Sinop’un Gelenek ve Görenekleri

Belgede Sinop'un toplumsal yapısı (sayfa 49-54)

5. SİNOP’UN TÜRK SOSYAL VE KÜLTÜREL YAŞAMINDAKİ ÖZEL

5.4. Sinop’un Gelenek ve Görenekleri

Bu bölümde Sinop’a ait bazı gelenek ve görenekler sıralanmıştır. 5.4.1. Folklorik Değerler (Giyim-El Sanatları ve Halk Oyunları)

Sinop folklor yönünden oldukça zengindir. Bugüne kadar bu konuda bilimsel bir araştırma yapılmaması çok büyük bir eksikliktir.

Türkiye’nin en kıvrak oyunlarının Karadeniz’de bulunmasının yanı sıra, bölgede ağır bir tempo hakimdir, konular, genellikle güzellik unsurları ve gönül oyunlarıyla ilgilidir. Halk oyunları karşılama türündendir.

Bunun dışında Kafkasya’dan gelerek buraya yerleşen halkın kendi yöre oyunları ve Batum göçmenlerinin Artvin horonlarını andıran oyun havaları da yaygındır.

Sahile yakın kısımlardaki oyunlar, ritim ve figürleri yönüyle Kafkas oyunlarına benzer. İç kısımları ise iç Anadolu ve Kastamonu yöresi oyunlarının özelliğini taşır. Bu oyunlara, davul, zurna, def, bağlama, mızıka, tulum gibi çalgılar eşlik eder. Ezgili oyunlar çoğunluktadır.

Yörenin giysileri hem Karadeniz hem de Kastamonu yöresinden farklıdır. Genellikle el tezgahlarında dokunan keten kumaşlardan ve el işlemelerinden meydana gelmiştir.

En çok oynanan oyunlar şunlardır: Çiftetelli, horon, karşılama, geldi geldi, kadın oyunu, halay, Ayancık Eymeleri, Karasu’da pazar var (İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 1995).

5.4.2. El Sanatları

Sinop’un en yaygın el sanatlarından biri kotracılıktır. Çok uzun bir geçmişe dayanan kotracılık bugün genellikle yelkenli üzerine yapılmaktadır. Geleneksel gemiciliğe ait ağaç oymacılığının yalnızca Sinop’ta yapıldığı bilinmektedir. Yelkenlinin yanı sıra birçok balıkçı tekneleri, gırgırlar, yatlar ve sipariş verildiği takdirde her türlü ağaç işleri, tavlalar yapılmaktadır. İlde yapılan kotralar gerek yerli gerekse yabancı turistler tarafından büyük ilgi görmektedir.

Kotracıhğın yanı sıra az da olsa av malzemeleri yapımı ile köylerde halı dokumacılığı vardır. Sinop Cezaevinde mahkumlar tarafından halıcılık, boncuk, ağaç ve dekorasyon işleri yapılmaktaydı.

Ayancık ilçesinde yetiştirilen ketenden el tezgahlarında dokunan bezden başörtüsü, yastık yüzü, nezgep, kuşak ve peştemal yapılır. Ayrıca halı dokunmaktadır.

Boyabat ve Saraydüzü ilçeleri köylerinde çember ve peşgir dokunmaktadır. Durağan ilçesi köylerinde çemberin yanında makroma ve halı dokunmaktadır. Dikmen

ilçesine bağlı köylerde kilim, heybe, çorap, peşkir, sepet ile, Hereke ve Isparta tipi halılar dokunmaktadır. Erfelek ilçesi köylerinde ağaçtan kaşık çeşitleri, havan, oklava, sofra, sofra altlığı, küfe, sepet yapılır, kilim ve çorap örülür.

Bu el sanatlarından başka il genelinde bayanlar tarafından her çeşit oya ve dantel işleri yaygındır. Her genç kızın çeyizinde mutlaka bulunur (İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 1995).

Âdet, gelenek ve töreler bir toplumun kültürünü oluşturan önemli yapı taşlarıdır. Kültürel yapı içinde geçiş dönemleri önemli bir yer tutar. Doğum, evlenme ve ölüm üç önemli geçiş dönemidir. Sinop'ta yapılan derlemeler sonucunda bu geçiş dönemleri çevresinde oluşmuş pek çok gelenek tespit edilmiştir.

