MUARREF (TANIM) VE KISIMLARI

Belgede GÂNÎM EL-BAĞDÂDÎ’NİN (sayfa 32-37)

Bir şeyin tasavvur edilebilmesi ve bilinmesi, hakkında zikredilen bilgilerden yola çıkılarak mümkün olur. Bu şekilde elde edilen bilgiler vasıtasıyla ya o şeyin özünü tanımış oluruz ya da o şeyi diğer şeylerden ayrıt edebilecek kadar tasavvur etme imkânına kavuşuruz. Bu nedenle tanımlarda eşitlik esastır. Bundan hareketle daha umumi ve daha hususi olanla tanımların yapılması mümkündür. Bunun yanı sıra muhakkiklerin genel kanaatlerine göre genel anlamda tanımın yapılması yeterli gelir.

Ancak mühakkikin görüşüne göre bir şey tanımlandığında tasavvur edilebilmesi için ya özü ile ya da farklı bir yönüyle tanımlanarak diğer şeylerin tamamından bir yönüyle ayrıt edilme imkânını vermesi gerekir. Bununla beraber bir şeyin diğer şeylerin tamamından ayrıt edilebilmesi ancak “tam” denilen tanımlarda mümkün olabilmektedir98.

Tanımların taşıması gereken özelliklerden biri müsavî/eşit olmasıdır.99 Yani zikredilen tanımın manası tanımlanana eşit olmalıdır. Aynı şekilde tanımlanan şey bir şeyde gerçekleştiğinde tanımın da gerçekleşeceği bilinmelidir. Bu şartların yanında tanımın, tanımlanan şeyden daha açık olması gerekmektedir. Nitekim tanımlar meçhul olan şeylerin tanınması için gösterilen çabayı taşımak zorundadır. Zikretmiş olduğumuz iki şartın; tanımın musâvî ve tanımlanandan daha açık olması, gerçekleştiği takdirde o şeyi, daha umumi olan şeylerle tanımlamak makbul değildir. Nitekim tanımlanandan daha genel yapılan tanımlar o şeyi özü itibariyle tanımlamış olmaz. Aynı şekilde musâvi olanla da tanımlanmaz. Çünkü meçhul olanla meçhul olan tanımlanır. Örneğin babayı

“oğula sahip olan kimse” şekilde tanımlamaktır100.

Tanımlanan şeyin kendine eşit seviyeyle tanımlanması mümkün olmadığına göre kendisinden açıklıkta daha az olanla tanıtmak evla değildir.

      

96 Tahkikli Metin, s.76. 

97 Tiryaki,a..g.m., s.142; Emiroğlu, a.g.e., s.80; Tahkikli Metin, s.79.

98 Tahkikli Metin, s.79. 

99 Emiroğlu, a.g.e., s.82; Tahkikli Metin, s.79.

100 Tahkikli Metin, s.78-79. 

“Faslu’l-karîb (yakın ayrım)” ile tanım yapıldığında tanım(hadd) gerçekleşmiş olur. Örneğin insanı “konuşan hayvan” şeklinde tanımlamaktır. Bu şekilde yapılan tanımlar efradını cami’ ağyarını mani niteliğini taşımaktadır. Hassa ile yapılan tanım ise betimdir (resm). “Cins-i karib (yakın cins)” faslu’l- karip veya hassa ile birlikte yapılırsa “tam” olarak kabul edilir. Cins-i karib”e faslu’l- karip veya hassa eşlik etmiyorsa o tanım “nakıs” kabul edilir ki, nakıs tanım manayı tam olarak içermez101.

“el-Arzu’l-âm” ile yapılan tanımlar mûteber değildir. Çünkü gerçek tanım, tanımlanan şeyin özünün ya da diğerlerinden ayrıt eden niteliğin ortaya konması gerekmektedir.“Arazu’l-âm” ile yapılan tanımların bunu içermemektedir102.

Nakıs tanımlar lafzî tanımlar gibi lafzın delalet ettiği şeyi açıklamaya yarayan tanımlar kabilinden değerlendirilmektedir. Örneğin bir kelimenin anlaşılmadığı yerlerde anlaşılabilmesi için kullanmış olduğumuz tanım biçimidir. Buna örnek vermek gerekirse Arapça’da “gazanfer” kelimesi anlaşılmadığında “aslan” kelimesiyle izah ederiz103.

6.TASDÎKÂT (ÖNERMELER)104

Bilinmeyen bir şeyin elde edilebilmesi için ön bilgilere ihtiyacımız olacaktır.

