1. Ebu’l-Óasan MuúÀtil b. SuleymÀn b. Keåìr el-Ezdì el-Belòì (ö. 150/767) Tefsìru MuúÀtil b. SuleymÀn

Etbâ‘u’t-tâbi‘în müfessirlerinin önde gelenlerinden olan MuúÀtil b.

SuleymÀn’dan nakilde bulunmakla birlikte, yaptığımız inceleme sonucunda, müfessirimizin Mukatil b. Süleyman’ın tefsîrinden doğrudan değil de dolaylı olarak, yani başka rivâyet kaynakları vasıtasıyla faydalandığı kanatine vardık. Müellif, MuúÀtil’den 3 yerde nakilde bulunmuştur. Bunları incelemek suretiyle vardığımız sonucu izah etmeye çalışalım.

Nakil 1: Müellif, Hûd sûresinin 114. âyetinde yer alan אً َ ُزَو ِرאَ א َ َ َ َةَ א ِ ِ َأَو﴿

﴾ ِ א َ ِ kavl-i şerifinin tefsîri ile ilgili bazı selef müfessirlerinin görüşlerini aktarırken MuúÀtil b. Suleyman’ın görüşünü şöyle vermektedir18:

16 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 377.

17 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 18, 23.

18 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 161-162.

א لא و :

ّ א אً زو ، ٌف ِب אو ِ א ة و ، ٌف ِ אو ِ א ة :

ءא א ة .

Ancak MuúÀtil’in tefsîrinde söz konusu yerde şöyle geçmektedir19:

لא אو و א ة و ،ةא א ة ﴾ِرאَ א َ َ َ ﴿ :

و ب א ة ﴾ ِ א َ ِ אً َ ُزَو﴿

ءא א .

Görüldüğü üzere müellifimizin MuúÀtil’e isnâd ettiği söz ile MuúÀtil’in kendisinin tefsîrinde yaptığı yorum birbirinden farklıdır. Durum böyleyken, rivâyet tefsîri olarak bilinen el-Beàavì’nin (ö. 516/1122) Me‘Àlimu’t-tenzìl adlı eserinde müellifimizin naklettiği söz konusu görüş aynen MuúÀtil’e isnÀd edilmiş olarak şöyle geçmektedir20.

א لא و

ّ א אً زو ، ٌف ِب אو ِ א ة و ، ٌف ِ אو ِ א ة : :

ءא א ة .

Bundan açıkça anlaşılıyor ki, müellif söz konusu nakli bizzat MuúÀtil’in eserinden değil de, çalıştığımız eserin önemli kaynaklarından biri olan el-Beàavì’nin tefsîrinden yapmıştır. MuúÀtil’in tefsîrinde mevcut olan açıklama ile el-Beàavì’nin ona isnâd ettiği görüşlerin arasındaki fark, ya MuúÀtil’in söz konusu âyet hakkında birden fazla yorumu olduğu, yahut el-Beàavì’nin naklettiği sözün yine MuúÀtil ismi ile bilinen başka bir selef müfessiri olan MuúÀtil b. ÓayyÀn’a ait olduğunu düşündürmektedir.

Nakil 2: Ebu’l-FeêÀ’il, Sâd sûresinin 46. âyetinde yer alan ﴾ِرא א ىَ ْכ ِذ ٍ َ ِ אَ ِ﴿

kavl-i şerifini açıklarken MuúÀtil’den şöyle bir nakilde bulunmaktadır21:

א و :

א أ

ة א رאّ א ى כذو ةّ ّ א .

Söz konusu ibâre MuúÀtil’in tefsîrinde şöyle geçmektedir22:

...

لא א אو ة ّ ﴾ ْ ُ אَ ْ َ ْ َأ א ِإ﴿ :

﴾ِرא א ىَ ْכِذ ٍ َ ِ אَ ِ﴿

. لא أ א ّ :

لא ، ر دوאد א :

א א א ءא ّ أ א א א א ّ لא ﴾ِرא َ َْ אو يِ َ א ِ وُأ﴿ :

ةدא א ة ّ א :

ِرא א ىَ ْכِذ ٍ َ ِ אَ ِ ْ ُ אَ ْ َ ْ َأ א ِإ ﴿ א אو ل ﴾

: א ة א رא سא א כذأ א و .

19 MuúÀtil b. SuleymÀn, Tefsìru MuúÀtil b. SuleymÀn, I-V, thk. Maómÿd ‘AbdullÀh ŞeóóÀte, c. II, nşr.

el-Hey’etu’l-miãriyyetu-‘Àmmetu lil-kitÀb, Kahire, 1979, s. 300.

20 el-Beàavì, el-Óuseyn b. Mes‘ÿd, Me‘Àlimu’t-Tenzìl (Tefsìru’l-Beàavì), I-IV, thk. ÒÀlid

‘AbdurraómÀn el-‘Ak, c. II, nşr. DÀru’l-ma‘rife, Beyrut, 1407/1987, s. 404-405.

21 el-Mu‘ìnì, LevÀmi‘u’l-burhÀn, s. 329.

22 MuúÀtil, a.g.e., III, 649.

LevÀmi‘u’l-burhÀn’daki ibâreyi MuúÀtil’in tefsîrindeki ile karşılaştırdığımızda orijinal ibârenin özeti durumunda olduğunu görmekteyiz. Bu hâlde özet, ya müffesirimiz tarafından ya da kaynak olarak kullandığı başka bir rivâyet tefsîrinin sâhibi tarafından yapılmıştır. Araştırıldığında MuúÀtil’in söz konusu yorumunun özetinin, incelediğimiz eserin kaynaklarından biri olan el-MÀverdì’nin (ö. 450/1058) tefsîrinde23 א א ،ة א رא א ى כذو ة ّ א א أ olarak aynen geçtiği görülmektedir.

