Hayâ ve İsmet

Belgede NİZÂMÎ GENCEVÎ’NİN FELSEFESİNDE MANEVİ DEĞERLER (sayfa 116-120)

104

ona yardımcı olup onun da yükünü taşıması gerektiğini ve kendisinin bu iş için bir aracı olduğunun bilincine varmasını istemiştir. Hatta bu düşünceyi öyle vurgulamıştır ki, kendisinde böyle bir gücün olması halinde kimseyi kimseye muhtaç kılmamayı hayat felsefesi edinmiştir.380 O, insanların duyarlı olmasını, hayatta sadece kendisinin değil birilerinin de ihtiyaç duyduğu ve elde edemediği bir şeylerin olduğunun farkına varmasını istemiştir. O, imkanı olan bireyleri kendisinden bir şeyler feda ederek ihtiyaç duyan insanlara yardımcı olmaya çağırmıştır.381

İnsanın yaşam amaçlarından biri de mutluluğa ulaşmaktır. Bireyi mutluğa götüren pek çok yollar mevcuttur. Bireyin fedakarlıkta bulunması muhatabını mutlu etmektedir. Bireyi mutlu ettiği gibi farkında olmasa da fedakarlıkta bulunan kişi de mutlu olmaktadır. Fedakarlıkta bulunan birey aynı zamanda Yaratıcısını da memnun etmektedir. “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır”382 hadisi bu bağlamda düşünülebilir. Fedakar insanları eleştirenler olabilir. Ancak bu eleştiriyi yapanlar iyiliği değil kötülüğü emreden şeytanın emirlerine uyanlardan oluşmaktadır.383 Sonuç olarak fedakarlıkta bulunmak hem inanç sistemlerinin gereği hem de bu dünyada mutlu olma yollarından birisidir.

105

Hayâ imanın bir bölümü olarak nitelendirilmektedir.385 İmanın bulunmadığı yerde hayânın da bulunmayacağı sözü de dinini bilen kişinin esas sahip olacağı erdemlerden birinin hayâ olduğunu göstermektedir. Adaba aykırı olan durumlarda utanma ve sıkılma duygusunun oluşması, hayânın insanda bulunması ile kalbin bundan etkilenip acı çekmesine neden olmaktadır.386 Hayânın varlığı insanı kötü davranışlardan sakındırmaktadır.

Ahlaki değerlerden sayılan hayâ duygusunda aşırılığa kaçmak ifrat derecede utangaçlık ve çekingenlik bireyin kendini geliştirmesine veya rızkını kazanmasına engel olduğu için kabul edilemez bir özelliktir.387 Çünkü birey aileden başlayarak çeşitli sosyal grupların içinde yaşamaktadır. Sosyal yaşam birbirileriyle etkileşim kuran insanlar tarafından gerçekleştirilir. Hayâ duygusuna sahip olmak bireyin bağımsız olması demektir. Çünkü bedensel ve davranışsal arzuların isteklerini kısıtlamak bireyi asıl özgürlüğüne kavuşturacağından hayâ, kendini bilmede önemli erdemler sırasında yer almaktadır.388 Namus, edeb, doğruluk, günahsızlık, ırz, iffet, haramdan kaçınma anlamlarına gelen hayâ ve ismet, insanın her koşulda uyması gereken davranışlardandır.

İnsan her yaptığı işte otokontrol sahibi olmalı ve iradesini kullanmalıdır. Nizâmî nefsin tokluğu olarak nitelendirdiği iffeti, korku, hayâ, sabır ve sağlam itikat kavramlarıyla eş değer olarak nitelendirmiştir.389

Nizâmî, bu konuda, kaleme aldığı Hüsrev ve Şirin eserindeki Şirin imajıyla iffetin yüceliğini tasvir etmiştir. Namusla ucadır başı insanın, namus aynasına daş vurma saqın diyen Nizâmî, insanın onurunu koruyacak unsurlardan olan namusun naifliğini aynaya, cama benzetmiştir. Çünkü cam kırıldığında onarılarak tekrar eskisi gibi olması mümkün değildir. Özellikle toplumda önder olanların gücü elde tutanların davranışlarında daha dikkatli olması gerekmektedir. Hayâ ve ismeti mutluluk olarak nitelendiren şair, onların yok olmasını kişiyi helake götüren nedenlerden saymıştır. Bu niteliklerin olmadığı dünyada yaşanmayacağını dile getirmiştir.