Ön bilgiler değerlendirilerek huccet boyutuna ulaşılacak ve böylece tasdiki bilgilerin oluşmasına zemin hazırlanacaktır. Buna binaen önce önermelere değinmemiz ve ardından önermelerden sonuca varana kadar izlenmesi gereken metotları ele almamız gerekmektedir. Bu bölümde önermenin/kadiye tanımı ve onunla ilgili kısa açıklamalarda bulunacağız105.

el-Kadâya/önermeler; doğruluk ve yanlışlık ihtimali olan söz biçimidir106. Önermelerde (kadaya) birine bir şeyi izafe etme veya nefyetme durumu varsa önerme “Hamliyye (yüklemli)” olarak adlandırılır. Hamliyye olan kadiye/önerme ya

      

101 Emiroğlu, a.g.e., s.83; Tahkikli Metin, s.80-81.

102 Tahkikli Metin, s.81. 

103 Tahkikli Metin, s.81-82. 

104 Tiryaki, a.g.e., s.142; Emiroğlu, a.g.e., s.101; Tahkikli Metin, s.82.

105 Tahkikli Metin, s.82. 

106 Tahkikli Metin, s.82. 

mûcep ya da salip olur. Üzerine hükmedilen, özne (mevzü) olarak kabul edilmektedir.

Bunun yanında özne ile yüklemi birbirine bağlayan hükmi bağa “rabit” denir107.

Hamliyye olmayan önermeler şartiye olarak nitelendirilmektedir. Önermenin ilk kısmına Arapça’da önce anlamına gelen “mukeddem” ve ikinci kısmına ise sonradan gelen anlamında “tâliyen” denilmektedir108.

Önermenin konusu şahıs olduğu takdirde “şahsiye” olarak isimlendirilmektedir.

Örneğin; Zeyd alimdir109.

Önermede geçen özne hakikatin özünü anlatıyorsa “tabîi” olarak nitelendirilmektedir. Örneğin, insan tür ve hayvanlar cinstir110.

"Önermelerde fertlerin niceliği açıklanmamışsa belirsiz önerme olarak isimlendirilmektedir (kazıyye-i mühmele).”111

Örneğin insan hüsrandadır, insan hüsranda değildir. Cüzilik, kazıyye-i mühmele’nin lazımıdır112.

"Olumlu önermede (kazıyye-i mucibe) konu, ya tahakkuk etmiş olarak, ya takdir edilmiş olarak ya da zihni olarak var olmalıdır. Önerme, söz konusu üç durumundan birincisinde haricî, ikincisinde hakikî, üçüncüsünde ise zihnî olur."113

Harici önermeye örnek vermek gerekirse; her insan hayvandır. Yani idrakin dışında bulunan tüm insanlar, hayvan olarak kabul edilmektedir. Takdiri denildiğinde gerçekte bulunmayan sadece zihinde tasavvur edilen anlatılmaya çalışılmaktadır.

Örneğin; her Anka uçandır. Yani bu nitelikte bulunacak "uçan Anka" olurdu. Hakiki önerme ise, yani zihinde bulunup varlık âleminde bulunması mümkün olmayan şeyler hakkındadır. Örneğin, Allah’ın ortağı114.

“Olumsuzluk edatı, önermenin bir kısmının (yani konu ve yüklemin) parçası olarak gelebilir. Bu durumda önerme ma’dule olarak isimlendirilir.

      

107 Emiroğlu, a.g.e., s.110; Tahkikli Metin, s.83-84.

108 A.g.e., s.113; Tahkikli Metin, s.85.

109 Tahkikli Metin, s.85. 

110 Tahkikli Metin, s.85. 

111Tiryaki, a.g.m., s.143; Emiroğlu, a.g.e., s.111; Tahkikli Metin, s.86-87.

112 Tahkikli Metin, s.87. 

113 Tiryaki,a.g.m., s.143; Emiroğlu, a.g.e., s.109; Tahkikli Metin, s.87-88.

114 Tahkikli Metin, s.87-88. 

Zikrettiğimiz şekilde olmadığı takdirde “muhassala” olarak isimlendirilmektedir.

Önermede nispetin niteliği açıklanmış ise o önermeye kipli önerme (müvecceh) denir. Nispetin niteliğinin kendisiyle açıklandığı lafza ise kip (cihet) denir. ”115 Bu taksimat (biçimsel/keyfiyat) açısından yapılan açıklama biçimidir. Yüklem ile özne arasında bulunan her türlü ilişki biçimsel niteliğe sahiptir. İşin özünde sabit olan biçimsel nitelik önermenin maddesi olarak nitelendirilmektedir. Buna delalet eden lafızlar da cihet ve nev’ olarak adlandırılır. Önermede cihet zikredilmiş ya da zikredilmemiştir. Zikredilmiş ise muveccihe denir. Şayet içinde cihet zikredilmemişse ona “mutlak” denir116.

