeklik olarak birbirleriyle karşılıklı etkileşimi biçiminde kavranmalıdır. Mekân aynı zamanda somut çelişki olarak diyalektik mantığın ve hareketin içkin taleplerinin var olarak kendine özgü düzen ve düzensizliklerin sürdüğü yerdir (Lefebvre, 2016b; Doğan, 2007).

30 Lefebvre’e (2016b: 56) göre üreten ve üretilen bir yapı olarak mekân, toplumsal bir karakter taşıması nedeniyle toplumsal bir üründür. Lefebvre’nin mekânı ürün olarak vurguladığı üretim, yalnızca ekonomik şeylerin ve malların üretilmesi anlamında değildir; burada üretim vurgusu ouevre (aura) üretmek, şehir merkezleri, sokaklar, meydanlar, kurumlar ya da bilgi üretimi üzerinedir. Dolayısıyla bu üretim doğrudan toplumu oluşturan her şeyi üretmek anlamına gelmektedir (Elden, 2004: 98; Kurtar, 2013:

353). Mekân, kapitalist üretim tarzı içinde ve mevcut hâliyle kendine özgü bir tür gerçeklik edinmiş; somut çelişkileri barındıran toplumsal ilişkileri içeren bir üründür.

Toplumsal bir ürün olan mekân, niceliksel ve biçimsel olarak hareketsiz ve soyut bir nesne olmanın ötesinde çoğalan, parçalara ayrılan ve farklılaşan bir içeriğe sahip olarak toplumsal üretim ve yeniden üretim ağları içinde yer almaktadır. Bu nedenle de her toplum çizilen bu çerçeve içerisinde (dolayısıyla içerdiği çeşitliliklerle birlikte her üretim tarzı) kendi mekânını (antik-köleci toplum mutlak mekânı, feodalizm tarihsel mekânı, kapitalizm ise soyut mekânı) üretmiştir9. Lefebvre’e göre mekânın üretimi, son tahlilde sosyo-kültürel, ekonomik ve politik bir meseledir. Burada söz konusu olan yalıtılmış bir mekân üretimi değil, kendisi üretim ilişkilerinin parçası olan mekânların üretimine, yani sosyo-politik ve kültürel bütünlüğün oluşumudur. Lefebvre’nin deyişiyle asıl olan kendisi süreç olan mekânın sunumudur. Bu bütünlük, bir taraftan toplumsal, kültürel ve politik ilişkilerin içerisinde yer alan mekânın oluşumunu doğal etkenlerle ortaya çıkan mekân oluşumundan ayırmakta, diğer taraftan mekânın üretilmesinde üretim ilişkilerinin önemine vurgu yapmaktadır (Lefebvre, 2016b: 61; Lefebvre, 2017; Ünal, 2016: 47).

Fakat mekân, üretim tarzının sadece işgücünün ve üretim araçlarının değil, toplumsal tahakküm ilişkilerinin de yeniden-üretimini kapsamaktadır. Dolayısıyla yeniden-üretim, ikincil bir fenomen ve üretimin basit bir sonucu olarak görülemez (Lefebvre, 2015c: 32).

Toplumsal olan her mekân toplumun mekânıdır. Mekân, içinde var olan aynılıkların ve farklılıkların yeridir. Mekân gerçekliği toplumsal sınıfların ve kimliklerin mekânsal pratikleri ile farklılıklar ve özgünlükler arasındaki ilişkilerin iki yönlü olan mekânsal-zamansal düzen çerçevesinde örgütlendiği yerdir. Kendisini mekânsal bir pratik içine koyan mekânda, her zaman bir şeyler meydana gelir. İlişkiler değişir; farklar ve karşıtlıklar çatışmaya kadar varır yahut diner ya da aşınır. Bu bağlamda mekân sadece

9 Mekânın tarihsel süreçte egemen toplumsal ilişkilere göre ortaya çıkışına dair kaynaklar için ayrıca bkz.

(Alada, 2008; Fülbert, 2008; Heater, 2007: 67-90; Kaygalak, 2008; Tanilli, 2012).

31 kendisini oluşturan yapısal etkenlerin değil, toplumsal aktörlerin eylemlerinin de biçim verdiği ve bu eylemlerin belirleyicilerinden olan toplumsallığın şekillendiği bir ortamdır (Lefebvre, 2016b; Lefebvre, 2017; Doğan, 2007). Mekândaki bu etkileşimlerin temellendiği ve mekânın biçimlendirdiği olgular, toplumsal olarak gündelik gerçeklikler ve mekânsal gerçeklikler çerçevesinde inşa edilmektedir. Dolayısıyla mekânı bu bağlamda incelemek gündelik-mekânsal pratiklerdeki toplumsal ilişkilerin yeniden-üretimini ortaya çıkarma ve çözümleme olanağı verecektir.

