3. TARİHSEL SÜREÇTE KIRSAL MEKÂN TEMSİLLERİ

4.1. Akdeniz’in Toplumsal Tarihinin Türkiye ve Muğla Yöresi Ölçeğinde

4.1.3. Muğla Yöresi

Muğla Türkiye’nin güney batı bölgesinde yer alan, tarihsel gelişim süreci Bronz Çağı’na kadar giden bir kenttir. Antik Çağ’da kentin ismi Karya’dır, bu isim Kral Car’dan esinlenilerek kente verilmiştir. Zaman içerisinde Muğla, koronolojik sıraya göre, Karia, Mısır, İskit, Asurlular, Dor, Med, Pers, Makedonya, Roma ve Bizans’ın hakimiyeti altında kalmıştır. 1284 yılında, Selçuklu Türkleri’nin hakimiyetine geçişiyle birlikte yörenin ismi Menteşe olarak değiştirilmiştir. 1424 yılında, Osmanlı hakimiyetiyle birlikte Muğla, Aydın vilayetinin 4 sancağından birisi haline gelmiştir (Koca, 2015; 209).

Şekil 4: Muğla Kent Sınırlarının Tarihsel Dönüşümü

Muğla, Milattan Önce 335 yılında dağlık bir alanın yamaçlarında kurulmuş eski bir yerleşim yeridir. Antik Çağ’da yerleşim yeri Asar (Hisar) Dağı'nda bir kaledir. Orta Çağ'da, ise bu kalenin, kıyılardan uzaklığı göz önüne alındığında, bölgedeki ticari akışlara etkisi çok küçük olacaktır. 12. yüzyılın başlarından sonra, Selçuklu Türklerinin egemenliği altında, kent, Değirmendere, Karamuğla ve Basmacı'nın üç ana deresinin kaynağı olan Asar Dağı'nın güney yamaçlarında kalenin dışına yerleşmiştir. Söz konusu bu yerleşim yeri, Büyük Muğla Ovası'nın bereketli arazilerinden geçmektedir. Kentin güneye doğru ilk büyümesi, Basmacı Deresi kıyıları boyunca şehir merkezinin doğrusal bir uzantısı şeklini almıştır. Yamaçların

172 eteklerinde yer alan geniş ova, yaz merası olarak kullanılmış ve kasaba halkı tarafından üzüm bağları ve meyve üretimi gerçekleştirilmiştir (Koca, 2015; 2010).

Eski yerleşim yerlerinin kale içinden başlayıp kale dışına doğru gelişim gösterdiği ve farklı toplulukların yaşam biçimiyle de değişim gösterdiği görülmektedir. Tarihsel süreçte Muğla kent dokusunda da, benzer bir sürecin yaşandığı bilinmektedir. Kent merkezinde Asar Dağı’nın tepesindeki kale duvarı izlerinden ilk yerleşim yerinin burada kurulduğu düşünülmektedir. Kale içi yaşamın terk edildiği dönemlerde kent, Asar Dağı’nın doğu ve batı yönlerinde yer alan Karamuğla ve Basmacı derelerini takip edip, arazi eğimimin elverdiği ölçüde güneye doğru ilerleme göstermiştir. Yörenin Menteşe Beyliği’ne katılmasıyla İslami kültürün getirdiği camiler yapılmaya başlanmıştır. Bunlara ilk örnek, 1334 yılında Menteşe Emiri İbrahim Bey tarafından yaptırılan vu bugün ayakta olan Ulu Camii’dir. Süreç içinde oluşan dini ve ticari merkezle, Asar eteklerinde yayılımı süren sivil yerleşim birbirini tamamlamış ve kentin ilk merkezi oluşmuştur. Kentin Menteşe Beyliği ve Osmanlı dönemlerinde merkez olması nedeniyle gelişim göstermesi beklenirken, Muğla dışarıya çok fazla taşmamış, kendi içinde büyüme göstermiştir. Bunun nedeni olarak da, Muğla’nın coğrafi konumu nedeniyle ulaşılabilirliğinin güç olması gösterilebilir (Değer, 2012; 107-108).

Tarihin en eski dönemlerinden beri birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Muğla, tarihi ve kültürel değerlerin izlerini taşıyan bir coğrafyada yer almaktadır. Kent sahip olduğu 1124 kilometre kıyı uzuznluğu, çam balı, dokumacılık, mandarin gibi essiz dopal güzellikleriyle öne çıkmaktadır. Muğla’nın istihdam ve gelir bakımından en önemli sektörü turizmdir. İstanbul ve Antalya’nın ardından en yoğun turist çeken üçüncü kent Muğla’dır.

