B. ESERE MAHSÛS BÂB BAŞLIKLARI

8. Genç Oğlanlarla Vakit Geçirmek

Sohbetü’l-Ahdâs veya Musâhabetü’l-Merdân, terim olarak genç ve yakışıklı oğlanlarla oturup kalkmak anlamına gelmektedir. İslam toplumunun genelinde hoş karşılanmadığı gibi, özellikle sûfîler söz konusu olduğunda şiddetle eleştirilen bir durumdur. Tasavvufta bir şeyhin, sohbet meclislerine katılan genç oğlanlara ilgi göstermesi ve onlarla fazla vakit geçirmesi uygun görülmemiştir. Sûfîlere göre kalbini Allah ile meşgul etmesi gerekirken, mahlûkâta yönelten kimse en çetin âfetlerden birine mübtelâ olmuştur. Tasavvuf yoluna girmiş de olsa insan nefsinden hiçbir zaman emin olmamalıdır. Ayrıca kendisini halkın itham edeceği bir duruma düşürmek, mutasavvıfların tamamını töhmet altında bırakıp tasavvuf hakkında yanlış bir algı oluşturacaktır. Bu sebeple sûfîler sohbet meclislerinde genç oğlanlarla vakit geçirmeyi câiz görmemişlerdir. Yine Nakşbendiyye tarikatında “nazar ber-kadem” olarak geçen ilke de benzer bir endişeyle ortaya çıkmıştır. Ayakların üzerine yani önüne bakmak anlamına gelen bu ifade sâlikin lüzumsuz bakışlardan kendini sakınmasını öğütler.271 Herhangi bir varlığa nazar etmek, kalp huzurunu ve içinde bulunduğu mânevî hâli bozabilecek bir engel olarak görülmüştür. Bu sebeple bir sâlik gözlerini mâsivâdan ayırmak mecburiyetindedir.

Sîrcânî’nin çağdaşı olan Kuşeyrî ve Hücvirî, mezkûr konuyu eserlerine alarak yorumlayan müelliflerdendir. Aynı dönemde yaşayan bu yazarların aynı konuyu önemseyip yazmış olmaları, meselenin tasavvuf muhitinde yaygınlaşarak olumsuz neticeler doğurduğu gerçeğini göstermektedir. Kuşeyrî er-Risâle isimli eserinin sonunda, müritlere tavsiyelerde bulunduğu bölümde konuyla ilgili bir pasaja yer vermiştir. Burada o, bir müridin oğlanlarla “eğleşmesinin” başına gelebilecek en kötü       

270 el-Cum’a, 62/5.

271 Hasan Kamil Yılmaz, Ana Hatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, 16. B., İstanbul, Ensar, 2013; Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, s. 272.

âfet olduğunu belirtmiştir. Kuşeyrî’nin ifadelerinden anlaşıldığı kadarıyla o dönemde, bahsi geçen konuyu belki birtakım biyolojik sebeplere bağlı olarak mâzur göstermeye çalışanlar olmuştur. Ona göre çirkin fiillerin bu şekilde üstünü kapatmaya çalışmak daha kötüdür; hatta küfrün dengi bir duruma yol açar. Meseleyi basit görmek doğru değildir. Bir kimse bu fiilleri alışkanlık haline getirmişse derhal ondan vazgeçmesi ve tevbe etmesi gerekmektedir.272 Eserinde aynı konuyu işleyen Hücvirî ise oğlanlara bakmanın büyük bir günah olduğunu; bu âdetin sûfîlere hulûlcular tâifesinden kaldığını söylemiştir.273 Hücvirî başka bir açıklama yapmamıştır ancak Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, Telbîsü İblîs isimli eserinde hulûlcularla olan ilişkiyi aydınlatmıştır. Kendilerini sûfîlere benzetmeye çalışan hulûlcü bir grup, Allah’ı insan sûretinde bulunmasını câiz görmüşlerdir. Buradan hareketle de güzel bir yüze bakıldığında aslında Allah’a bakılmış olduğunu iddia etmişlerdir. İbnü’l-Cevzî bu kimselerin sûfîler arasında en kötü grubu teşkil ettiğini söylemiştir. Onun ifadelerine göre sûfîlerden bir başka grup da, güzel yüzlü oğlanlara şehvetle değil de ibret gözü ile baktığını ileri sürmektedir. Kendisine göre bu imkânsızdır, zira kişi yaratılışı gereği güzel olana meyleder. Dolayısıyla nefsinden emin olması söz konusu bile değildir.274 Oğlanlarla vakit geçirip oyalanmak şeytanın bir aldatmacasıdır. Selef ulemâsı da genç ve güzel oğlanlara bakmayı asla câiz görmemiştir. Nitekim Atâ b. Müslim’den rivâyetle gelen hadîs-i şerîfle Hz.