Böylece müellifimizin, MuúÀtil’in görüşünü el-MÀverdi’den nakletmiş olduğu kuvvet kazanmaktadır.

Nakil 3: Müellif, TekÀåur sûresinin 8. âyeti olan Allah Te‘ala’nın ٍ ِ َ ْ َ ُ َ ْ ُ َ ُ ﴿

﴾ ِ ِ א ِ َ sözünü tefsîr ederken Muúatil’den şöyle nakilde bulunmuştur24:

א لא و אَ ِ ْכ ُ ْ َ َن ُ َ ْ ُ َ ِ َ ْ ِّ אَو ِ ْ َ ْא ِ אَ ْ א ِ א ُ אَכ َ כَ ُرא ُכ :

.

MuúÀtil’in tefsîrinde geçen ibâre ise şöyledir25:

א א א א אכ ّכ رאّ כ א אכ א כ ن ، אو

.

Görüldüğü üzere, orijinal kaynaktaki ile nakledilen söz biribirine yakın olsalar da yukarıdaki iki örneği gözönünde bulundurarak müellifin bu nakli de orijinalden değil, el-Beàavì’nin Me‘Àlimu’t-tenzìl’inden26 yaptığı anlaşılmaktadır.

2. Ebÿ ZekeriyyÀ YaóyÀ b. ZiyÀd el-FerrÀ (ö. 207/822) Me‘Àni’l-Úur’Àn:

Ebÿ ZekeriyyÀ el-FerrÀ Kÿfe dil ekolünün önde gelenlerinden olup, Me‘Àni’l-Úur’Àn isimli kitabı bu sahada ilk yazılmış eserlerden sayılmaktadır. Ebu’l-FeêÀ’il’in, kaynaklarından biri de bu eserdir. Müellif, el-FerrÀ’dan yaptığı nakillerde daima müellifin ismini kullanmış; hiçbir zaman eserinin adını zikretmemiştir. Müellifimiz, el-FerrÀ’nın eserinden tefsîr yanında nahiv, lügat, sebeb-i nüzûl gibi konularada da istifâde

23 el-MÀverdì, ‘Alì b. Muóammed, en-Nuketu ve’l-‘uyÿn (Tefsìru’l-MÀverdì), I-VI, c. V, nşr. DÀru’l-kutubi’l-‘ilmiyye, Beyrut, 1412/1992, s. 105.

24 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 446.

25 MuúÀtil a.g.e., IV, 820.

26 el-Beàavì, a.g.e., IV, 521.

etmiştir. Âyetlerin tefsîri ile ilgili el-FerrÀ’dan yapmış olduğu nakillere misâl olarak şunlar verilebilir:

Misâl 1: Müellif, Sâd sûresinin 130. âyetinde yer alan ﴾ אَ ِلآ﴿ kavl-i şerifini açıklarken el-Ferra’nın görüşünü şöyle nakletmiştir27:

ءאّ א لא و : א ن כ ، א א أو سא إ دאرأ ،

.

el-FerrÀ’nın kitabındaki ibâre şu şekildedir28:

א نأ إ א א ذ نإو

ّ א ر م ل א כ ، א אد א أ . :

כ ،ن ّ אو א א כ ءא ن

:

و אو א

.

Görüldüğü gibi müellifimiz, eserinde el-FerrÀ’nın ibâresini özetleyerek aktarmıştır.

Misâl 2: ÚÀri‘a sûresinin 4. âyetindeki ﴾ ِث ُ ْ َ ْא ِشאَ َ ْאَכ﴿ kavl-i şerifini açıklarken el-FerrÀ’dan şu nakilde bulunmuştur29:

ءאّ א لא و :

ِدא א ِءא כ .

، כ و ، ج ،א א سאّ א ّ

ل א . el-FerrÀ’nın orijinal ibâresi ise şöyledir30:

: ل سא א כ כ ،א כ دא א ءא כ .

Bu ikinci misâl de müellifin el-FerrÀ’nın görüşlerini aynen değil de, mana ile naklettiğini göstermektedir. Dolayısıyla nakilde bulunurken ya 1. misâlde görüldüğü gibi orijinal ibâreyi özetleyerek manasını aktarır, veya özetlemeden ancak yine lafzını değil manasını nakletmektedir.

3. Ebÿ Muóammed ‘AbdullÀh b. Muslim b. Úuteybe (ö. 276/889) Te’vìlu muşkili’l-Úur’Àn

el-Mu‘ìnì, Te’vìlu muşkili’l-Úur’Àn’dan İbn Úuteybe’den ismini bazen zikrederek bazen de zikretmeden nakilde bulunmuştur.

27 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 323.

28 el-FerrÀ, a.g.e., II, 391-392.

29 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 439.

30 el-FerrÀ, a.g.e., III, 286.

a. İsimini zikrederek yaptığı nakiller:

Misâl 1: Müellif, Úalem sûresinin 16. âyeti olan Allah Teala’nın َ َ ُ ُ ِ َ َ ﴿

﴾ ِم ُ ْ ُ ْא sözünü “ ي ه כِذ ُ ِّ َ ُ ” olarak yorumladıktan sonra görüşüne destek olacak mahiyette İbn Úuteybe’den şöyle bir nakilde bulunmuştur31:

א لא ّنأ :

َ א ٍف َ ﴿ ة א א ب כذ א כذ و ،אً أ و

ِ א כذ א ﴾ ٍ ِ َ .

Te’vìlu muşkili’l-Úur’Àn’da geçen ibâre ise şöyledir32:

ّنأ و א

א כذ و ، ْ و א أ و ّ و ّ ، ْ ُ א و ّ ؛ א כذ

ة אو ،ءא אو ، אو ، אو ، אو ، א ّ א אو ،سאّ אو ، א אو .