Heyamın şüşesi, adımın camı / Sındı daş üstünde eşitti hamı

385 Müslim, “İman”, 58; Buhârî, “İman”, 3.

386 Ali Efendi Kınalızade, Ahlak, Ahlak-i Alai, ed. Hüseyin Algül (İstanbul: Tercüman 1001 Temel Eser), 103

387 Ahmet Hamdi Akseki, Ahlak Dersleri (Ankara: DİB Yayınları, 2016), 83.

388 Gündüz, İslam Gençlik ve Din Eğitimi, 164.

389 Ağamirov, İran Edebiyatşünaslığında Nizâmî Gencevî İrsinin Öyrenilmesi ve Tedqiqi, 104.

106

Ah, seadet tebilim gedeli bada / Göç tebili çalıram artık dünyada390

İnsanlar vücuda zararlı bilinç kaybettiren maddeleri kullanarak sarhoşluğa düşebilir. Ayrıca elde ettiği güç ve sahip olduğu imkanlarla istediği hedefe ulaşmada hırslı davranarak yaşadığı duygu karmaşıklığı bireyi sarhoş kılabilir. Nizâmî’nin, sarhoşluğu hayâyı yitirecek unsurlardan biri olarak göstermesi onun yarattığı yıkımların sınırları aştığını ortaya koymaktadır. Sarhoşluk ve gazap zamanı aklın baştan çıkması ile utanma duygusunun da kaybolacağını bildirmiştir. Nizâmî herşeyi mübah gören davranışların insanın kendi sonunu getireceği için hayâsızlık olarak nitelendirmiştir:

Serxoşuq heyanı qaçıran zaman / Ağıl baş götürüb çıxdı aradan391 Könül qezebinde qızışan zaman / Heya da ismet de qalxdı ortadan392

Gönüllerin saflık ve temizliğini hayâlı bakışlarda gören Nizâmî, bireyin konuşmasıyla hayâsını ortaya koyduğunu, karşı tarafa gönderdiği iletiye aynı seviye ve üslupla tepki alacağını belirtmiştir. O, aslanın erkeği dişisi olmaz393 sözleriyle kadın olsun erkek olsun haya ve ismetin her ikisine de ait olduğunu ifade etmiştir. Kadın erkek arasında hayâ ve ismet konusunda hiçbir ayrımın güdülmediğini, kişinin yaptıklarından dolayı cinsiyet ayrımı olmadığını anlatmaya çalışmıştır. Örnek olarak ismet yoksununu nazar değmiş ağaca benzeterek onun çürümüş meyvesinden kimsenin faydalanma istemeyeceğini dile getirmiştir. Bunun için arada kalan sağlam meyvelere de dikkat edilmediğinden onların da çürümeye yüz tutacağını belirtmiştir. Ahlaki değerler de birbirine bağlı olduğundan birinin bozulması diğerlerini de etkileyecektir.394

Nizâmî, ismetin kadında duruşunu ziynet olarak değerlendirmiştir. İsmet ve hayâ sahibi kadın ile evli olan eşi ise ayın aydınlattığı geceye benzetmiştir. Ayın karanlığı geceden kovmasına eşlik ettiği gibi eşinin ziynetlerinin (hayâ, ismet) olması yüzünün nurlanmasına vesile olduğunu söylemektedir.395 Naiflik, kibarlık, şeref, tevazu, utanma duygusunun ismette saklı olduğunu söyleyen Nizâmî, gecenin ayın camını kırması ile karanlıklara düştüğünü örnek göstererek bireydeki ismetin korunması gerektiğini eserlerinde anlatmaya çalışmıştır.