5.4.3. Doğum Âdetleri

Doğum geçiş dönemlerinin birincisidir. Sinop'ta doğum âdetleri genel hatlarıyla şöyledir: Yörede bebek bekleyen kadına “yüklü”, gebe veya hamile denir. Çocuğu olmayan kadın ve erkeğe ise “kodaksız” ya da “kısır” denilmektedir. Her yörede olduğu gibi Sinop'ta da ailelerin çocuğunun olması önemli bir olaydır ve evliliğin ilk gününden itibaren çiftlerin bir an evvel çocuğu olması için geleneksel bazı yöntemler uygulanır. Örneğin ilk çocuğun erkek olması için yeni gelinin kucağına erkek çocuk verilir, yatağında erkek çocuk yuvarlanır.

Kadın gebeliğini yaşıtları arkadaşlarına söyler. Ailedekiler ise gebeliği ancak kadının karnı büyümeye başladığında anlarlar.

Yörede aşerme “aşyerme” olarak adlandırılıyor ve gebelik sırasında kadının canının bir şeyler istemesi olarak tanımlanıyor. Bu dönemde gebe kadının canının istediği şeyi mutlaka yemesi gerekir. Yemediği ya da yedirilmediği takdirde doğacak çocuğun bir yerinin eksik olacağına inanılır.

Gebelik sırasında doğacak çocuğun dış görünüşünün oluşturulması anlamında da bazı pratikler uygulanır. Örneğin, gebe kadın çocuğunun kime benzemesini istiyorsa ona bakar. Gökyüzüne bakan kadının çocuğunun gözünün mavi, gök üzüm ya da gök bir şey yenirse gözlerinin yeşil olacağına inanılır. Gebe kadın kocasını çok severse çocuk kocasına, annesini çok severse annesine benzeyeceği inancı vardır.

Anadolu'nun genelinde olduğu gibi Sinop'ta da erkek çocuk aileler için önemlidir. Bu nedenle doğumdan önce çocuğun cinsiyeti merak edilir. Gebe kadının dış görünüşünden ve yapılan bir takım pratiklerle çocuğun cinsiyeti öğrenilmeye çalışılır. Bunlardan bazıları şunlardır :

Gebe kadına elini uzat dendiğinde elinin içi yere bakarsa çocuk oğlan, yukarı bakarsa kız olur.

Kadının karnı sivri olursa çocuk oğlan, yayvan olursa kız olur. Bebek sağ tarafta olursa oğlan, sol tarafta olursa kızdır.

Doğacak çocuk kızsa kadın zayıflamaz, oğlan taşıması zor olduğu için zayıflar. Doğacak çocuğun erkek olması için kocasının uçkuru kadının beline bağlanır. Gebe kadının haberi olmadan odadaki minderlerin birinin altına makas, diğerinin altına bıçak konur. Makas olana oturursa çocuk kız, bıçak olana oturursa oğlan olur.

Doğum odasına giren kadınlar gebe kadının sırtını sıvazlar, "köy göçtü sen de göç" diyerek doğumun kolay olmasını dilerler.

Odaya giren kişi bir şeyin dikişini söker ve "ben geldim sen de gel" der.

Bebek doğduktan sonra yıkanır ve tuzlanır. Doğumdan sonraki en önemli işlem bebeğin göbeğinin kesilmesidir. Göbek pamuk ipliğiyle bağlanır.

Doğumu yaptıran ebeye doğumdan sonra kibrit ve sabun verilir. Çocuğun kırkı çıktıktan sonra da para verilir.

Doğum sonrası loğusayı ziyarete gelenlere ikram etmek için bebek kız olmuşsa katlama yapılır, erkek olmuşsa çörek gömülür. Küle gömülen çörek "oğlan çöreği" diye dağıtılır.

Uzun yıllar çocuğu olmayan ya da ilk erkek çocukları dünyaya gelen aileler, çocukları olduğunda yaşlı kadınları toplayarak "beşik düğünü" yaparlar. Kadınlar beşiği düzerler. Bebek uykulu olsun, uyusun diyerek kadınlardan çok uykulu olan birisi bebeği beşiğe yatırır (Sinop, 2007).

5.4.4. Sinop’ta Düğün

Çeşitli geleneklerle günümüze kadar gelen düğün adeti ilimizde oğlan evinin kız evine birkaç yakınının (akşam veya yatsı namazından sonra) gitmesiyle başlar.

Daha önceden kızı isteme konusunda aileler arasında görüşmeler yapıldığından kız tarafının rızası ile bu toplantıda kız isteme olayı kesinleşir, iyi temennilerle söz kesilir, şerbet içilir.

Söz kesmeden bir süre sonra nişan töreni yapılır. Nişanın da birtakım adetleri vardır. Nişanlanacak çifte yüzük takılır. Ailelerin akrabaları, yakınları, eş-dostları bir araya gelerek eğlence düzenlenir.