Misâl 2: EnbiyÀ sûresinin 63. âyetinde geçen ﴾ ْ ُ ُ ِ َכ ُ َ َ َ ْ َ﴿ kavl-i şerifini “ ِ א ّ א مא إ ،هُ َ ْ ُ ّ ،א ًد نאכ نإ ، כ نأ :يأ” sözleriyle açıkladıktan sonra İbn Úuteybe’den şunları nakletmiştir33:

ّ א لא و يأ ، ْ ِ אً َ ِ א ،ط ّ א ،َن ُ ِ ْ َ א ُ אَכ ْنِإ ْ ُ ُ ِ َכ ُ َ َ َ ْ َ :

אور َ َ ْنإ :

א אور ، ّ א .

Te’vìlu muşkili’l-Úur’Àn’da geçen ibâre ise şöyledir34:

دאرأ : ن א אכ نإ يأ ، א א ؛ ن א אכ نإ ، כ א .

Dikkat çekicidir ki önceki misâlde olduğu gibi burada da İbn Úuteybe’den nakledilen sözler müellifin görüşünü teyid eder mahiyettedir. Dolayısıyla birçok âlimin görüşünü “ ” sözü ile eserine aktaran müellifin, belli durumlarda kendi sahalarında büyük bazı isimleri açıkça zikretmesinin kasıtlı bir tercîh olabileceğini düşünüyoruz.

b. İsmini zikretmeden yaptığı nakiller:

Misâl: Yukarıda geçtiği üzere Úalem sûresinin 16. âyetinin tefsîrinde, isim vererek İbn Úuteybe’den nakilde bulunmuştur. Ancak aynı yerde yine َ َ ُ ُ ِ َ َ ﴿

31 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 402.

32 İbn Úuteybe, ‘AbdullÀh b. Muslim, Te’vìlu muşkili’l-Úur’Àn, thk. es-Seyyid Aómed äaúr, nşr.

DÀru’t-turÀå, Kahire, 1393/1973, s. 159.

33 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 239.

34 İbn Úuteybe, a.g.e., s. 268.

﴾ ِم ُ ْ ُ ْא kavl-i şerifiyle ilgili olarak aynı müelliften ancak bu defa herhangi bir isim zikretmeden aktarımda bulunmaktadır35:

ً ّ ّ א ّ ب א ل ٍء ُ َ َ ِ َ َ َو ) :

( ، ّ א ّ אכ ، رא אًرא أ :

א أ . Te’vìlu muşkili’l-Úur’Àn’da da şöyle geçmektedir36:

א وأ ، ّ א ّ ب א ل ) :

ء و

( نو : אرא أ

א أ و ّ א ّنأ א כ ، رא .

Misâlde geçen söz asîl bir Arap sözü olması itibarı ile, müellifin sunduğu görüşe delil olarak yeterli olacağı düşünülürse, niçin müellifin İbn Úuteybe’nin ismine ihtiyaç duymadan nakilde bulunduğu daha kolay anlaşılabilir.

4. Ebÿ Ca‘fer Muóammed b. Cerìr eù-Ùaberì (ö. 310/923) CÀmi‘u’l-beyan ‘an te’vìli Àyi’l-Úur’Àn (Tefsìru’ù-Ùaberì)

el-Mu‘inì, el-Beàavì ve el-MÀverdì’den yaptığı nakillerde olduğu gibi eù-Ùaberì’den de kaynak vermeden “نو ّ א لא ”, “ ّ א يور”, “نو ّ א لא א כ ”,

“ א و” gibi ibârelerle doğrudan aktarımlarda bulunmaktadır. Meselâ:

1- MÀ’ide sûresinin 4. âyetinde geçen ﴾ ِمَ ْزً א א ُ ِ ْ َ ْ َ ْنَأَو﴿ kavl-i şerifini tefsîr ederken “نو ّ א لא ” lafzını kullanarak eù-Ùaberì’den37 şöyle nakilde bulunmuştur38:

نو ّ א لא :

ز א ،כ ذ وأ ةرא وأ א ًو وأ אً ُ أ دאرأ אذإ ّ א א أ نאכ ّ و ،م

א ن כ ، א כ א אכ حא

ّ ر أ»

« א و ،

ّ ر א »

« ج ن ؛

ّ כ א ّ إو ، א .

2- Áli ‘İmrÀn sûresinin 52. âyetinde geçen ﴾َن ِرא َ َ ْ א﴿ kelimesini tefsîr ederken

“نو ّ א لא א כ ” ibâresini kullanarak et-Taberi’nin 39 zikrettiği görüşü şöyle aktarmıştır40: .نو ّ א لא א כ . َبא א و نورא ّ א :﴾َن ِرא َ َ ْ א﴿

35 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 402.

36 İbn Úuteybe, a.g.e., s. 156.

37 eù-Ùaberì, a.g.e., VI, 76.

38 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 89.

39 eù-Ùaberì, a.g.e., III, 287.

3- Áli ‘İmrÀn sûresinin 43. âyetinde geçen ﴾ ِכِّ َ ِ ُِ ْ א ُ َ ْ َ אَ ﴿ kavl-i şerifini tefsîr ederken “ ّ א يو ” lafzını kullanarak eù-Ùaberì’ninر 41 er-Rabì‘ adlı tâbi‘den naklettiği görüşü şöyle aktarmıştır42: . ِ ُ : ّ א يور :﴾ ِכِّ َ ِ ُِ ْ א ُ َ ْ َ אَ ﴿

4- Hÿd sûresinin 83. âyetinde geçen ﴾ َכِّ َر َ ْ ِ ً َ َ ُ ﴿ kavl-i şerifini açıklarken eù-Ùaberì’den43 naklen sadece “ א و” diyerek ÚatÀde’nin sözünü şöyle aktarmıştır44:

َ ِ ْ ِ نأ א و אً ْ َ ِمْ َ ْא َدאَ ِ َ َ َْأ ُ ٍ ْ َ َ َ אَ َ ْ َ َ َ ْ َ ُ َ ْ ُ ْא אَ ِ َوْ ُ ِ َ َ َأ 