390 Gencevî, Leyli ve Mecnun, 2004, 78.

391 Gencevî, Xosrov ve Şirin, 2004, 194.

392 Gencevî, Leyli ve Mecnun, 2004, 215

393 Gencevî, İsgendername (Şerefname),2004, 195.

394 Gencevî, Yeddi Gözel, 2004, 260.

395 Gencevî, Yeddi Gözel, 2004, 265.

107

İffet timsali olarak Şirin’in dilinden Men gövherem neyçün gerek eksilem / Çağrılmamış gedem, meğer men yelem mısralarıyla kendisiyle sevgili olan Husrev’in görüşme talebine karşı çıkarak bunun nikâhsız mümkün olmayacağına vurgu yapılması nikâhın önemini ortaya koymaktadır. Nikâhsız birlikteliklerin kadının zarara uğramasına sebep olacağını, nikâhın ise değeri paha biçilemez mücevher olarak hayatını aydınlatacağını belirtmiştir. Hatta bu kıymetli taşı sade taşa dönüştürmeye yeltenen erkeğin şeytana uyduğunu dile getirmiştir.396 Nikâhın toplumsal normlar yönünden işlevi olduğu gibi kadının ve erkeğin haklarının korunmasında önemli yeri vardır.

Nizâmî eserlerinde adap ve ahlaktan uzak olan, ahlak kurallarına uymayan insanlardan bahsetmeye çalışmıştır. O, insanın her zaman yanında olan ve yaptıklarını amellerine yazan iki meleğin ve onun yoldan sapmasına sebep olan şeytandan bahsetmektedir. Aslında hayasızlık ve şeytan kelimelerini bir arada kullanması, insanın hayasızlık ile nasıl bir duruma düştüğünü tasvir etmek içindir. “Bednamlıqda şeytanla yaxın olduq şeytan tek”397 mısrası ile insanların kötülükte şeytandan geri kalmadığını, iyi niyetle yapılan işlerin arkasında bir neden aramanın onun vesvesesinden kaynaklandığını anlatmaya çalışmıştır. Nizâmî, insanları sadece kendisinin iyi olduğu ve kendi yaptığı işlerin doğru olduğu düşüncesinden alıkoymaya çalışmıştır.

O, insan aklını ve şeytanın vesvesesini anlatmak için kurt ve tilki karşılaştırmasını yapmıştır. Şeytanı kurda, insanı da tilkiye benzeterek kurdun tilkiden daha yırtıcı olmasına rağmen tilkinin aklını kullanarak kendini kurtarabileceği mesajını vermiştir. İnsan kendisine verilen akıl yetisi ile hayâ ve hayasızlığın etkilerini düşünüp ona göre davranmalıdır. Nizâmî, aklın üstünlüğünden bahsederek onu şeytanın tüm cazip gösterdiklerinden sorunsuz olarak kurtulmanın esas yolu olarak nitelendirmiştir.

İnsanı iyi yönde kendisini geliştirmeye çağıran Nizâmî, eğitimde kalbin önemine vurgu yapmıştır. Akıl ve düşüncenin beyinde, vefa, vicdan ve merhametin kalpte var olduğunu dile getirmiştir. Ayrıca kıskançlıktan uzak, hak ve adaleti gözeten, nefsine yenik düşmeyen insanın vicdan aynasına dönük yaşamasının ilahi emir olduğunu belirtmeye çalışmıştır. Dünya süsüne aldananları, kafeste yaşayan mahkuma benzetmiştir. Nizâmî, bu kafesten ancak kendini bilenin kurtuluşa erebileceğini belirtmiştir. O yüzdendir ki, halk arasında “Nefsini bilen kendini bilir” deyimi

396 Gencevî, Xosrov ve Şirin, 2004, 268.

397 Gencevî, Poemalar, 136.

108

insanoğlunun yaşam süresi boyunca kurtuluş düşüncesi olarak devam etmektedir.

Nizâmî manevi değerlerin başında gelen ismet, haya kavramlarının önemini kendine has tarzı ve şiirsel üslubuyla eserlerinde anlatmaya çalışmıştır. Aşkın yüceliğini, saflığını korumak için eşrefi mahlukat olan insanın bu nitelemeye layık olması gerektiğini dile getirmiştir. Olumsuz davranışlarda bulunanları ise şiirlerinin diliyle uyarmaya gayret etmiştir.

Belgede NİZÂMÎ GENCEVÎ’NİN FELSEFESİNDE MANEVİ DEĞERLER (sayfa 116-120)