İdarenin Sorumluluğu

Belgede KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ (sayfa 124-127)

3.4. Yürütmenin Durdurulması Kararlarının Uygulanmamasından Doğan

3.4.1. İdarenin Sorumluluğu

Bir hukuk devletinde idarenin hukuka aykırı eylem ve işlemler yapmaması gerekir.

Yukarıdaki bölümlerde idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun koşullarının neler olduğunu ve bu eylem ve işlemlerin hukuka aykırı olması hâlinde bunların ne gibi müeyyidelerle karşılaşacaklarını gördük. Ancak idarenin hukuka aykırı eylem ve işlemlerinin birtakım müeyyidelerle karşılaşması, onlara son verilmesi, bu eylem ve işlemlerden kaynaklanmış olan zararlı sonuçların ortadan kaldırılmasına her zaman yetme-mektedir. Zira kişiler idarenin bu hukuka aykırı eylem ve işlemlerinden dolayı maddi ve manevi zararlara uğramış olabilirler. Hukuka saygılı bir idarenin kendi eylem ve işlemlerinden kaynaklanmış bu zararları da karşılaması gerekir. Bir hukuk devletinde idare, sadece hukuka uygun eylem ve işlemler yapmakla yükümlü değildir; aynı zamanda idare, kendi kusurlu ve hatta bazen kusursuz eylem ve işlemleriyle bireylere verdiği zararları da tazmin etmek yükümlüdür, idarenin bireylere verdiği zararları tazmin yükümlülüğüne

"idarenin sorumluluğu" denir (Gözler, 2003a, 927).

2577 sayılı Kanun‟un 28/1. maddesindeki düzenlemeye göre, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceği kuralına yer verilmiştir. Aynı maddenin 3. fıkrasında

113

ise; „‟Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir „‟ hükmüne yer verilmiştir.

Söz konusu maddelere göre idare yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararları gecikmeksizin yerine getirmek zorunda olduğu ve bu zorunluluğa uymayan idarelerin uygulamadıkları karardan dolayı sorumlu olduğu, bu sorumluluk kapsamında ise idare aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açılabileceği anlaşılmaktadır.

Danıştay, idare tarafından yargı kararlarının uygulanmamasını ağır hizmet kusuru olarak nitelendirmiştir. Buna göre Danıştay 5. Dairesinin bir kararında; „‟… Davalı idarelerin, yukarıda da açıkça belirtildiği üzere Anayasa hükümlerini hiçe sayarak yargı kararlarını uygulamama kastı ile hareket ettiği ve bu şekilde ağır bir hizmet kusuru işlediği açık olup, ağır hizmet kusuru nedeniyle davacının uğradığı manevi zararın idarece tazmini gerekmektedir. Öğretide de kabul edildiği üzere manevi tazminat, patrimuanda meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp, manevi tatmin aracıdır.

Başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir. Olayın gelişimi ve sonucu, ilgilinin durumu itibariyle uğradığı manevi zarara karşılık takdir edilecek manevi tazminatın, manevi tatmin aracı olmasından dolayı zenginleşmeye yol açmayacak miktarda, fakat idarenin olaydaki kusurunun niteliğini ve ağırlığını ifade edecek ölçüde saptanması zorunlu bulunmaktadır. Diğer taraftan, tazminat sadece maddi değerlerde meydana gelen eksilmelerle sınırlı bir giderim yolu değildir. Aynı zamanda kişinin, yaşamında ortaya çıkan olumsuzluklar nedeniyle duyduğu her türlü sıkıntı ve üzüntüden kaynaklanan manevi zararların da manevi tazminat ödenerek tazmini Anayasal ve yasal düzenlemelerin gereği olduğuna…‟‟ hükmüne yer verilmiştir (DŞ.5.D, 29.09.2004 T, E: 2000/3316, K:

2004/3372 ).

Yargı kararlarının idare tarafından uygulanması zorunluluğu bu kararların kesin hüküm kuvvetine sahip olmasının bir sonucudur. Diğer bir deyişle, yargı kararların uygulamayan idare kesin hüküm ilkesine aykırı hareket etmiş olmakta ve bu davranış onun hukuki hatta cezai sorumluluğuna yol açmaktadır (Uler, 1970, 123).

114

İdarenin hukuka uygun hareket etmesini sağlamada en etkili araç olan idari yargı mercilerince verilen kararların idare tarafından uygulanması zorunluluğu, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir. İdari yargı kararlarının idarece yerine getirilme zorunluluğu, bu kararın idareye bildirim tarihinde doğar (DŞ.10.D, 25.09.1997 T, E:1995/1694, K:1997/3132 ).