“Önermedeki hüküm konunun vasfı var olduğu müddetçe nispetin zorunluluğuna dairse şartlı genel önermedir (meşruta-i amme).”117

Bu isimle isimlendirilmiş olması, unvanla bağlılığının zaruri olması ve şartlı hâstan daha geniş olması sebebiyledir.

“Önermedeki hüküm belirli bir vakitte nispetin zorunluluğuna dairse, mutlak zamansal önermedir (vaktiyet-i mutlaka).”118

Bu isimle isimlendirilmiş olması bu vakte zaruretle bağlı kalmasındandır.

Örneğin Ay tutulmasının, yeryüzünün Güneş ile ay arasına girdiği vakitte gerçekleşmesi zaruridir. Oysaki Ay tutulması aya bağlı bir durum değildir. Ancak bu durumda gerçekleşen hareketin sonucu zaruri olarak ayı etkilemektedir119.

“Önermedeki hüküm belirli olmayan bir vakitte nispetin zorunluluğuna dairse hükmü zamana yayılmış mutlak önermedir (münteşira-i mutlaka).”120 Bu isimle isimlendirilmesinin nedeni zaruretin zamana bağlılığının muayyen olmayıp ve hiçbir zamanla mukayyet olmamasıdır.

“Önermedeki hüküm, zat var olduğu müddetçe nispetin sürekliliğine dairse mutlak sürekli önermedir.”121

      

115Tiryaki, a.g.m., s.143; Tahkikli Metin, s.88.

116Tahkikli Metin, s.88-89. 

117 Tiryaki, a.g.m., s.143; Tahkikli Metin, s.89.

118 Tiryaki, a.g.m., s.89

119 Tahkikli Metin, s.89. 

120 Tiryaki, a.g.m., s.143; Tahkikli Metin, s.90.

121 Tiryaki, a.g.m., s.143; Tahkikli Metin, s.90.

Örneğin; her gezegen hareket edendir ve hiçbir insan taş değildir. Burada hüküm hareketin devamlılığına ve insanın hiçbir zaman taş olmayacağına bağlanmıştır122.

“Vasıf var olduğu müddetçe nispetin sürekliliğine dairse bu, örfî genel önermedir (urfiyye-i âmme).”123 Örneğin; uyumuş olanlardan hiçbiri uyanmış değildir.

Bundan hareketle uyku süresince hiç kimsenin uyanmış olmadığı örfen anlaşılmaktadır124.

“Önermedeki hüküm nispetin bilfilliğine dairse bu, mutlak genel önermedir (mutlaka-i âmme).”125

Örneğin her insan nefes alandır. Bu önermenin aksinin imkânı zaruri değildir.

“Önermedeki hüküm, nispetin değil de zorunluluğun yokluğuna dairse, mümkün genel önermedir (mümkine-i âmme).Bunlar, basit kipli (müvecceh) önermelerdir. “126

Bu isimle isimlendirilmiş olması imkân dâhilinde olmasından ileri gelir.

Mümkine-i âmme, imkânı olan hâstan daha geneldir. Örneğin genel imkânlar dâhilinde her ateş sıcaktır. Bunun manası ateşten sıcaklığın alınması zaruri değildir127.

“ Şartlı genel önerme, örfî genel önerme, mutlak zamansal önerme ve hükmü zamana yayılmış mutlak önerme zatî bir süreksizlikle kayıtlanabilirler.

Mutlak genel önerme, zatî bir zorunluluk olmadan kayıntlanıp zorunlu olmayan varlıksal önerme (vücûdiyye-i lâzarûriyye) olarak ya da zatî bir süresizlikle kayıtlanıp sürekli olmayan varlıksal önerme (vücûdiyye-i lâ-dâime) olarak isimlendirilebilir. Mümkün genel önerme, hükmün nisbetine uygun taraf ile zorunluluk olmadan kayıtlanabilir ve mümkün özel önerme adını da alır. Bunlar ise bileşik kipli önermelerdir. Çünkü süresiz ve zorunluluk olmayan önermeler

      

122 Tahkikli Metin, s.90. 

123Tiryaki, a.g.m., s.143; Tahkikli Metin, s.90.

124 Tahkikli Metin, s.90. 

125 Tiryaki, a.g.m., s.143; Tahkikli Metin, s.90-91.

126 Tiryaki, a.g.m., s.143; Tahkikli Metin, s.91.

127 Tahkikli Metin, s.91. 

kendileriyle kayıtlandıkları için, nitelikleri farklı nicelikleri aynı olan mutlak genel önerme ile mümkün genel önermeye bir işarettir.”128

Belgede GÂNÎM EL-BAĞDÂDÎ’NİN (sayfa 32-37)

Benzer Belgeler