ْ ِ

ٍ ِّ ِ . Bunun dışında tespit edebildiğimiz kadarıyla, nâdir de olsa rivâyete işâret eden herhangi bir sîga kullanmadan veya sadece “ ” lafzı ile eù-Ùaberì’de geçen rivâyetlerden yararlanmıştır. Meselâ:

1- æÀffÀt sûresinin 145. âyetinde geçen ﴾ٌ ِ َ َ ُ َو﴿ kavl-i şerifini açıklarken müellif eù-Ùaberì’nin45 İbn ‘AbbÀs’tan rivâyet ettiği tefsîrinin mesur bir söz olduğuna işâret bile etmeden şöyle aktarmıştır46: .س א ّ ّ אכ :﴾ٌ ِ َ َ ُ َو﴿

2- En‘Àm sûresinin 73. âyetinde geçen ِ َْ ْא ُ ِ אَ ِر א ِ ُ َ ُْ َمْ َ ُכْ ُ ْא ُ َ َو﴿

﴾ِةَدאَ אَو kavl-i şerifini tefsîr ederken, İbn ‘AbbÀs’ın Allah Te‘ala’nın bizzat kendisinin sûra üfleyeceği manasına gelen görüşünü “ ” ibâresi ile eù-Ùaberì’den47 şöyle aktarmıştır48: . א نذ ر א ي ّ א : و

40 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 64.

41 eù-Ùaberì, a.g.ei III, 265.

42 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 63.

43 eù-Ùaberì, a.g.e., XII, 97.

44 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 159.

45 eù-Ùaberì, a.g.e., XXIII, 102.

46 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 323.

47 eù-Ùaberì, a.g.e., VII, 241.

48 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 103.

5. Ebÿ İsóÀk İbrÀhìm b. es-Seriyyi (ez-ZeccÀc) (ö. 311/923) Me‘Àni’l-Úur’Àn ve i‘rÀbuh

Âyetlerin tefsîriyle ilgili diğer müfessirlere nazaran ismi daha sık geçen ez-ZeccÀc’ın Me‘Àni’l-Úur’Àn’ı, müellifimizin tefsîr sahasında en çok istifâde ettiği kaynaktır. İsmini zikrederek yaptığı nakillerde “جא א لא ”, “جא א א ” “جא א ” ve

“جא א رא א” gibi ifâdeler kullanmıştır. Yaptığımız incelemeler sonucunda, müellifin ez-ZeccÀc’dan ismini zikrederek nakilde bulunduğu gibi ismini vermeden de nakillerde bulunduğu anlaşılmıştır.

a. İsmini zikrederek yaptığı nakiller:

Misâl 1: Müellif, Baúara sûresinin 24. âyetinte geçen ﴾ُةَرאَ ِ ْ אَو ُسא א אَ ُد ُ َو ِ א﴿

kavl-i şerifini açıklarken ez-ZeccÀc’ın görüşünü şöyle dile getirmiştir49:

جאّ א لא لא א א ّ ،رאّ א أ و א ّ א بא א א ّ ة א بא א ّ ُ :

:

﴾ةرא אو سאّ א א د و﴿

.

Söz konusu görüş ez-ZeccÀc’ın Me‘Àni’l-Úur’Àn’ında şöyle geçmektedir50: بא א ِّ ُ א

א ءא א و ،رא א א أ א א ء ؛א

ّنإ :

بא ّ أ أ إ ،א א سא א أ א

ي א א א .

Görüldüğü üzere müellifimiz, manayı muhafaza ederek ibâreyi özet bir şekilde almış ve ez-ZeccÀc’ın görüşü hakkında herhangi bir fikir yürütmemiştir.

Misâl 2: Áli ‘İmrÀn sûresinin 104. âyetinde geçen ﴾ٌ ُأ ْ ُכْ ِ ْ ُכَ ْ َو﴿ kavl-i şerifini açıklarken ez-ZeccÀc’ın görüşünü şöyle dile getirmiştir51:

ـَ ، כ כ ْ כ ِ ْيأ ﴾ٌ ُأ ْ ُכْ ِ ْ ُכَ ْ َو﴿

ْ ِ) َ ِ َ ْ ِّ א א ُ َِ ْ אَ ﴿ و ،سא א א َ א א (

﴾ِنאَ ْوً א قא ّ א א כ ُضْ َ ّ ؛ َ ِכُْأو ،جאّ ّ א א .

.

ez-ZeccÀc’ın Me‘Àni’l-Úur’Àn’ında şöyle geçmektedir52:

49 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 15.

50 ez-ZeccÀc, a.g.e., I, 101.

51 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 67.

52 ez-ZeccÀc, a.g.e., I, 452.

﴾ٌ ُأ ْ ُכْ ِ ْ ُכَ ْ َو﴿ و

-و א أ -و כ و ،فو א نو و א إ ن ّ أ כ כ כ )ِ

(

بא כ א و א א ّنأ ة ّכ و ،سא א א א א א א ُ َِ ْ אَ ﴿ א

﴾ِنאَ ْوً א َ ِ َ ْ ِّ א .

İki ibâre incelendiğinde, müellifin ifâdesi yine biraz değişik olmakla birlikte aralarında fazla fark bulunmadığı, ancak bu defa müellifin “ َ ِכُْأو” (makbûl görülmedi) sözü ile ez-ZeccÀc’ın görüşü hakkında mevcut olan tenkidi aktardığı görülür.

