Olay Örgüsü

Belgede ALİ HALİM NEYZİ’NİN ROMANLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME (sayfa 115-119)

3. Ali Halim NEYZİ’nin Eserleri

2.6. EVLATIK BİR KIZIN GİZLİ GÜNCESİ “ PAFE”

2.6.2. Olay Örgüsü

96

“Biz köyde, pek özel günlerde terlik giyerdik. Köşkte ise yataktan kalkar kalkmaz ayakkabını giyeceksin, akşam yatana kadar ayağından çıkarmayacaksın.”251

“Ankara’nın “apartman yaşamı” bir şamar gibi indi. Tüm ölçülerim altüst olmuştu. Biz hizmetkârlar ya da evlatlıklar alt katta yatardık. Hanımlar ile beyler ise üst katta. Oysa on bir katlı bir apartmanın dördüncü katında oturuyorduk şimdi. Hanım, beyefendi, ben, hepimiz aynı kattaydık.

Dördüncü kat!”252

“Kendi kendine ortalığı süpüren elektrikli süpürge bile vardı. Dedim ya, bu apartman yaşamı tüm sosyal düzenimi altüst etmişti. Hanımınla aynı katta yatıyordum. Başka dairelerin de hizmetçileri ya da evlatlıkları vardı. Onlar da kendi hanımları ile aynı dairede yatıyorlardı. Nedense, bizler için binanın bodrumunda yatakhaneler yaptırmayı akıl etmemişlerdi”253

97

toplumumuzun ne mene değiştiğinin de kanıtı. Benim gözümde, evlatlık Emine’nin gizli güncesi Kurtuluş Savaşı’nın Türk gençliğine neyi emanet ettiğini de belirtiyor.”254

Eser giriş bölümünden sonra Emine’nin güncesi okura sunulmaktadır.

Çocukluğum isimli bölümde Emine’nin köşke evlatlık verilmeden önceki yaşamı ve köşke getirilmesini anlatmaktadır.

Anadolu’nun bir köyünde fakir bir ailenin altıncı çocuğu olarak dünyaya gelir.

Annesini dokuzuncu çocuğunu doğururken kaybeder. “Anam, birbiri ardına dokuz yılda dokuz çocuk doğurmuş. Ben altıncı imişim. Dokuzuncu çocuğuna da bir yıl süt verdikten sonra, anacığım, “Yeter. Boşaldım artık!” demiş ve ruhunu teslim etmiş.”255

Emine’nin annesinden başka köyüne dair anımsadığı şeyler pislik, yoksulluk ve açlıktır. Emine bu anıları unutmayı, anımsamamayı tercih eder.

“Çocukluğumu unutma çabalarımın diğer bir nedeni, pislikti. Pislik, bilinçsizce, evimize kendiliğinden yerleşmiş bir şeydi. Su, altı yüz metre ilerdeki çeşmeden kovayla taşınırdı. Tuvalet için bahçeye çıkılırdı. Karda, ayazda insanın çişi eteğinde donar. Çocuklar belki de farkına varmadan pisliği bir yaşam koşulu sayar. Yine de, koku, insan teri, pisliği, çamur, saman ve tezek!”256

Emine’nin yedi yaşında köşke getirilir ve evlatlık olarak kabul edilir. Köşk Emine’nin hayatının dönüm noktalarındandır. Bu bölümün büyük bir kısmı köşkteki diğer çalışanlara, evin hanımlarını ve beylerini tanıtmak, köşkün işlerinin ilerleyişi hakkında okura bilgiler sunulmaya ayrılmıştır. Emine köşke alınan son evlatlıktır, kendisinden büyük evin diğer iki çalışanının da tıpkı evin hanımı ve beyi gibi yardımcısıdır. Emine köşke alışmakta ve öğrenmekte yaşadığı zorlukları anlatmaktadır.

Bu bölümde Emine’nin evlatlık verilmesi, köşke alışması, köşkü tanıması, köşk içindeki yönetim ve bireylere alışması okura verilmektedir.

254 A.g.e. s.11.

255 A.g.e. s.14.

256 A.g.e. s.14.

98

“İki tane hamam, beş tane hela- etti yedi. Biz kızların yattığı odayı da sayarsam, tamam, yedi tane yatak odası, etti on dört. Dört tane salon ya da yazı odası, etti on sekiz. Bir sandık odası ve iki kiler daha, tam yirmi bir oda. Bu odaları birbirine bağlayan merdivenler ile bir de çatıya çıkan uzun merdiveni de göz önüne getirirseniz, sekiz yaşındaki köylü kızının pusulayı şaşırması doğal değil mi?”257

Gençliğim isimli bölümde Emine köşkteki herkesi tanımış, görevlerinin ne olduğunu idrak etmiş durumdadır. Bu bölümde köşkte yaşayan kişiler ile ilişkileri anlatılmaktadır. Zehra Kalfa, Şükriye ile ilişkileri en küçük evlatlık olması nedeniyle Emine’nin hayatı onların yönlendirmesindedir. Emine kadın olmanın özellikle evlatlık kadın olmanın zorluklarını ve kendini korumayı öğrenmiştir. Evdeki küçük beyler Emine için cinsel bir tehdittir. Kendini savunması gerektiği ile ilgili Şükriye Abla ve Fahriye Kalfa’dan öğüt dinlemektedir.

