Kamu Görevlilerinin Şahsi Sorumluluğu

Belgede KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ (sayfa 127-130)

3.4. Yürütmenin Durdurulması Kararlarının Uygulanmamasından Doğan

3.4.2. Kamu Görevlilerinin Şahsi Sorumluluğu

Anayasanın 129. maddesinin 5. fıkrasında “memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” hükmü düzenlenmiştir.

Devlet Memurları Kanununun 13. maddesinde ise; “ kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar… Kurumun genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkı saklıdır.” hükmü yer almaktadır.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu;…‟‟yürütmenin durdurulması veya iptal kararlarının yalnızca uygulanmamasının bu kararlan uygulamayan kamu görevlilerinin tazminatla sorumlu tutulması için yeterli olduğuna, sorumluluk için ayrıca,

116

kin, garaz husumet ve benzeri duyguların etkisi altında hareket etmelerinin araştırılmasına gerek olmadığına, ...Yürütmenin durdurulması kararını yerine getirmeyen kamu görevlisinin hukuki sorumluluğu yönüne gidebilmesi için, ilgilinin açmış olduğu iptal davası sonucunun beklenmesine gerek olmadığına…‟‟ karar vermiştir (YİBBGK, 22.10.1979 T, E.1978/7, K.1979/2, R.G, T.29.11.1979 ).

Kamu görevlisinin yargı kararını kasden yerine getirmemesi sonucu ortaya çıkan kusuru, idare bakımından "görev kusuru"nu oluşturmakta ve her görev kusurunda olduğu gibi idarenin sorumluluğunu söz konusu kılmaktadır. İYUK 28. maddede böyle bir düzenleme yapılmamış olması halinde dahi, idare hukukunda geçerli olan ilkeler uyarınca idarenin sorumluluğuna gidilebileceği tabiidir. Kamu görevlisinin yargı kararını kasden uygulamaması halinin en büyük özelliği, yasa ile düzenlenen tek görev kusuru halini oluşturmasıdır. Genel olarak idari yargı kararlarının her ne sebeple olursa olsun yerine getirilmemesi halinde ve özel olarak kamu görevlisinin mahkeme kararını kasden yerine getirmemesi halinde idare aleyhine dava açılabileceği, İYUK 28. maddede öngörülmüştür.

Görev kusurunu oluşturan, kamu görevlisinin yargı kararının kasden uygulamama eylemi, ceza hukuku bakımından suç niteliği taşıyan bir eylemdir. İYUK'nun 28. maddesi ile, kamu görevlisinin yargı kararını kasden yerine getirmemesi haline özgü olarak düzenlenen idarenin sorumluluğu, dayandığı esas ve sonuçlar dikkate alındığında, idare hukukuna özgü sorumluluk halleri bakımından ilk ve tek olma özelliğini taşımaktadır (Altay, 2004, 305).

Kişisel kusur, kamu görevlilerinin olayıdır ve görevin yerine getirilmesiyle doğrudan ilgili değildir. Kişisel kusurdan söz edilebilmesi için kamu görevlisinin mutlaka kasıtlı davranışta bulunması da gerekmez. Ancak, 28. madde adem-i infaz nedeniyle lehine karar verilenin uğradığı zararın istenebilmesi için her kişisel kusuru yeterli görmemektedir.

Ayrıca, kamu görevlisinin kasıtlı davranmış olması koşulunu da aramaktadır. Kasıt, bir davranışın sonuçlarını bilerek ve isteyerek yapmaktır. Yani, kamu görevlisi aleyhine tazminat davası açılmasına neden olabilecek kişisel kusur kasta dayalı ağır bir kusurdur (Ayçiçek, 2002, 66).

Ancak yargı kararlarının uygulanmamasından dolayı kamu görevlilerine karşı kişisel kusurlarından dolayı adli yargıda dava açılması imkanı, böyle bir durumda idareye karşı idari yargıda tam yargı davası açılamayacağı anlamına gelmez. Zira, yargı kararının

117

uygulanmaması aynı zamanda bir hizmet kusuru teşkil eder. Yargı kararlarını uygulamayan, hukuka saygısız bir kamu görevlisini istihdam eden idarenin bu konuda sorumluluğu vardır. Diğer bir ifadeyle, kamu görevlisinin kişisel kusuru aynı zamanda idare bakımından hizmet kusur oluşturur. Yani kişisel kusur ile hizmet kusuru aynı olayda birlikte bulunur; bu nedenle de aynı olaydan dolayı hem kamu görevlisinin, hem de idarenin sorumluluğu vardır; yani kamu görevlisinin ve idarenin sorumlulukları birleşmiştir. Böyle bir durumda zarar gören kişi, arzu ederse, yargı kararını uygulamayan kamu görevlisi ne karşı kişisel kusurundan dolayı adli yargıda tazminat davası açar; isterse de idareye karşı hizmet kusurundan dolayı idari yargıda tam yargı davası açabilir ( Gözler, 2003a, 1052).