Misâl 3: En‘Àm sûresinin 46. âyetinde geçen ْ ُכَرא َ َْأَو ْ ُכَ ْ َ ُ א َ َ َأ ْنِإ ْ ُ َْأَرَأ ْ ُ ﴿ ُ ْ َ ٌ َ ِإ ْ َ ْ ُכِ ُ ُ َ َ َ َ َ َو

﴾ِ ِ ْ ُכ ِ ْ َ ِ א kavl-i şerifindeki “ ” ile kastedilenin “ َ َ َأ”

kelimesinin ifâde ettiği “ذ א” olduğunu söyledikten sonra ez-ZeccÀc’ın görüşünü şöyle ortaya koymaktadır53: . כ أ א כ :يأ ،« א א » :جאّ ّ א و

Ancak ez-ZeccÀc’ın Me‘Àni’l-Úur’Àn’ına baktığımızda şunu görüyoruz54: يأ : א אً نאכ ذإ ، א אد א א ن כ و ، כ

.

Müellifin naklettiği ile ZeccÀc’ın kitabındaki açıklamalar karşılaştırıldığında iki ibârenin biribirinden farklı olduğu anlaşılmaktadır. Müellifimizin naklettiği ancak ez-ZeccÀc’ın Me‘Àni’l-Úur’Àn’ında bulunmayan görüş ez-ZeccÀc’ın başka bir eserinden de nakledilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Zira İbnu’l-Cevzì, ZÀdu’l-mesìr tefsîrinde söz konusu mesele ile ilgili mevcut görüşleri sunarken yukarıda geçen her iki görüşünü de ez-ZeccÀc’a nisbet ederek zikretmektedir55.

b. İsmini ziktretmeden yaptığı nakiller:

Misâl 1: MÀ’ide sûresinin 69. âyetinde geçen ﴾א ُ َ آ َ ِ א نِإ﴿ kavl-i şerifini şöyle açıklamaktadır56: א א ،نא א אو أ :﴾א ُ َ آ َ ِ א نِإ﴿.

ez-ZeccÀc’ın Me‘Àni’l-Úur’Àn’ında aynı konuyla ilgili ifâde ise şudur57:

53 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 101-102.

54 ez-ZeccÀc, a.g.e., II, 249.

55 İbnu’l-Cevzì, Ebu’l-Ferec ‘AbdurraómÀn b. ‘Alì b. Muóammed el-Cevzì, ZÀdu’l-mesìr fì ‘ilmi’t-tefsìr, I-IX, c. III, nşr. el-Mektebu’l-İslÀmì, Beyrut, 1407/1987, s. 41.

56 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 94.

﴾א ُ َ آ َ ِ א﴿ א ّ نא א א أ א א א א

.

Misâl 2: Müellif, VÀúi‘a sûresinin 8. âyetinde yer alan ﴾ِ َ َ ْ َ ْא ُبאَ ْ َأ אَ ﴿ kavl-i şerifini şöyle açıklamıştır58:

﴾ِ َ َ ْ َ ْא ُبאَ ْ َأ אَ ﴿ و ، ّ ّ א ّ א ّ א ؟ ء ّيأ :

ِن ّ א َ ِ א .

Bu hususta ez-ZeccÀc’ın ibâresi ise şudur59:

אو ء ّيأ ، א א بא أو :

...

هא و ، א ى א هא א א و א

ن א א ى دא א א و .

Görüldüğü üzere ez-ZeccÀc’tan da nakilde bulunurken müellif tercîh edip benimsediği görüşlerini isim zikretmeksizin aktarmaktadır.

6. Ebÿ ‘AbdillÀh Muóammed b. ‘Alì (el-Óakìm et-Tirmiõì) (ö. 320/932) NevÀdiru’l-uãÿl fì ma‘rifeti eóÀdìåi’r-rasÿl

Üçüncü hicri asrın büyük İslâm âlimlerinden biri olan el-Óakìm et-Tirmiõì özellikle Hadis ve Tasavvuf alanlarında ün yapmıştır. Toplam 70’e yakın eseri60 bulunan et-Tirmiõì’nin en meşhur kitabı NevÀdiru’l-uãÿl fì ma‘rifeti eóÀdìåi’r-rasÿl’dur.

Söz konusu eser her birine asıl adı verilen 291 hadisin şerhinden ibârettir. Şerh esnasında tefsîr, hadis, tasavvuf, kelâm ve lügat konularında bilgi verilmiştir. el-Mu‘ìnì LevÀmi‘u’l-burhÀn’da el-Óakìm et-Tirmiõì’den ismini zikrederek 23 defa nakilde bulunmuştur. Yaptığımız karşılaştırmada bu nakillerin bir kaç tanesi hariç hepsinin NevÀdiru’l-uãÿl’den yapıldığı anlaşılmıştır. Büyük ihtimalle, Nîşâpûr’da yaşamış olan müellifimizin et-Tirmiõì’nin eserlerinden özellikle NevÀdiru’l-uãÿl’a fazla başvurması, söz konusu kitabın et-Tirmiõì’nin 285 yılında Nîşâpûr’a gelip orada ders verdiği sıralarda yazılmış ve Nîşâpûrlu âlimler arasında yayılmış olmasından kaynaklanmaktadır.

57 ez-ZeccÀc, a.g.e., II, 194.

58 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 376.

59 ez-ZeccÀc, a.g.e., V/108.

60 Bkz. el-Ceyÿşì, Muóammed İbrÀhìm, el-Óakìm et-Tirmiõì: dirÀsetun li ÀåÀrihi ve efkÀrih, nşr.

DÀru’n-naóêati’l-‘Arabiyye, Kahire, 1980, s. 62-66.

el-Mu‘ìnì kitabında Tirmiõì’den genelde el-imÀm Muóammed b. ‘Alì et-Tirmiõì olarak bahsederken, bir yerde sadece et-et-Tirmiõì, iki yerde de el-imÀm ve imÀmu’l-evliyÀ Muóammed b. ‘Alì et-Tirmiõì olarak zikretmiştir. Çoğunlukla nakiller

“ي א مא א لא ” ibâresiyle başlamaktadır. Sadece bir yerde naklin kaynağı

“ ّي ّ א ّ ّ مא א لא א כ ” cümlesiyle sonradan belirtilmiştir61. a. İsmini zikrederek yaptığı nakiller:

et-Tirmiõì’nin ismi açıkça zikredilen nakillerde çok kısa ibâreleri hariç müellif orijinal ibâreyi kısaltmakta ve özetlemektedir.