“Bunun başıma geleceğini bal gibi biliyormuş. Eninde sonunda “küçük beyler”in bana da el atmaları beklenen bir şeymiş. Çok, çok dikkatli olmalıymışım. Kendimi kollamalıymışım. Beyler insanı kandırmış. Üstelik insanın canı da çekiverirmiş. Tanrı korusun. Sonra, alimallah, kızlığımı kaybedersem, hemen çırak çıkarılırmışım. Tutmazlarmış köşkte. Evin

“küçük bey”ini baştan çıkaran evlatlığın başına gelmeyen kalmazmış.

Everilmek başka, çırak çıkarılmak başka şeymiş. Çırak demek, kullanılmış demek. Bunu bilerek alan adam, ölünceye kadar bunu kafana kakarmış.”258

Emine köşkte sadece küçük beylerden değil Zehra Kalfa’dan da kendini korumak zorunda olduğunu çok geçmeden anlar. “Sonra Şükriye Abla acıyarak bakmıştı bana, “Kız Emine, ‘küçük bey’lere karşı nasıl korunacağını öğrettim sana ama ben evlenir gidersem, kalfaya karşı ne yapabilirsin bilemem. Tanrı seni korusun,”

demiş, yaşlı gözlerle boynuma sarılmıştı.”259

Gençliğim bölümünde anlatılan başka bir konu Şükriye Abla’nın evlilik hayalleridir. Zehra Kalfa ile aralarındaki münasebet, Zehra Kalfa’nın erkek düşmanlığı

257 A.g.e. s.32.

258 A.g.e. s.58.

259 A.g.e. s.60.

99

gibi nedenlerle gelen kısmetlerini istememiştir. Artık evlenmek, kendi yuvasını kurmak istemektedir. “Kalfa benim de aklımı çeldi. Geçen yıl, köşke mektup getiren postacı beni istetmişti. Ah, şu akılsız kafam! Kalfaya kandım. ‘Yaşlı adamı ne yapayım, genç isterim’

diye tutturdum. Ama artık aklım başıma geldi. Bir daha kanmam kalfanın sözüne. Kör de olsa, şaşı da olsa, ilk isteyene varacağım.”260

Beyefendi’nin ölümünden kısa süre sonra Hanımefendi’nin vefatı ile köşkten ayrılmalar başlar. Küçük-küçük hanım Lamia ve eşi Ankara’ya taşınmaları oğulları İlter ve Adil’in de köşkten uzaklaşmasına neden olur. Bu durum, Emine’yi hem Adil’in tacizlerinden kurtaracağı için sevindirir hem de Adil Bey’i göremeyeceği için üzer.

Lamia Hanım, Ankara’ya Şükriye’yi de götürür. Köşkten ayrılacak olan sadece Şükriye değildir, Zehra Kalfa da Beyefendi’nin vasiyeti ile kendine ait evine yerleşir. Evlatlık Emine köşkte azalan nüfus ile tek başına kalmıştır.

Bir süre sonra Şükriye’nin Ankara’da evleneceği haberi gelir. Küçük- küçük hanım Lamia Şükriye’nin yerine Emine’yi yanında götür.

Ankara isimli dördüncü bölüm, Emine’nin Ankara’ya gidişi ve oradaki yeni hayatı anlatılmaktadır. Emine Kızıltoprak’taki köşk yaşamından apartman dairesinde zihninde köşk-daire karşılaştırması ile yeni yaşamına alışmaya çalışması anlatılır.

Emine Ankara’da Halk Evleri aracılığıyla okuma-yazma öğrenir. Evin küçük beyi Adil ile komşu kızı Mualla Hanım arasındaki aşk mektuplarını taşır. Adil Bey’e olan aşkı bu vazifeyi yapmasını zorlaştırmaktadır. Öte yandan Adil Bey ile hiçbir şansının olmadığını da çok iyi bilmektedir. ““Oh olsun!” diyordum. Evin küçük beyine göz diken evlatlığın kaderi böyledir.”261

Adil Bey ile Mualla Hanım nişanlanır. Emine Şükriye Abla’nın isteği ve planı ile “görücüye” çıkarılır. Emine, yaşadığı kalp kırıklıkları ve görücü macerasından sonra Memduh Efendi’nin evlenme teklifini kabul eder. Memduh Bey’in evlilik isteği evin beyi ve hanımı aracılığıyla Emine’ye iletilir, o da mantığının sesi ile Memduh Efendi ile evlenmeyi kabul eder. “Hanımım beni yerden kaldırdı. Sonra odasındaki uzun sarı

260 A.g.e. s.60.

261 A.g.e. s.103.

100

kanepeye, yanına oturttu beni. Uzun uzun dertleştik. Sonunda Memduh Efendi ile evlenmemin en doğru şey olacağı kanısına vardık.”262

Eserin Evlilik Hayatım isimli son bölüm, Emine’nin bakan şoförü Memduh Efendi ile otuz yılı aşkın evliliği anlatılmaktadır. Dört evlat doğurmuş, Emine ilk erkek çocuğuna Adil ismini, büyük kızına Ayşe, küçük kızına da hanımının ismi olan Lamia adını vermiştir. Evlendikten sonra kocasının mizacı ile inançlı ve sakin bir yaşam sürmüş, Hacı Emine Hanım olmuştur. Kızıltoprak’taki köşk gibi Hacı Emine’nin de gecekondusu yıkılıp yerine apartman yapılmıştır. Evlatlık Emine, gelin ve torun sahibi olmuş, evlatlarını okutup bir beyefendi/hanımefendi olmalarına şahit olmuştur.

Eserin son bölümü ile giriş kısmındaki mektup sahibi küçük kızı Lamia ile ilgili düşüncelerini bildirerek, evlatlık Emine sözde güncesini sonlandırır.

Belgede ALİ HALİM NEYZİ’NİN ROMANLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME (sayfa 115-119)