Peygamber’in, sohbetlerinde güzel yüzlü delikanlıları kendi arkasına oturttuğu bildirilmektedir. İbnü’l-Cevzî, söz konusu çirkin fiili işleyen kimsenin daha bu dünyada iken çekeceği ağır cezaların olduğunu iddia eder ki bunlardan biri, aniden Kur’ân-ı Kerîm’in hafızasından silinmesidir.275

Sîrcânî “Genç Oğlanlara Bakmak” bahsine “Mü’minlere söyle, gözlerini sakınsınlar”276 âyet-i kerîmesi ile başlar. İlk kısımda sûfîlerin genç oğlanlara bakmaları, onlarla zaman geçirip iltifat etmelerine dair sözlerini nakleder. İkinci kısım ise ibret gözü ile bakmanın caizliği konusunu içerir. Böylelikle eserin otuz yedinci bâbı, oğlanlara bakmayı caiz gören ile uygun bulmayan iki farklı görüşün anlatıldığı iki

      

272 Kuşeyrî, a.g.e., s. 628.

273 Hücvirî, a.g.e., B.N., s. 470.

274 Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, Telbîsü İblîs, Lübnan, Dâru’l-Fikr, 2001, s. 237.

275 İbnü’l-Cevzî, a.g.e., ss. 236-247.

276 en-Nûr, 24/30.

bölüme ayrılmış durumdadır. İlk olarak sûfîlerin, bahsi geçen konudaki eleştirilerine verilebilecek birkaç örnek aşağıdaki gibidir:

“Ca’fer el-Huldî: Ben, Cüneyd ve sûfîlerden bir cemaat Şünûziyye mescidinde iken yanımıza bir adam geldi ve Cüneyd-i Bağdâdî’ye bir soru sordu: Ebe’l-Kâsım, bugüne kadar nefsimde düzeltmem gereken ne kötü huy varsa hepsini düzelttim, ancak hala ihlâslı değilim. Cüneyd soruyu sorana, Ebü’l-Hüseyn en-Nûrî’ye gidip danışmasını söyledi. Adam Ebü’l-Hüseyn en-Nûrî’nin yanına gittiğinde, şeyh onun neden geldiğini hemen anladı ve sordu: “Hiç oğlanlara baktığın oldu mu?” Adam “evet” cevabını verince Ebü’l-Hüseyn dedi ki: İşte senin hicâbın bu. Hicâbların en ağırı. Bu huyunu terk et ki ihlâsın tam olsun!”

“Ebû Sa’îd el-Harrâz: Bir gece rüyamda, İblisi benden kaçarken gördüm.

Yanıma gelmesini söyledim. O ise, diğer insanların aldandığı şeylere aldanmadığımız için, kendisinin bizim gibi sûfîlerle bir işi olmadığını söyledi.

Sonra ekledi: Ancak tabi ki sizin içinizde de bir hilem var! Ona bu hilenin ne olduğunu sorduğumda ise şu cevabı verdi: Oğlanlarla beraber olmak!”

Bölümün ikinci kısmında Sîrcânî, Kuşeyrî ve Hücvirî’den farklı olarak, güzel bir şeye ibret nazarıyla bakma konusunu ele almıştır. Burada serdettiği rivâyetler, kâinattaki varlıklara nazar etmenin yalnızca ibret gözü ile yapılırsa câiz olabileceği yönündedir.

Güzel olan bir şeye bakıldığında, onda Allah’ı temâşâ etmek gerekmektedir. Maksad yaratılan değil, Yaratanın yaratışındaki kudret ve hikmeti idrâk etmek olmalıdır. Aksi halde kalp mâsivâ ile meşgul olur ki bu, tasavvuf yolunda başa gelebilecek en büyük fitnelerden biridir.

Güzele bakmanın cevâzına dair nakledilen sûfî sözlerinden bazı örnekler şöyledir:

“Ebû Yezîd el-Bistâmî: Baktığım her şeyde, Allah’ı kendime o şeyden çok daha yakın buldum.”

“Zünnûn el-Mısrî: Kul Allah ile ünsiyet kurduğu vakit ona her kötü ses güzel, her yüz aydınlık ve her koku misk gibi gelir.”

“Ebû Amr: Sâni’in ihsânına gark olmuş kişi, onun yarattığı her şeyi güzel görür.”

“Yahyâ b. Mu’âz: Görme ile ibret almayan kişi, nasihat ile de uslanmaz.”

Nakledilen hikâyelerden anlaşılıyor ki güzel oğlanlara şehvet gözüyle bakıp onlarla vakit geçirmek, o dönemde tasavvufta yaygınlaşan ve oldukça eleştiri alan bir husustur. Sûfîler gibi görünmeye çalışan bazı grupların bu çirkin fiili işlemekte bir mahzûr görmemesi tasavvufa da zarar vermiştir. Bu sebeple Kuşeyrî ve Hücvirî gibi

müellifler konuya eserlerinde yer vererek, tasavvuf müntesiplerini uyarmak istemiştir.

Sîrcânî’nin eserini özel ve farklı kılan ise, oğlanlara bakma konusunu ayrı bir bâb başlığı açarak sunmuş olmasıdır. Ayrıca Sîrcânî diğer eserlerde bulunmayan pek çok hikâye ve sûfî sözünü de bir araya getirerek nakletmiştir. Dolayısıyla eseri, yaşadığı dönemde sûfîler arasında vukû bulan dâhilî problemlerden birine ışık tutmaktadır.

Belgede EBÜ’L-HASEN ALİ B. HASEN ES-SÎRCÂNÎ’NİN (ö. 470/1077) KİTÂBÜ’L-BEYÂZ VE’S-SEVÂD ADLI ESERİ (sayfa 102-105)