Misâl 1: Müellif, äÀd sûresinin 35. âyetinde Süleyman (a.s)’ın sözünü aktaran ِ ْ َ ﴿

﴾ ِ َ َْ َ אًכْ ُ kavl-i şerifini tefsîr ederken et-Tirmiõi’den ismini zikrederek şöyle nakilde bulunmuştur62:

ّي ّ א ّ ّ مא א لא و )

ر א ُبא أ :(

א نأ أ رא و ،ه א ن א ُ ّ א و

ه ّ . et-Tirmiõì’nin NevÀdiru’l-uãÿl’deki orijinal ibâresi ise şöyledir63:

بא أ ّن א

א ه نأ أ رא و ،ه א ن א ّ א و .

Görüldüğü gibi asıl ibâre kısa olduğunda nakilde bir değişiklik söz konusu değildir. Ancak nakledilen metin biraz uzadığında nakilde nasıl bir değişiklik meydana geldiği aşağıdaki misâlde görülmektedir:

Misâl 2: el-Mu‘ìnì Naól sûresinin 69. âyetinde geçen ٌ ِ َ ْ ُ ٌبאَ َ אَ ِ ُ ُ ْ ِ ُجُ ْ َ ﴿

﴾ُ ُ אَ َْأ ibâresini tefsîr ederken et-Tirmiõì’den şöyle nakilde bulunmuştur64:

ّي ّ א ّ ّ ،ءא و א مא إ ،مא א لא و ؛سאّ ءא ، א أ بא א ج א ّ إ :

تא ّ א כأو ، א ّ ذ א ّ :

א و כ و א و ،א ّ و א ، ّ א ه א כأ نאכ אذإو .

61 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 49.

62 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 327-328.

63 el-Óakìm et-Tirmiõì, Muóammed b. ‘Alì, NevÀdiru’l-uãÿl fì ma‘rifeti aóÀdìåi’r-raãÿl, I-II, thk.

MuãùafÀ ‘AbdulúÀdir ‘AùÀ, c. I, nşr. DÀru’l-kutubi’l-‘ilmiyye, Beyrut, 1413/1992, s. 245.

64 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 197.

،א א ً כرא א و כ و رא ّ א ب א ت א

ّ ذ אّ . א

כ ذ رא ، כ א א رא ،

مא ًءא .

א ب ءא כ رא ،هא כ و ،אً ّلذ אذإ ّ د א כ כ .

et-Tirmiõì’nin NevÀdiru’l-uãÿl’deki ibâresi ise şöyledir65:

א ه ة و ّنأ ،א ه כ א

نأ כ ّ א :

א א ى א ، ّ ذ כ א ّ א ّ א

ءא ُ ْ و ، ّ כ אً א ّ و א א א ،א و א כ و ،א و כ و א כ ّ ذ אذإ ، ّ א د א כ ،مא א א ى א ّ ،א א ر א و א

א أو ، ءא כ ن כ א א ه כ هو כ א כ ذ و ،א א أ ب אو هو כ א ةא ؤرو ، א א إ אّ ءא .

b. İsmini zikretmeden yaptığı nakiller:

Birçok yerde yukarıda görüldüğü şekilde müellif et-Tirmiõì’den isim vererek nakilde bulunurken, tespit edebildiğimiz kadarıyla nâdir de olsa isim verilmeden “ ” sözüyle veya hiçbir işâret olmadan yapılmış nakiller de mevcuttur.

Misâl 1: Müellif, Felaú sûresinin 1. âyetinde geçen ﴾ א﴿ kelimesini “ כ א”

olarak açıkladıktan sonra diğer bazı görüşleri “ ” ile sıralamıştır. Bunların arasında et-Tirmiõì’nin görüşünü da şöyle aktarmıştır66: . א رא א : و

NevÀdiru’l-uãÿl’de söz konusu lafzın tefsîri şöyle geçmektedir67:

هر א אذإ א و .

Misâl 2: FÀùir sûresinin 34. âyetinde geçen ﴾َنَ َ ْ א א َ َ َ ْذَأ﴿ kavl-i şerifini et-Tirmiõì’den aldığı görüşle şöyle açıklamıştır68:

﴾َنَ َ ْ א א َ َ َ ْذَأ﴿

ِنא ّ א ِ ْ َ َنَ َ : .

א א ،א أ א א א אذإ כ ، א ّ رאّ א

א אכ א و .

et-Tirmiõì’nin söz konusu görüşü NevÀdiru’l-uãul’de “ ُل א ُدور א” ibâresiyle başlayan hadis-i şerifin açıklaması olarak şöyle geçmektedir69:

65 el-Óakìm et-Tirmiõì, a.g.e., II, 42-43.

66 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 445.

67 el-Óakìm et-Tirmiõì, a.g.e., I, 29.

68 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 313.

69 el-Óakìm et-Tirmiõì, a.g.e., I, 73.

ّن כ نأ ّ أ א א אذإو ، א אכ א و א أ א א א אذإ כ א א ّ

א ّ أ א م א رאد אودرو

ّ א ل د א א כ و ،هر و ،ه ف א إ ء א . ُ ْ َ ْא﴿ :

﴾َنَ َ ْ א א َ َ َ ْذَأ يِ א ِ

. يأ : א رא א ن א ّ أ א و ،א و אد א و ،א א

כ ذ א ّ أو ، ّ إ א א رאد .

