A. GAZÂLÎ VE NASîHATÜ’L-MÜLÛK İSİMLİ ESERİ

1. İMAN ESASLARI

Gazâlî Nasîhatü’l-Mülûk isimli eserinde sadece devlet başkanlarına yol gösteren nasihatlere yer vermemiş, öncelikli olarak bir mü’minin sahip olması gereken temel itikad esaslarından bahsetmiş ve devlet başkanlarına bu konunun önemini hatırlatmak istemiştir. İman esaslarının birincisi olan Allah’a iman konusuna, Allah’ın sıfatlarını ele alacağımız başlıkta, ayrıntılı bir şekilde yer vereceğimiz için burada değerlendirmede bulunmayacağız. Gazâlî Allah’a iman dışında, Peygamberlere ve ahirete iman konularında önemli açıklamalarda bulunmuştur.

Allah’ın insanlara peygamber gönderişini kerem sahibi oluşuna ve insanlara lütfederek ihsanda bulunmasına bağlayan Gazâlî, peygamberlerin gönderiliş amacının, insanlara bu dünyada iyi ve kötü davranışların öğretilmesi ve hiçbir insanın Allah’ı haksızlıkla değerlendirmemesi olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca Hz. Peygamber’i ve ashabını şu sözlerle yüceltmiştir:

En son Peygamber olarak Peygamberimiz Muhammed’i (s.a.v.) göndermiş ve onu hem korkutucu hem müjdeleyici kılmıştır. Böylece peygamberliğini olgunluk derecesine ulaştırmıştır. Artık O’nun getirdiğine herhangi bir ilave yapmaya gerek kalmamıştır. Bu nedenledir ki, Yüce Allah O’nu

“Hatem’ül-Enbiya” (Peygamberlerin sonuncusu) kılmış olup, O’ndan

116 Yavuz, a.g.m., s. 15. Ayrıca bakınız, Casim Avcı,, “ Nasihat’ül Müluk”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA), İstanbul: 2006, c. 32, s.411.

117 Ülken, a.g.m., s.59.

118 Gazâli, Nasîhat’ül Mülûk, s.9.

49

sonra bir Peygamberin gelmesi söz konusu değildir. Böylece O’nu öncekilerin ve sonrakilerin seyyidi (efendisi) kılmıştır. Ardından Sahabelerini de tüm Peygamberlerin Sahabelerinden üstün kılmıştır.

Allah’ın salatı ve selamı tümüne olsun.119

Allah’ın insanlardan beklediği, hidayet üzere bir hayat yaşamaları ve Allah’a hakkıyla kulluk etmeleri için, insanın öncelikle neyin iyi, neyin kötü olarak tanımlandığını bilmesi gerekmektedir. İnsan ise, bu bilgiye yaratılıştan sahip değildir.

Ancak insanın bu bilgilere ulaşmasına imkan verecek bir temsilci bunu mümkün kılabilir. Gazâlî’ye göre Allah’ın görevlendirdiği bu temsilciler Peygamberlerdir.

Nübüvvet, hakkında şüpheye düşülmemesi gereken bir hakikattir. Nübüvvetin gerçek oluşunun delili ise, bu kutsal makamın imkan dahilinde ve mevcut olmasıdır. Gazâlî nübüvvet ile tıp ve astroloji ilimleri arasında benzerlik bulunduğunu, bu alanlarda bilgi edinmek isteyen kimselere Allah’ın ilham yoluyla veya ilahi bir tevfik ile idrak kabiliyeti ihsan ettiğini belirtmektedir. Gazâlî’ye göre bu bilgiler tecrübeyle elde edilemez. Mesela gök cisimleriyle ilgili öyle durumlar vardır ki, ancak bin senede bir defa gerçekleşmektedir. Bu da tecrübe yoluyla bilgi edinmeyi imkansız kılmaktadır.

Buna benzer deliller ışığında Gazâlî de aklın idrak edemeyeceği bu bilgilerin anlaşılmasının bir yolunun olduğunu imkan dahilinde görmektedir. Bu da Gazâlî’nin nübüvvet ile kastettiği şeydir.120 Bu sebeple Allah’ın insana bir hakikat ve ihsan olarak sunduğu nübüvvetin şartsız kabulü de bir mü’min için imanının temelini oluşturan esaslardan biridir.

Ahirete iman ve ahiret ile ilgili kavramlar, eserin birçok yerinde zikrediliyor olmakla birlikte, Gazâlî iman esaslarına değindiği giriş kısmında da bu konudan bahsetmiştir. Nasîhatü’l-Mülûk tarzında yazılmış eserlerde, ahiretten bahsetmek, karakteristik bir özellik olsa da, Gazâlî bu konu üzerinde belki de en çok duran alimdir.