Ancak yabancı turistler genellikle yaz turizmini tercih etmektedir. Ayrıca Milas’ta su ürünleri, Yatağan ve Kavaklıdere’de madencilik, Bodrum’da tekne ve yat imalatı, Fethiye ve Milas’ta bitkisel üretim sektörleri ön plana çıkmaktadır. Muğla, Türkiye genelinde ocak işletmeciliği ve blok mermer üretiminde ilk sırada, fabrika tesis işletmeciliğinde ise Afyonkarahisar’da sonra ikinci sırada gelmektedir. 2011 yılında Kalkınma Bakanlığı tarafından açıklanan ve 61 farklı değişkenin kullanıldığı toplumsal ekonomik gelişmişlik endeksi verilerine göre, Muğla 8., Denizli 10., ve Aydın 19. Sırada yer alırken, son on yıl

173 içerisinde, toplumsal ve ekonomik gelişmişlik düzeyi açısından Muğla’nın ilerleme kaydettiği görülmektedir (GEKA, 2015; 6).

Biyolojik çeşitlilik bakımından Türkiye’nin en zengin bölgelerinden birisi olan Muğla, çok sayıda ekolojik öneme sahip hassas alana ev sahipliği yapmaktadır. Kızılçam ve Günlük Ormanları kentde öne çıkan türler arasındadır. Gökova kıyılarında özellikle azmaklarda su samurları tespit edilmiştir. Boncuk Koyu kum köpekbalığının Akdeniz’deki tek yavrulama alanıdır. Dalyan kumsalı Caretta Caretta türü deniz kaplumbağalarının Akdeniz’deki en önemli üreme alanlarından birisidir. Bunun yanında nesli tehlike altında olan Yumuşak Kabuklu Nil kaplumbağası ve Akdeniz’e özgü değerli su ürünlerinden Mavi Yengeç’e ev sahipliği yapmaktadır (GEKA, 2015; 6).

1920’lerin başında, Muğla kenti belli işlevler ve kent formu olarak küçük, yarı-modern bir kent görünümündedir. Bu görünüm 19. yüzyıldaki nedenselliğini kaybetmesine rağmen, Cumhuriyet’in modernizasyon projesi çerçevesinde biçimsel olarak sürmüştür. 1922 yılında nüfus mübadelesiyle başlayan ekonomik durgunluk, 19. yüzyıl sonunda iş merkezi olarak doğan Konakaltı’ndaki gelişmeleri tersine çevirmiş ve kentin merkezi iş alanine yeniden Eski Çarşıya kaydırmıştır. Rum nüfusun yaşadığı Saburhane bölgesi boşalmış evler el değiştirmiş ve bir müddet sonra bu bölge çöküntü alanine dönüşmüştür. Kentin Türk nüfusu ise Arastab çevresindeki konut alanında yoğunlaşmıştır. 1930’lu yıllara kadar kentin gelişimi herhangi bir plana dayanmazken, kentsel mimari Cumhuriyet Dönemi’ne kadar Rumlar tarafından biçimlendirilmiştir. Kentin ilk imar planı 1936 yılında yapılmıştır (Kılınç, 2007; 65).

Söz konusu plana göre, kentin düzgün yollar ve geometric düzenli yapı adaları ile ana ulaşım aksının güneyinde gelişmesi öngörülmekte, eski dokuda ise mevcut yollar genişlemekte, anıtların çevresi düzenlenmektedir. Bu dönemde 19. yüzyıl öncesi eski eserlerinin çevrelerinin açılarak düzenlendiği dikkat çekmektedir. 19. yüzyıl yapıları ise korunmuş ve yeni işlevler almıştır. Aydın-Muğla karayolunun ve Tavas yolunun kesişim noktasında üçgen bir meydan oluşturduğu görülmektedir (Kılınç, 2007; 65).

Kamu yatırımlarının ve ulaşım akslarının kentin meydanında buluşmasıyla birlikte, merkez 1960’lı yılların başında yerleşim yeri bağlamında güneye kaymıştır. Bu durumun

174 başlıca nedenleri arasında, devletin Aydın-Marmaris yolunun güneyinde kalan bu arazileri satışa sunması, belediyenin imar planında bu arsalarda çok katlı yapılaşmaya izin vermesi, Emlak ve Kredi Bankası’nın konut kredisi vermesi sayılabilir. Ayrıca Belediyenin gecekondulaşmayı önlemek amacıyla yapı kooperatiflerine arsa yardımında bulunması da alanine yapılaşma hızını artırıcı etkenlerdendir (Değer, 2012; 109).