Düğün tarihi belli olunca düğünden bir hafta önce oğlan evi kız evine yaptığı veya aldığı hediyeleri (bohça) gönderir. Bu hediyelerle kız evinin yaptığı eşyalar, yakın dost, komşu ve akrabalara gösterilir. Gösterilen bu eşyaya “çehiz”, bu olaya da “Çehiz serme” denir.

Çehiz eşyaları düğün günü oğlan evi kızı almaya gelince at, araba veya düğün sahiplerinin yakınlarıyla oğlan evine taşınır. Düğüne çağrılacaklara haber iletilir.

Genelde düğünden bir gün önce kına gecesi yapılmaktadır. Kız evindeki kına gecesi, oğlan evinde düğünün başlangıcı sayılır. Kına gecesine kadınlar davet edilir. Kına, oğlan evinden şarkı ve türkülerle gelir. Kız evinde oynanır, kına türküleri söylenir. Kıza eş dost ve akrabaların getirdikleri hediyeler verilir. Eline kına yakılır.

Oğlan evindeki düğün daha kalabalıktır. Hem erkek, hem de kadınlar davetlidir. Düğünü genellikle hatırı sayılır, sözü geçen biri idare eder, misafirleri oyuna kaldırır, düğünün eğlenceli bir şekilde geçmesini sağlar.

Gelin almaya perşembe günü gidilir. Gelin süslü bir ata veya arabaya bindirilir. Gelinin başına oğlan tarafı şeker, pirinç, bozuk para serper. Bunlar uğur olarak kabul edildiğinden herkes tarafından kapışılır. Düğün alayı davul zurna ile oğlan evine doğru yola çıkar. Yolda bahşiş almak isteyenler düğün alayının yolunu keser. Aynı günün akşamı, akşam yemeğinden toplanan yaşlı erkeklerle kız babasının gönderdiği vekille birlikte hoca nikahı kıyılır. Yatsı namazına yakın en yaşlı konuk ve hoca damatla sağdıcı çağırıp, damada gerekli öğütler verir. Arkadaşları damadı odanın kapısına kadar getirir, sırtını yumruklayarak içeri iterler. O gece evde yenge kadından başka kimse kalmaz. Gerdek odasında damat iki rekat namaz kılar. Gelin büyük bir hediye olmadan duvağı açtırmaz. Ertesi gün (Cuma) konu komşu, hısım akraba gelin görmeye gelirler. Buna “Ana Hakkı” veya “Gelin Cuması”, “Gelin kızın gelin halini görmeye gelme” tabirleri de denilir. Bu toplantı çalgılı, türkülü, oyunlu bir eğlence ile yapılır. Bütün

indirilerek sandıklara konur. Düğün töreni ailelerin durumuna göre evlerde, salonlarda kadın-erkek bir arada yapıldığı gibi bazı hallerde nişan-nikah bir arada da yapılabilir (İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 1995).

5.4.5. Ölüm Adetleri

Yörede gulu gulu kuşu, karga ve baykuş ötmesi ölüme işaret sayılır. Köpek uluması da ölümü çağrıştırır. Bu nedenle köpeğe ekmek atılır.

Cenaze, ölüm olayının olduğu yerden kaldırılarak hazırlanan temiz bir yere yatırılır. Üzerindekiler çıkarılır, çenesi bağlanır, üzerine çarşaf örtülür. Ölünün üzerine makas konur. Bu ölünün üzerinden kedi atlamasını önlemek için yapılır. Kedi atladığında ölünün hortlak olacağına inanılır.

Cenazenin bulunduğu odanın kapısı Azraillin çıkıp girebilmesi için açık bırakılır. Ayrıca odanın kapısına Azrail'in kılıcını silip gittiği inancıyla havlu asılır. Ölünün yıkanacağı suyun üzeri cenaze suyu olduğu belli olması için örtülür. Ölünün artan suyuyla da baskın olan kişiler yıkanır. Bunun baskını iyi edeceğine inanılır. Daha sonra ölünün yıkanacağı suyun ısıtıldığı kazan ölünün ruhunun oraya geleceği inancıyla ters çevrilerek ölünün yıkandığı yerde bırakılır.

Cenaze töreninden sonra yola kaplar içinde helva, zeytin, ekmek gibi yiyecekler konur ve cenazeden dağılanlar bu yiyeceklerden birer lokma alırlar. Ölünün kırkında, elli ikisinde ve senesinde mevlit okutulur (Sinop, 2007).

Belgede Sinop'un toplumsal yapısı (sayfa 49-54)