Ahirete iman konusunu önemseyen ve eserinde bu konuya çokça yer veren Gazâlî, ahirete imanın şer’i deliller ile sabit olduğunu ve ilk yaratmayı gerçekleştirenin

119 Gazâlî, a.g.e., s.24-25.

120 Gazâlî, El-Münkız, s.79.

50

onu tekrar etmeye güç yetireceğini ifade etmiştir. Ayrıca insanın bu hayatta yaşadığı lezzetler ve geçici güzellikler, ahiretin varlığını kanıtlar niteliktedir.121 Gazâlî eserinde:

Dünyanın bol ve güzel payesine ulaşıp lezzetlerini ne denli alırsan al, sonuçta o bir serap gibidir. Dünyanın nimetleri lezzet alındıktan sonra tıpkı bir bulut veya serap gibi savrulup gider. Oysa dünya hayatı uhrevi hayatla kıyaslandığında bir hiç sayılır. Aralarında benzerlik bile yoktur122 diyerek bu dünyanın nimetlerine devlet başkanının nefsini adamasını, bir dalalet olarak nitelemiş ve bu durumdan kurtulmanın bir çaresi olarak, ahiretin varlığının unutulmaması olduğunu görmüştür.

Gazâlî’nin eserinde, iman esaslarından özellikle Allah’a, Peygamberlere ve ahirete imandan bahsediyor oluşu önemlidir. Çünkü bir kelam eseri olarak değerlendirilmekten uzak da olsa, Nasîhatü’l-Mülûk’ta Gazâlî, eserin temel mantığını oturttuğu, devlet başkanlarına öğüt verme amacını İslami olan bilgi ile gerekçelendirdiği, bu itikad esasları da bu amacı mümkün kıldığı için, Allah, Peygamber ve ahiretten bahsetmeyi yeterli görmüştür. Gazâlî’nin inzivaya çekilmeden önceki dönemde, sahip olduğu ruh halini El-Münkız Mine’d-Dalal’de tanımlarken kullandığı ifadeler de iman esaslarında bu üç maddeye niçin bu kadar önem verdiğini açıklar niteliktedir:

Dini ve akli ilimleri kontrol için süluk ettiğim yollarda, bende, Allah Teala’ya, nübüvvete ve ahiret gününe, yakınî bir iman hasıl olmuştu.

İmanın bu üç esası bende muayyen veya mücerret bir delil ile değil, bilakis izah edilemeyecek sebepler ve tecrübelerle yerleşti. Böylece ahiret saadeti için tek yolun takva ve nefsin heva ile hevesten men edilmesi olacağı kanaatine ulaştım.123

Böylece Gazâlî, insanın dünyadan uzaklaşıp, ahirete bağlanmasının ancak kalbin bu dünyadan ilgisini kesmesiyle mümkün olacağını ifade etmektedir.

Gazâlî Nasîhatü’l-Mülûk’ta devlet başkanının yönetimde adalet ve insafla hareket etmesi zorunluluğunu vurgulamaktadır. İnsanın sahip olması gereken imanı bir

121 M. Sait Özervarlı, “Gazâlî”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA), İstanbul: 1996, c.13, s.505-511.

122 Gazâlî, Naîihat’ül Mülûk, s.57-58.

123 Gazâlî, El-Münkız, s.71.

51

ağaca benzeten Gazâlî, o iman ağacını meydana getiren dalların her birine bir erdem ekleyerek devlet başkanının ahlakî özelliklerinin profilini çizmektedir. Ancak imanın hangi davranışlarla bütünleşmesi gerektiğine yüzeysel olarak değinmiştir. Çünkü her biri ayrı bir eser konusu olabilecek erdemlere, ortalama birer sayfa ayırarak açıklamayı yeterli görmüştür. Devlet başkanının sahip olması gereken bu erdemlerin iki farklı boyutta ortaya çıktığını dile getiren Gazâlî, birinci boyutun Allah ile devlet başkanı arasında, ikinci boyutun ise devlet başkanı ve halk arasında olduğunu belirtir. Eserin farklı bölümlerinde devlet başkanının yardımcılarına karşı sorumluluklarına da değinen Gazâlî, yöneticinin mükellefiyetini bu çerçevede açıklar.

Belgede İSLAM DÜŞÜNCESİNDE NASÎHATÜ’L-MÜLÛK GELENEĞİ VE GAZÂLÎ’NİN NASÎHATÜ’L-MÜLÛK’U (sayfa 58-61)