Muğla kentinin %77’sini dağlık alanlar, %12,3’ünü yaylalar, %10,7’sini ovalar oluşturmaktadır. Kentin toprakları genellikle sorunludur. Kent topraklarının %83’ü 50 santimetreden az derinlikte sığ topraklardır. %67’si dik eğimli alanlardır. Akarsu vadilerinde alüvyal topraklar vardır. Vadi tabanlarıyla dağlar arasındaki kesimde kırmızı kahverengi Akdeniz toprakları yer alır. Muğla kentinin yerleştiği Muğla Ovası ve yakın çevresindeki Direnge, Gülağzı, Yerkesik, Ula ve Psiköy ovaları karstic alanlarda oluşmuş polyerlerdir, sularını düdenlere akıtırlar. 1920’li yıllarda Muğla topraklarının günümüzdekinden en önemli farklılığı Fethiye, Dalaman, Gökova, Hisarönü, Ören ve Küllükte akarsuların denize döküldüğü alanlarda bataklıkların bulunması ve sıtmanın yaygınlığııdr. Bu alanlar Cumguriyetin ilk 15 yılında yürütülen sıtma ile mücadele kampanyası sırasında drenajla kurutularak tarıma elverişli hale gelmiştir. Daha önce göçerlerin kışlağı olarak kullanılan bu alanlara 1940 yılından sonra göçerler yerleşerek köyler oluşturmuştur. Bu gelişmelerden Muğla’yı en yakından ilgilendireni Gökova’da bataklıkların kurutularak yerleşik tarıma geçilmesi olmuştur (Tekeli, 2011; 385).

Muğla Ovası kışın yağış toplanmasına olanak veren çanak şeklindeki formu ve tarıma elverişli toprakları sayesinde korunmuştur. Bu yüzden 1960’lı yıllarda yapılaşma Muğla Otogarı ile sınırlanan güney çepere doğru gelişmiştir. 1961ve 1982 imar planındaki kararlarla yerleşime elverişli olmayan ovanın güney kısımına yerleşimin yayılması engellenmiştir.

Böylelikle kentin doğu ve batı uçlarındaki yamaçlarda toplu konut yapımı artış göstermiştir.

Ayrıca kent merkezinde şehirlerarası trafiğin kenti olumsuz etkilememesi için Aydın-Muğla- Denizli, ve aynı zamanda Marmaris ve Fethiye yolunun Muğla Ova’sının güneyine çekilmesi ile yolun çevresinde ve Kötekli’deki Muğla Üniversitesi kampüs yerleşiminin yakınlarında konut yapılması yaygınlaşmıştır. Sonuç olarak Asar Dağı eteklerinde başlayan konut yerleşimi, Muğla Ovası’nda belirli bir ilerleme gösterdikten sonra 21. yüzyıl başlarına kakdar

175 Muğla kenti güney, doğu ve batı girişlerindeki yamaç alanlarında gelişim göstermiştir (Değer, 2012; 110).

Muğla kenti, Devlet Planlama Teşkilatı’nın 5 kademeli olarak derecelendirdiği, kentlerin toplumsal-ekonomik gelişme endekslerine göre 2. grup kentler arasında yer almaktadır (DPT, 2003; 62). Söz konusu raporda, Muğla kentinin, aynı grupta yer aldığı Balıkesir ve Aydın kentleri ile birlikte, turizm ve tarım karakterli bir iktisadi yapı sergilediği belirtilmektedir (DPT, 2003; 63). Muğla 530 milyon TL’lik tarımsal üretim değeriyle, bölge tarımsal hasılanın %14,2’sini oluştururken bölge içindeki sanayi hasılası %8,7’dir (Genç, 2003; 48, 41). 2014 yılı itibariyle Muğla’nın topllam nüfusu 894 bin 509 dur, ve Türkiye nüfusunun %1,15 ‘ini oluşturmaktadır. Nüfus artış hızı ise, %3,2 civarındadır (GEKA, 2015;

7).

4.2. Bozbük ve Kazıklı Köylerinin Geçim Alanlarının Tüketiminin Triyalektik

In document Türkiye'de kırsal dönüşümü mekânsallaştırmak: Muğla ili Bozbük ve Kazıklı köylerinde turizm ekseninde mekânın tüketimi, köylülük ve geçim kaynakları (Page 185-189)