Danıştay Üçüncü Dairesi‟ne yansıyan bir uyuşmazlıkta davacı tarafından Kod 2 ve Kod 5 listelerine alınma işleminin iptali istemine karşı açılan davada mahkemece yürütmenin durdurulması kararı verilmiştir. Davacı da ilgili vergi dairesine başvurarak mahkemenin verdiği yürütmeyi durdurma kararı doğrultusunda Kod 2 ve Kod 5 listesinden çıkarılmasını istemiştir. Ancak idare davacının bu talebini yerine getirmemiş ve esas hakkında verilecek karar üzerine bu talebinin yeniden değerlendirileceğini belirtmiştir.

Bunun üzerine davacı tarafından yargı kararına rağmen idare tarafından Kod listelerinden çıkarılmaması suretiyle zarara uğranıldığı ileri sürülerek 100.000 TL maddi, 100.000 TL manevi olmak üzere tazminat istemiyle idare aleyhine vergi mahkemesinde dava açılmıştır.

Mahkeme davacının maddi tazminat talebiyle ilgili olarak maddi tazminatın, hesaplanma yöntemiyle ulaşılan ve gerçek zararın tazmin edilmesi amacına hizmet eden bir hukuksal talep hakkı olduğunu belirtmiş, maddi zararın varlığı ve bunun tutarı açık olarak ortaya konulmadan maddi tazminatın belirlenemeyeceği dolayısıyla bu tutarda zarara uğranıldığı hususu somut olarak belgelerle kanıtlanamadığı gerekçesiyle davacının maddi tazminat istemini reddedilmiştir. Mahkeme davacının manevi tazminat istemiyle ilgili olarak ise hukuka aykırı idari işlemler sebebiyle manevi bir zarardan söz edilebilmesi için öncelikle ilgilinin kişisel varlık ve haklarına hukuka aykırı ağır bir saldırıda bulunularak kişinin fizik yapısının zedelenmesi yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi veya bu tür bir işlemde ya da eylem sonucunda ağır bir elemin duyulmuş olması ya da kişinin şeref ve haysiyetinin zedelenmesi gerektiğini belirtmiş, yargı kararına rağmen davacının kod listelerinden çıkarılmaması suretiyle şirketin ticari itibarının zedelendiğini, şirket temsilcisi ve ortaklarının ağır bir elem duyduklarını kabul etmiştir. Bu noktada tazminatın miktarı ile ilgili olarak ise manevi tazminatın yaşanan bir acının veya duyulan bir elemin bir nebzede olsa tatmin edilmesi amacına yönelik olduğu, hiçbir şekilde zenginleşme amacı gütmeyeceğinden olayın ve durumun niteliği, zarar görenin kişiliği gibi unsurların değerlendirilmesi sonucu mahkemece takdir edileceği belirtilerek 100.000 TL manevi tazminat isteminin, 95.000 TL‟sini reddetmiş, 5.000 TL‟sini ise kabul etmiştir.

115

Mahkemenin verdiği bu karar ise Danıştay Üçüncü Dairesi‟nin 26.05.2010 tarih ve E.2007/4267, K.2010/1716 sayılı Kararı ile onanmıştır (Ayaz, 2010).

İdarenin tazminat ödemiş olması kararın uygulanma yükümünü ortadan kaldırmaz.

Ayrıca idarenin yürütmenin durdurulması kararını veya iptal kararını uygulamaması nedeniyle tazminat ödemesi, yargı kararını yerine getirmemek için bir neden olamaz. Yani idarenin yargı kararını uygulama ya da tazminat ödeme noktasında seçim hakkı yoktur.

Yürütmenin durdurulması kararı verildikten sonra davanın esastan reddedilmiş olması idarenin yürütmenin durdurulması kararını uygulamamasına bir neden teşkil etmeyeceğinden, esastan reddedilen davada verilen yürütmenin durdurulması kararının gereklerini yerine getirmeyen idarenin tazminata hükmedileceği açıktır. Zira davanın esastan reddedilmiş olması yürütmenin durdurulması kararı ile askıya alınan işleme icrailik özelliğini yeniden kazandıran ve idarenin işlemi uygulama yetkisinin devamına ilişkindir.

Ayrıca idarenin, işlemin yürütülmesinin durdurulması kararı üzerine kararın gereklerini yerine getirmek için esastan verilecek kararı bekleme gibi bir şansı olmadığından yürütmenin durdurulması kararının gereklerini yerine getirmek zorundadır (Kandil, 2007, 134).

Belgede KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ (sayfa 124-127)