Yargı kararının uygulanmaması, bir disiplin suçu oluşturur. İlgilinin başvurusu üzerine, disiplin kovuşturması başlayabilmelidir. Bunu başlatmayan disiplin amirleri, aynı suçu işlemiş olurlar. Salt kararın uygulanmaması, disiplin suçunun oluşması için yeterlidir (Çağlayan, 2001, 289).

Yargı kararını uygulamamak suç sayıldığı takdirde ne olursa olsun bu suçu işlememek, işlendiği zaman da sonucuna katlanmak gerekir. “Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz” ilkesini benimsemiş bir ülkede, kanunun suç olarak nitelendirdiği ya da suç olarak kabul edilen bir eylemi, amirinin emrine uyarak da olsa işleyen kişi, ceza sorumluluğundan kurtulamaz. Belki amir, bu nedenle memura disiplin cezası uygulayabilir. Ancak, bu ceza hukuksal dayanaktan yoksun olacağı için dava konusu edilmesi durumunda idari yargı yerince iptal edilmesi doğaldır (Özeren & Bayhan, 1992, 355).

Yargı kararlarını yerine getirmemek kişisel kusur sayılınca bu kararı yerine getirmeyen kamu görevlisine karşı açılacak tazminat davasının adli yargıda açılması ve haksız fiil kurallarının uygulanması gerekecektir bu hususu yukarıda belirtmiştik. Ancak doktrinde buna karşı görüşlerde bulunmaktadır: "...Adli yargıyı görevli kabul etmek için önce "kişisel kusur=haksız fıil"eşitliğini kabul etmek gerekir. (Kişisel kusur ile haksız fiil eşitliği bazen doğru olabilir. Aynı eylem, ceza hukuku bakımından "suç", idare hukuku bakımından "kişisel kusur" ve özel hukuk bakımından "haksız fiil" olarak nitelendirilebilir.

Ancak eşitlik her zaman doğru değildir bu kavramlardan her biri kendi alanları içinde

118

anlamlandırılması gerekli kavramlardır). Oysa kişisel kusur, Borçlar Kanununun 41.maddesindeki haksız fiil değildir. Bu bir İdare Hukuku terimidir ve her şeyden önce doğan zararın bütününün yada bir parçasının ilgili kamu görevlisinin üzerinde kalacağını belirtir. Bir kamu görevlisinin hizmet içinde ve hizmet dolayısıyla sorumluluğunu saptamak için bu davranışların hizmet içinde ve hizmet koşullarına göre değerlendirilmesi zorunludur. Adli yargı idare ile kamu görevlisinin birlikte kusurlu olduğunu görerek görevliyi zararın bir kısmına mahkum ederse,yetkisi dışına çıkarak idarenin sorumluluğunu da belirlemiş olur.İdarenin sorumluluk payı ile ilgili görevlinin payı bir bütün yani zarardır.

Bu bütünün bir parçası için yargıya varmak,aynı zamanda kalan parçası içinde yargıya varmak demektir. Yani adli yargı zararın bir parçası için ilgili kamu görevlisini sorumlu tutarsa kalan kısım idarenin sorumluluk payı demektir ki kamu hukuku kuralları içinde idareyi yargılamaya yetkili olan yargı yeri adli yargı yeri değil idari yargıdır. Dolayısıyla kişisel kusurdan dolayı kamu görevlilerinin adli yargıda yargılanacaklarını kabul etmek için haksız fiil, kişisel kusur eşitliği dışında birde ilgili davranışın yalnız idare adına eylem ve işlem yapan kişinin kusurundan doğduğunu kabul etmek gerekmektedir. Oysa yargı kararlarının yerine getirilmemesi açıkça Anayasaya aykırı bir davranış olmakla beraber, idari bir işlemdir. Çoğu kez hizmetle ilgisiz sayılamaz. Bazen hukuka uygun bile olabilmektedir. Hizmetle bu derece iç içe olabilen bir konuda daha başlangıçta idare adına işlem yapan kişiyi sorumlu tutmak haksızdır. Yargı kararlarına uyulmamasını ve bunların yerine getirilmemesini hizmet şartları içinde incelemeye yetkili ve yetenekli olan idari yargıya yollamak zorunludur (Uler, 1970, 130).

3.5. Yürütmenin Durdurulması Kararlarının Uygulanmamasına Karşı Dava

Belgede KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ (sayfa 127-130)