Gündelik Yaşamda Kadınların Karar Alma Süreçlerine ve Kamusal

In document Mevsimlik tarım işçisi kadınların kentsel mekânda ve tarladaki gündelik yaşam deneyimleri: Şanlıurfa örneğinde bir inceleme (Page 187-191)

3. TÜRKİYE’DE KIRSAL DÖNÜŞÜM EKSENİNDE MEVSİMLİK TARIM

4.5. Mevsimlik Tarım İşçisi Kadınların Kentsel Mekândaki ve Tarladaki

4.5.1. Kentsel Mekândaki Toplumsal İlişkiler Bağlamında Kadınların

4.5.1.3. Gündelik Yaşamda Kadınların Karar Alma Süreçlerine ve Kamusal

172 üretim ve yeniden üretim faaliyetlerinden daha kolay ve daha az yorucu olduğunu belirtmiştir:

8 kişi yaşıyoruz bu evde. Bu evin tüm işlerini ben tek başıma yaparım. Çok kolaydır buradaki işler (günlük ev işlerini kast ediyor). Buradaki işin zorluğu nedir ki, tarladaki işlerin yanında. Bir kere burada her şey var. Su var, çamaşır makinesi var, cereyan var. Ama tarla işi öyle mi?

Kadınların gündelik yaşam deneyimleri ve pratikleri hiyerarşik toplumsal ilişkilerle toplumsal olarak kurulmuştur. Toplumsal yaşamın maddi olarak üretimi ve yeniden üretimi cinsiyetler arası güç ilişkilerinin temel dinamikleriyle gerçekleşmektedir.

Toplumsal yeniden üretim, toplumsal pratiklerin sistematik olarak üretilmesi anlamına gelmektedir. Aile ve hane içi ücretsiz emek kullanımına yönelik olan gündelik ev işleri, gündelik yaşamın işleyişi açısından kadınların toplumsal ilişkilerin “doğal olgular” olarak sunulmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla gündelik yaşamın kesintisiz bir biçimde sürdürülmesini sağlayan toplumsal pratiklerin cinsiyetçi yönü nedeniyle kadınlar, bu pratiklerin kesintisiz ve sürekli olarak sürdürülmesini sağlamak zorundadır.

4.5.1.3. Gündelik Yaşamda Kadınların Karar Alma Süreçlerine ve

173 çıktı. Böylece gündelik yaşam mekânlarının kamusal alan ve özel alan olarak

“parçalanması”, hiyerarşiklendirilmiş toplumsal ilişkilerin gündelik yaşamda karar alma süreçlerine yansıdığı görülmektedir. Dolayısıyla hiyerarşiklendirilmiş ve parçalanmış gündelik yaşam ilişkilerinde kadınların kamusal alanları kullanım şekillerini ve kullanım süreleri sınıfsal aidiyet, kültürel ve geleneksel normlarca oluşturulmaktadır.

Erman (2014: 91), gecekonduların geleneksel cinsiyet rollerinin hâkim olduğu yaşam alanı olduğunu ve gecekondu yaşam alanlarında kentliliğin bir göstergesi olan bireyselliğin olmadığını belirtmiştir. Dolayısıyla kentin kıyısında yer alan ve homojen bir yapıya sahip olan mahallelerde geleneksel ataerkil toplumsal yapı aynı köyden olma, komşuluk ve akrabalık gibi iç içe geçen ilişkilerle yeniden üretilmektedir. Böylece gündelik yaşamda kadınların mekânsal hareketlilikleri kısıtlanmaktadır. Öte yandan Cantek vd.’nin (2014: 122-123) de vurguladığı gibi kentsel mekânda özellikle alt sınıfa mensup olan kadınlar için, kamusal kent mekânlarının tüketim odaklı olmasıyla birlikte ev çeperine çekilmek kaçınılmaz hale gelmektedir. Başka bir ifadeyle ataerkil kültürün belirlediği sınırlılıklarla yoksulluğun birleşmesi gündelik yaşamda sosyalleşmeyi ve boş zaman etkinliklerini ev içi üretiminde yapıldığı özel alanla sınırlamaktadır.

Gündelik yaşam ilişkilerinde toplumsal mekânların farklılıklara ayrılması bakımından erkekler “kamusal” alanla, kadınlar ise “özel” alanla özdeşleştirilmektedir.