Lefebvre’e göre mekân, ailece gerçekleştirilen “biyolojik yeniden üretim, işgücünün yeniden üretimi ve üretiminin toplumsal ilişkilerinin yeniden üretimi” olmak birbirinden farklı üç yönü kapsamaktadır. Bu düzey ve süreçleri, birlikte var olma ve bütünlük durumunda tutan şey, toplumsal mekânın eylemidir (akt. Gottdiener, 2001:

253). Mekân, bir taraftan toplumsal ilişkilerin yeniden üretici gücüne hedef olur iken, diğer taraftan da toplumsal ve kültürel ilişkilerin yeniden üretilmesinde aktif etken konumundadır (Ünal, 2016: 55). Üretim ile yeniden-üretimin bu ikili zincirlenişi birbirinden ayrılamaz: İşbölümü aile içinde yankı bulur ve oradan beslenir; tersine, ailenin örgütlenmesi ise işbölümüyle birlikte işin içine girer. Toplumsal mekân ise bu faaliyetleri “yerli yerine oturtmak” için birbirinden ayırır. Özellikle de kapitalizme gelene kadar biyolojik yeniden-üretim düzeyi ile sosyo-ekonomik üretim düzeyi iç içe girer.

Böylece toplumsal yeniden-üretim çatışmalara, sürtüşmelere, mücadelelere ve savaşlara rağmen kuşaklar boyunca süren toplumun yeniden-üretimini kapsar. Bu süreklilik içinde mekânın belirleyici bir rol oynadığını göstermek gerekecektir (Lefebvre, 2016b: 61-62).

Harvey’e (2016a) göre toplumsal süreçler ve mekânsal biçimler her ne kadar birbirlerinden ayrı şekillerde ele alınsa da toplumsal süreçlerle mekânsal biçimler arasındaki ayrım gerçek bir ayrım olmanın ötesindedir. Mekânsal biçimler içinde toplumsal süreçlerin gerçekleştiği cansız nesneler olarak değil, toplumsal süreçleri ve bu süreçlerin mekânsal olmasıyla aynı tarzda içeren şeyler olarak görülmektedir. Toplumsal süreçler ve mekânsal biçimin birbirleriyle iç içe girmesinin en iyi yolu toplumsal süreçler-mekânsal biçim ikilisinin birlikte kavranmasından geçmektedir. Mekânı ve mekânın özgül biçimlerini, toplumsal olanla mekânsal olanın diyalektik bir ilişki içinde olduğu ve birbirini karşılıklı olarak etkilediği bir yer olarak kavramsallaştırmak gerekmektedir.

Bunu yaparken de mekânın verili bir temel oluşturduğu, bir ortam sunduğu toplumun da onu kullandığı bir ayrımdan iki ayrı gerçeklik arasındaki etkileşim ilişkisinden ziyade

32 mekânsal olanla toplumsal olanın diyalektik iç içe geçmişliğini ortaya koyabilmek önemlidir (Doğan, 2007).

Toplumsal bir ürün olarak mekân, insanların kendi gündelik yaşam ilişkilerini yeniden üretmeleri için gerekli üretim faaliyeti ile bir bütün olarak yeniden üretim faaliyetlerinin sürdürüldüğü etkinliklerin yoğunlaştığı mekânlardır. Bu mekânlar toplumsal ilişkilerin tarihsel ve çok boyutlu dinamiklerinden etkilendiği gibi, toplumsal ilişkilerin yeniden üretimi üzerinde de bir dizi etkisi olur (Ercan, 2013: 150). Bu genellemeyi yaptıktan sonra “her üretim tarzının bazı toplumsal ilişkilerle birlikte kendi mekânını (ve zamanını) örgütleyip ürettiğini” vurgulamak gerekmektedir. Toplumsal bir ürün olarak mekân, güncel üretim tarzı içinde ve mevcut haliyle “fiili toplum” içinde mekânın meta, para, sermayeyle aynı sıfatla ve aynı genel süreçte fakat ayrı bir şekilde kendine özgü bir tür gerçeklik edinmiştir. Üstelik bu şekilde üretilen mekân, düşünceye olduğu kadar eyleme de aygıt olarak hizmet ettiğinden, bir üretim aracı olmanın yanında, bir denetim, dolayısıyla tahakküm ve güç aracıdır (Lefebvre, 2016b: 28, 56). Bu nedenle toplumsal aktörlerin mekândaki gündelik yaşam deneyimleri, üretim tarzlarının tarihsel süreçte geçirdiği evrim sonucunda dönüşüme uğramıştır10. Kapitalist toplumsal ilişkiler daha önceki toplumsal ilişkilerden farklı olarak toplumsal ilişkilerin hızla diğer mekânlarla ilişkiye geçmenin yeni biçimlerine ve diğer mekânlar üzerinde bir dizi etkide bulunarak dönüşmesine neden olmuştur.