Yukarıda görüldüğü gibi son misâl hariç el-Mu‘ìnì’nin et-Tirmiõì’den naklettiği tefsîr görüşleri çoğunlukla işârî tefsîr türünden olup âyetin veya kelimenin zâhir tefsîrinden sonra yer almaktadır. Çok nâdir da olsa müellifin ele aldığı âyeti doğrudan et-Tirmiõì’nin verdiği işârî mana ile tefsîr ettiği de olmuştur. Meselâ:

YÀsìn sûresinin 12. âyetinde geçen ﴾ َ ْ َ ْא ِ ْ ُ ُ ْ َ א ِإ﴿ kavl-i şerifini sadece ّي ّ א ّ ّ مא א لא سّ )

א ور :(

א ب א و ، א א א

ءא א א ع ّ א رא א رא א و ،نא א رא

. ibâresi ile tefsîr etmiştir70.

7. Ebu’l-Óasan ‘Alì b. Muóammed el-MÀverdì (ö. 450/1058) en-Nuketu ve’l-‘uyÿn (Tefsìru’l-MÀverdì)

el-Mu‘inì’nin, müellif veya eser isminden hiç bahsetmeden nakilde bulunduğu diğer bir kaynak, büyük Şâfi‘î âlimi el-MÀverdì’nin en-Nuketu ve’l-‘uyÿn adlı tefsîridir.

et-ÙÀberì’den olduğu gibi, el-MÀverdì’den de genelde rivâyete dayalı görüşler nakletmiştir. Meselâ:

1- Kehf sûresinin 29. âyetinde geçen ﴾אَ ُ ِدאَ ُ ْ ِ ِ َطאَ َأ﴿ kavl-i şerifini tefsîr ederken sahabî Yala b. Umeyye’nin âyetle ilgili yorumunu şöyle aktarmıştır71:

ّ ّ א ّ أ :

َُ ِدאَ ُ » ْ א ُ ِ ُ ْא ُ ْ َ ْא א אَ«.

Söz konusu yorumun kaynağını ararken el-MÀverdì’nin tefsîrinde şunları buluyoruz72:

...

א א א א ّ أ لא ّ أ ىور .

: ل ر لא א

:

»

א

ًرאَ ﴿ « ْ ِ ِ َطאَ َأ א

لא ﴾אَ ُ ِدאَ ُ :

َو» ٌةَ ْ َ אَ ْ ِ ِ ُ ِ ُ َ َو א َ ُ ْ ُد אَ אً ََأ אَ ُ ُ ْدَأ َ ِ א

«.

70 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 314.

71 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 214.

72 el-MÀverdì, a.g.e., III, 303.

Görüldüğü üzere, müellifin MÀverdì’den naklettiği ibâre tam bir özet olup el-MÀverdì de bu açıklamayı başkasından rivâyet etmiştir.

2- æÀd sûresinin 46. âyetinde yer alan ﴾ِرא א ىَ ْכِذ ٍ َ ِ אَ ِ﴿ kavl-i şerifini açıklarken Mukatil’in görüşünü şöyle aktarmıştır73: .ة א رאّ א ى כذو ةّ ّ א א أ : א و

Söz konusu yorum MuúÀtil’in tefsîrinde değişik ve uzun bir ibâre olarak geçerken74 en-Nuketu ve’l-‘uyÿn’da şöyle yer almaktadır75:

א أ

א א ،ة א رאّ א ى כذو ةّ ّ א .

İki ibârenin tamamen örtüşmesi el-Mu‘ìnì’in el-MÀverdì’den nakilde bulunduğu konusunda şüpheye mahal bırakmamaktadır.

Yukarıdaki iki misâlde görüldğü üzere, müellif el-MÀverdì’den istifâde ederken, rivâyete dayalı görüşleri, uzun olduklarında özetliyor, kısa ise aynen aktarıyor. Ancak iki durumda da sâhiplerinin isimlerini veriyor. Bunun dışında müellifin, el-MÀverdì’nin isim vererek naklettiği görüşlerinin içinden birini benimseyerek ona nispet etmeden, diğerlerini ise “ ” ile vermesi de kullandığı bir tekniktir. Meselâ:

Baúara sûresinin 48. âyetinde geçen ﴾אً ْ َ ٍ ْ َ ْ َ ٌ ْ َ يِ ْ َ َ אً ْ َ א ُ אَو﴿ kavl-i şerifini şöyle açıklamıştır76: . :﴾ي ﴿ : و . ّ ( ْتَأَ ْ َأ)و ، ّ زא ِ ْ ُ :﴾ي ِ ْ َ َ ﴿

Bu görüşlerin asıl sâhiplerini ararken el-MÀverdì’nin tefsîrinde şu ibâreyle karşılaşıyoruz77:

ن و : هא א أ :

لא א כ ، :

ي ة א يأ ،

: ي א ل و ، .

هא א אو :

ى و ، ْ َ يأ ،אً אً א

: א ل و ،هא .

73 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 329.

74 MuúÀtil, a.g.e., III, 649.

75 el-MÀverdì, a.g.e., V, 105.

76 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 21.

77 el-MÀverdì, a.g.e., I, 116-117.

8. Ebÿ ÓÀmid Muóammed b. Muóammed b. Aómed el-áazÀlì (ö. 505/1111) CevÀhiru’l-Úur’Àni ve duraruh

el-áazÀlì’nin CevÀhiru’l-Úur’Àn’ı ve duraruh adlı eseri “ א אو تא ّ א ” ve

“ א א ” olarak iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısmın 19 bölümü ( ), ikincisinin ise tek bir bölümü vardır. Birinci kısımda Kur’ân’ın ana konuları ( א א), Kur’ân ilimlerinin cevher ve kabuk ilimleri şeklinde ikiye ayrılması, bazı sûrelerin diğerlerinden daha faziletli olması; FÀtióa, âyetu’l-kursì ve YÀsìn gibi bazı âyet ve sûrelerin faziletleri üzerinde durulmuştur. İkinci kısım, Kur’an âyetlerinin özünün, ilmî ve amelî olmak üzere cevherler ( א א) ve inciler (رر א) olarak ikiye ayrılması hakkındadır. el-Mu‘ìnì, CevÀhiru’l-Úur’Àn’ın Kur’an’ın ana konularından bahseden 1.

kısmının 2. ve 3. bölümleri78 ile kabuk ilimleri (ف א م ) olarak isimlendirdiği ve bazı Kur’ân ilimlerini ele alan 4. bölümün 1. bahsini79 özetleyerek LevÀmi‘u’l-burhÀn’ın giriş kısmına yerleştirmiştir80.