Ayrıca Mahallelerin toplumsal sınıf ilişkileri bağlamında homojenleştirilmiş bir şekilde kentin kıyısında konumlanmış oluşu, kadınların mahalle içinde sosyalleşmelerine olanak tanımaktadır. Özellikle Sırrın Mahallesi ile diğer iki mahalle arasında sınıfsal aidiyetin oluşturduğu benzerliklerin yanı sıra homojenleştirilmiş toplumsal mekânlar ve gündelik yaşam içine gizlenmiş geleneksel kültürel normlar bakımından görece farklılıklar olduğu görülmektedir. Hayati Harrani ve Osmanlı Mahallelerinde, kadınların kamusal alanlara erişimleri sıkı ve oldukça katı ataerkil toplumsal cinsiyet ilişkileri altında gerçekleşmektedir. Özellikle yaşları ve medeni durumları itibariyle genç bekâr ve genç evli kadınların gündelik yaşam ilişkileri üzerinde bu baskı mekanizmaları daha da artmaktadır. Dolayısıyla kadınlar için toplumsal mekânların hatlarını çizmek, sınırlarını belirlemek ve belirginleştirmek toplumsal hiyerarşilerinin sürdürülmesinin ya da yeniden kurulmasının en temel yoludur. Hayati Harrani ve Osmanlı Mahallelerinde kadınların kamusal alanlara katılımları, aile reisinin ya da aile reisi kadar sözü geçen aile fertlerinden birinin ya da birilerinin eşlik etmesiyle veya izniyle gerçekleşmektedir:

174

Pek fazla dışarı çıkmayız. Bazen on günde bir dışarı çıkarım. Bir de alışmışız ya işe güce. İş (günlük ev işi) dışında bir şeye aklımız pek ermez (O4).

Bazen ablamla bazen annemle çarşıya iniyorum. Mahallede bir yere gidemiyorum. Bir tek mahalledeki akrabalarımın yanına izin veriyorlar. Başka da bir yere izin vermiyorlar (S8).

Mahallede komşularımız var, onlara gidiyorum. Halalarımız ve amcalarımız da burada, onlara gidiyoruz. İhtiyaç duymuyorum Hayati Harrani’nin dışına çıkmaya. Çarşıya da bir işim olunca annemle, abimle ve kız kardeşimle gidiyorum. Tek başıma asla çıkmam bizim Araplarda bekâr kızlar asla tek çıkamaz (dışarı). Hatta beni şimdi tek başıma bıraksalar da çıkmam. Öyle alıştırmışlar çünkü. Öyle gördüm bu güne kadar tersini yapamam ki (H11).

Babam, abim ne derse o olur. İzin alıyoruz öyle komşuya gidiyoruz. Biz gideriz, onlar bize gelir. Bunun dışında yalnız çıkamıyoruz (O18).

Bazen evde çok bunalıyoruz. Dışarıda komşular oturuyor bazen ama babam pek izin vermiyor dışarıda oturmamıza. “Ortam uygun değil” diyor. Bazen annemle parka gidiyoruz. O da her zaman değil. Annem izin verirse bazen arkadaşlarımız bize gelir, otururuz. Onun dışında pek dışarı çıkmayız (O6).

H11 ve O6 kodlu kaynak kişilerin ifadeleri kırsal dönüşüm süreciyle kırdan koparak kent periferine yerleşen kitlelerin kentleşme deneyimleri sırasında kırdan kente taşıdıkları değişime ve dönüşüme oldukça dirençli geleneksel ataerkil denetim mekanizmalarının gündelik yaşam ilişkilerinde sıkı sıkıya korunduğunu vurgular niteliktedir. Yüce ve Çelik’in (2016) yaptıkları araştırmada da özellikle genç kadınlar, ailenin erkek üyeleri ve mahalle baskısını hissederek istedikleri giysileri giyemeyen kadınların vurguları yer almaktadır. Böylece kadınların kentliliğin bir göstergesi olan kendi yaşamını inşa etmenin bu Mahallerde oldukça zor olduğu görülmektedir. Erman’ın (2001; 2014) da vurguladığı gibi kırsal kökenli kitleler kadınların yaşamlarında ve görünürlüklerinde geleneksel normlar ve değerleri koruma eğiliminde olduğu görülmektedir.

Hayati Harrani ve Osmanlı Mahallelerinde özellikle genç kadınların kamusal alana katılımları üzerindeki bu denetimci mekanizmalar, giyim konusunda kendini göstermektedir. Hayati Harrani ve Osmanlı Mahallelerinde “Türk gibi giyinmek67” ve pantolon giyme konusunda da erkek egemen değer ve normlar devreye girmektedir. Fakat O18 kodlu kaynak kişinin ifadesinde de görüldüğü üzere, kırdan kente taşınarak yeniden üretilen ataerkil toplumsal cinsiyet ilişkilerinin etkisine ve zorlayıcılığına karşın saha araştırmasındaki kimi kadınlar gündelik yaşamlarında giyim konusundaki baskı

67 Hayati Harrani ve Osmanlı Mahallelerinde görüşme yapılan kaynak kişiler arasında özellikle genç kadınlar, geleneksel Arap kıyafetleri dışındaki kıyafetlere “Türk kıyafetleri”, bu giyinme tarzına ise “Türk gibi giyinmek” dedikleri gözlenmiştir.