Kapitalist toplumsal ilişkiler diğer mekânlarla ilişkiye girdikçe mekânlar bir yandan hızla homojenleşirken diğer yandan da mekânlar arasında hiyerarşik bir ilişkinin oluşmasına neden olmuştur. Homojenleştirme ve hiyerarşik yapılanma aslında toplumsal mekânların eşitsiz kullanılmasına neden olur. Gruplar/sınıflar arasında süren farklılıklar mekânsal açıdan da desteklenmekte ya da bu ilişkiler en iyi şekilde mekânsal farklılıklar biçiminde ortaya çıkmaktadır (Ercan, 2013: 152-153). Örneğin, kapitalist sanayileşmenin kentsel mekânda ortaya çıkması radikal dönüşümler ve farklılaşmalarla birlikte gerçekleşmiş; mekânın özgül bir ifadesi olan kentsel mekân, sermaye birikimin yoğunlaştığı yeni toplumsal mekânsal eşitsizliklerin merkezi olmuştur11. Böylece kent

10 Lefebvre (2016b), kapitalizm öncesi mekânları mutlak mekân olarak tanımlamıştır. Kapitalist üretim ilişkilerine geçişle birlikte mutlak mekânın soyut mekâna dönüştüğünü, bu bağlamda da kapitalist toplumsal ilişkilerin gelişmesi ve onun kendisini ayakta tutabilmesinin yolunun mekânın sermayeyi yeniden üretmesi yolundan geçtiğini belirtmiştir.

11 Kapitalist üretimin ve sermaye birikiminin kentlerde yoğunlaşmasıyla kent, kır karşısında üstün bir konum elde etmiştir. Bunun sonucunda feodal toplumda nüfusun çoğu yaşamlarını küçük toprakları ekerek

33 mekânı kapitalist birikimi gerçekleştirecek üretim, dolaşım, değişim ve tüketim ağının örgütlenmesinde merkezî bir konum elde etmiştir12 (Kaygalak, 2008: 42). Kapitalist üretim ilişkilerinin mekânı giderek artan biçimde kendi mantığına dâhil etmesiyle bir yandan mekânların metalaşması süreci diğer yandan da kapitalizmin büyümesi ve kapitalist üretim sürecindeki çelişkilere benzer çelişkilerin kendini kent mekânında gösterme süreci başlamıştır (Şengül, 2001). Dolayısıyla gelişen kapitalist üretim ilişkileri daha önceki toplumsal ilişkilerden farklı olarak, toplumsal ilişkilerin hızla diğer mekânlarla ilişkiye geçmesinin yeni biçimlerine ve diğer mekânlar üzerinde bir dizi etkide bulunarak dönüşmesine neden olmuştur (Ercan, 2013: 153). Ortaya çıkan bu çerçevede egemen üretim ilişkilerinin mekân üzerindeki var oluşu, iki önemli süreç üzerinden değerlendirilebilir:

(1) Sermayenin oluşumu ve yeniden üretilmesi, (2) Emeğin yeniden üretilmesi,

Birbirini belirleyen ve iç içe olan bu süreçlerden ilki ile mekânın kendisi bir değer yaratma ve sermayeyi yeniden üretme etkisine sahiptir. Bu süreçte kapitalizm kendi iç çelişkilerini (tam anlamıyla çözemese de) hafifletmeyi mekânları kullanarak ve mekânları yeniden üreterek başarmıştır. Mekân, bu değerin hangi gruplar tarafından bölüşülmesinde de rol oynayarak yalnızca değer yaratılması bakımından değil, aynı zamanda yaratılan değerin aktarımı için de önemli işlevlere sahiptir. İkinci süreçte ise mekân emeğin yeniden üretildiği ve çalışma yaşamının ötesinde gündelik yaşam içerisinde stratejik bir konumu olan bir işleve edinmiştir (Lefebvre, 2016b; Şengül, 2001; Tekeli, 2015). Diğer taraftan egemen toplumsal ilişkilerden etkilenmesine rağmen mekânsal yapılar sadece toplumsal ilişkilerin taşıyıcısı olarak da ele alınmazlar. Yani kendini oluşturan birimlere indirgenemezler. Toplumsal ilişkiler ve toplumsal yapılardan etkilenen mekânsal yapılar, değişen ilişkiler üzerinde olumlu ya da olumsuz bir dizi etkide bulunabilirler (Ercan,