9. Ebÿ Muóammed el-Óuseyn b. Mes‘ÿd el-Beàavì (ö. 516/1122) Me‘Àlimu’t-Tenzìl (Tefsìru’l-Beàavì)

el-Mu‘ìnì’nin hiçbir işârette bulunmaksızın tefsîrinden istifâde ettiği diğer bir âlim Ebÿ Muóammed Beàavì’dir. Müellif, rivâyet ağırlıklı bir tefsîr olan el-BegÀvì’nin Me‘Àlimu’t-Tenzìlin’den naklettiği görüşleri ya aynen, ya özetleyerek aktarmaktadır.

a. Kısa ibareleri aynen nakletmesi

78 el-áazÀlì, Ebÿ ÓÀmid Muóammed b. Muóammed, CevÀhiru’l-Úur’Àni ve duraruh, nşr. DÀru’l-kutubi’l-‘ilmiyye, Beyrut, 1409/1988, s. 11-21.

79 el-áazÀlì, a.g.e., s. 22-23.

80 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 1-3.

Misâl 1: Müellifin, Hûd sûresinin 107. ve 108. âyetlerinde geçen ُتאَ َ א ِ َ אَد אَ ﴿

﴾ ُضْرَ אَو kavl-i şerifini açıklarken kullandığı81 “ ةدא ، ّ א ةرא א : א א أ لא و ب א” ibâresi el-Beàavì’nin tefsîrinde geçen ibâre82 ile aynıdır.

Misâl 2: Müellifin, RaómÀn sûresinin 29. âyetinde yer alan ﴾ٍنْ َ ِ َ ُ ٍم ْ َ ُכ﴿

kavl-i şerifinin açıklamasında kullandığı83 “ ّ ُ و ،قز و ، و ، ّ أ ِ :نو ّ א لא ًذ و ، ً א و ،אً אد و ،אً و כ جّ و ،אً א ّכ و ،א ً و ،א ّل ُ و ،אً

א إ ،א

ءא א ِ ْ َ א أو א أ

. ” ibâresi el-Beàavì’nin eserinde84 aynen geçmektedir.

b. Uzun ibareleri kısaltayarak nakletmesi

Misâl 1: Müellif, Tevbe sûresinin 79. âyetinde geçen َ ِ َ ِ ِّ ُ א َنوُ ِ ْ َ َ ِ א﴿

ِ ْ ُ א

﴾ ِتאَ َ א ِ َ ِ kavl-i şerifini açıklarken şu ibâreyi kullanmıştır85:

ّ א أ لא و ل ر ّ :

א ءא و ،ة כ لא א א ءא أ א ءא ،تא ّ א א 

ل ر ه ، ٍعא ّيرא א أ א

א ّ א ه نأ 

ل ن א א ،ت

א א ه .

Araştırıldığında müellifin kullandığı ibârenin el-Beàavì’nin tefsîrinde yer alan bir görüşün özetinden ibâret olduğu anlaşılmaktadır. Zira el-Beàavì’nin Me‘Àlimu’t-Tenzìl’deki ifâdesi şöyledir86:

א أ لא ل ر ّ :

א لא و ، رد ف آ ر ف א ءא א  :

ل ر א א

א א ف آ ر כ ف آ א א א

ل ر لא ، א ف آ رأ כ أو ، א

: כرא

א כرא ، כ أ א و أ א כ א

א א א א تא م أ א ّ ّ أ ّ

رد أ ن ّ و ْ ِو א א ي א ق و .

. אو يرא א أ ءא و

لא و ، عא بא א :

ل ر א א

כ א ّ ءא א א ّ أ א ّ

أ ل ر ، א כ أو א א

א א و ،ن א א ، א ه نأ  :

أ א

81 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 160.

82 el-Beàavì, a.g.e., II, 402.

83 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 373.

84 el-Beàavì, a.g.e., IV, 270.

85 el-Mu‘ìnì, a.g.e., s. 142.

86 el-Beàavì, a.g.e., II, 314-315.

ءא ر ّ إ א و א

، نאכ نإو א

، א أ כ نأ دאرأ ّ כ و ، أ عא نאّ رو

ل َنوُ ِ ْ َ َ ِ א﴿ ّ و ّ א

﴾ .

Misâl 2: Yine Tevbe sûresinin 90. âyetinde yer alan ﴾َنوُرِّ َ ُ ْא﴿ kavl-i şerifiyle kimin kastedildiğini izah ederken müellif şunları kaydetmiştir87:

א ر و

ّ א . ّ ّ א :

سאّ א لא و ، ْرِ ْ َ  א ّ ّ ر :

ر .

Söz konusu bilgiler el-Beàavì’nin tefsîrinde ise şöyle geçmektedir88:

כאّ א لא و :

ل ر אوؤא א א ر نور א א

א أ א א د  ّ א :

ْنإ א

ر لא ،א א و א د وأو א ء بא أ כ א و ل

א : أ א כرא أ

و א כ . سא א لא و ل ر نذ ر א ّ א :

א . 

Belgede MUHAMMED B. EL-HASAN EL-MU‘ÎNÎ’NİN “LEVÂMİ‘U’L-BURHÂN VE KAVÂTİ‘U’L-BEYÂN FÎ ME‘ÂNİ’L-KUR’ÂN” ADLI ESERİNİN TAHLÎL VE TAHKÎKİ (sayfa 57-73)