kazanan köylüler, kapitalizmin gelişimi hızlandıkça teşvik ve zorlama yoluyla kırsal bölgelerden büyüyen kentsel alanlara göç ederek düşük ücretler karşılığında çalışan işçilere dönüşmüştür. Bu işçiler, yaşamlarını devam ettirecek bir iş sahibi olmak için sermaye sahiplerine bağımlı bir işçi havuzu oluşturmuş; sefalet, sömürü ve yoksulluk içinde çalışmak zorunda bırakılmıştır. Böylece kentler kapitalist ilişki ağları çerçevesinde eşitsizliklerin merkezi de olmuştur (Engels, 1997; Giddens, 2012: 41; Marx ve Engels, 2013).

12 Kentlerin tarihsel süreçte farklı ekonomik ve toplumsal koşullardaki gelişimine dair kaynaklar için ayrıca bkz. (Aslanoğlu, 2000; Benevolo, 2006; Childe, 2014; Eldem, Goffman ve Masters, 2000; Falay, 1985;

Giddens, 2012; Hatt ve Reiss Jr., 2002; Mumford, 2007; Pirenne, 2014; Sjoberg, 1957; Uğurlu, 2010;

Wirth, 1938).

34 2011: 150). Böylece yukarıda da özetlendiği gibi mekân pasif, boş bir şey olarak ya da ürün gibi karşılıklı mübadelede bulunmaktan, tükenmekten ve tüketilmekten başka anlamlar yüklenmiştir. Mekân, tek başına bırakılıp durağan bir kavram olmanın ötesinde hem emeğin hem de kendisinin metalaştığı toplumsal üretim ve yeniden üretim ilişkilerinin gerçekleştiği bir yere dönüşmüştür (Lefebvre, 2016b: 24; Perec, 2017: 13-14). Dolayısıyla mekânın toplumsal olarak üretildiği, olayların geçtiği yer (locus) ile toplumsal faillerin ve davranışsal birimlerin yöneldiği şey (focus) olma özellikleri arasındaki diyalektiğin ürünüdür. Öte yandan toplumsal faiilerin etkinlikleriyle (yeniden) yapılandığı, (yeniden) üretildiği ve dönüştüğü, toplumsal faillerin nesnel ve öznel deneyimlerinin mekâna anlam yükleyip onun (yeniden) üretildiği ve dönüştüğü, toplumsal faillerin nesnel ve öznel deneyimlerinin mekâna anlam yükleyip onu (yeniden) tanımlamaktadır. Mekânsal biçimlerin de faillerin davranış kalıplarında belirli etkiler yarattığı ve bütün bu süreçlerin belirli yapısal ve tarihsel koşullar altında gerçekleştiğinin altını çizmek gereklidir (Alkan, 2009b: 9). Gough’un da (2006: 13) belirttiği gibi mekânın stratejik konumunu toplumsal aktörlerin artan bir şekilde kendi konumları, sorunlarını ve stratejilerini mekansâl boyutları ile mekânsal olarak ele almak gerekmektedir. Bunun yolu da mekansal biçimlerin toplumsal üretim ve yeniden üretim süreçlerini nasıl etkilediğini görmekten geçmektedir.

Yukarıda da özetlendiği gibi mekâna, toplumsal süreçle mekansal biçimin sürekli etkileşim halinde olduğu karmaşık ve dinamik bir sistem olarak bakmak gerekir.

Dolayısıyla bir bütün olarak toplumsal yaşamı örgütleyen üretim ve yeniden üretim faaliyetlerine ilişkin pratikleri ve deneyimleri belirleyen toplumsal ilişkilerin mekânın içinde saklı olduğunu görmek gerekmektedir. Böylece gündelik yaşamın sergilendiği toplumsal bir ürün olan mekân ve mekansâl pratikler üzerinden toplumsal ilişkileri anlamayı ve bu ilişkileri anlamlandırmak sağlanacaktır.

In document Mevsimlik tarım işçisi kadınların kentsel mekânda ve tarladaki gündelik yaşam deneyimleri: Şanlıurfa örneğinde bir inceleme (Page 43-49)