175 mekanizmalarına yönelik çeşitli stratejiler geliştirirken kimi kadınlar da “hoş karşılanmayan” giyim tarzından uzak kalmayı tercih etmektedir:

Pantolon giymeyi çok seviyorum ama hep etek giyiyorum. Ama babam izin vermez. Dün mesela evde pantolon giydim. Babam kızdı, ben de çıkardım, yine etek giydim. Aşiret oldukları için bizimkiler kızar böyle şeylere ama ben arada sırada yine pantolon giyeceğim (O18).

Bir şey demiyorlar giyinmeme. Zaten ben babamları, abilerimi kızdırıcı bir şey yapmam (H10).

H10, O4 ve O18 kodlu kaynak kişilerin “arada sırada”, “beni tek bıraksalar da çıkamam”, “çünkü bu elbiselere alıştım” ve “sıkıntı olmuyor” gibi ifadeleri toplumsal olanın bedenlerde inşa edilmesiyle ortaya çıkan, sürekli olarak yapılanmış ve yapılandırıcı yatkınlıklar sistemini işaret etmektedir. Dolayısıyla bireysel olanın hatta kişisel ve öznel olanın dahi toplumsal olduğunu ortaya koymaktadır (Bourdieu ve Wacquant, 2016: 116). Yer aldıkları alanı oluşturan güç ilişkilerinde kayıtlı zorunluluklar dâhilinde habituslarına göre eyleyiciler, habituslarına göre algıladıkları duruma uygun hareket tarzları oluştururlar. Dolayısıyla bu hareket tarzları, habituslarının da ürünü olduğu yapıyı yeniden üretme işlevini görür (Bourdieu, 2006; Bourdieu ve Wacquant, 2016). Bu bakımdan kadınlar, kırdan kente göç sürecinden önce kırda daha güçlü olan ataerkil ilişkilerin kentsel mekânda dönüşüme daha da dirençli hâle gelmesiyle yatkınlıklarını pekiştirecek stratejiler ve taktikler geliştirerek gündelik yaşam ilişkilerini sürdürmektedirler. Bu olgu diğer taraftan Kandiyoti’nin (1988; 2013), kadınların toplumsal konumları üzerinden gündelik yaşam deneyimlerini ve pratiklerini belirleyerek hem koruyucu hem de denetleyici mekanizmalara sahip olan aynı zamanda erkek egemen toplumsal yapıya kadınların uyumunu gösteren birtakım karşılıklı beklentileri içeren

“ataerkil pazarlık” kavramını da hatırlatmaktadır. Kadınların da erkekler kadar bağlı olduğu “ataerkil pazarlık”, birtakım karşılıklı beklentilerin yerine getirileceği varsayımına dayanır ve bu beklentiler kadınların gündelik yaşamlarında ait oldukları ortama ayak uydurmak için geliştirdikleri stratejileri içerir.

Bana deseler ki şu an pantolon giy, giymem. Çünkü bu elbiselere alıştım ama zorunlu demiyorlar illa Arap kıyafeti giy. Ben de etek giyiyorum, bluz giyiyorum, ferace giyiyorum. Onları giyince pek sıkıntı olmuyor (H11).

Sırrın Mahallesi’nde ise kadınların kamusal alanlara katılımları diğer mahallelere göre daha farklı bir yapıda deneyimlenmektedir. Kaynak kişilerin ifadelerinden de anlaşılacağı gibi bazı kadınların kamusal alanlara katılımları ve karar alma süreçlerindeki

176 toplumsal konumları etnik ve kültürel dinamiklerden beslenerek çok katı bir toplumsal yapı altında deneyimlenirken; bazı kadınların ise bu denetim mekanizmalarını görece daha esnek bir yapıda deneyimlendiği gözlemlenmiştir. Bu görece farklılık bir bakıma gündelik pratiklerin ve deneyimlerin sadece ekonomik boyutta oluşmadığını, kültürel yapıların da kaçınılmaz bir şekilde etkili olduğunu göstermektedir. S11 ve S12 kodlu kaynak kişilerin ifadeleri, bir bakıma “egemen toplumsal yapının sürekli olarak yeniden üretilmesini sağlayanın tüm eyleyicilerin hem bazen çatışmaya yol açacak kadar bağımsız, hem de uyumlu olan, sayısız yeniden üretim stratejilerinin” (Bourdieu ve Wacquant, 2016: 132) toplamıdır.

Evde işim biter. Gider çocukları okuldan alırım. Sonra akşama doğru hava serinlerse komşularla kapı önünde oturur, laflarız. Bizim oturduğumuz sokaktaki çoğu kişi zaten akrabamız (S11).

Eşim çok kıskançtır. O izin verirse bir yere gidebilirim. Baktım, o evden çıktı;

ben de evden çıkarım (S12).

Yukarıdaki ifadelerden de yola çıkarak kadınların kamusal alanda varoluşlarıyla erkeklerin varoluşları arasında bir asimetri olduğu görülmektedir. Bu asimetrik yapı yani kamusal alan/özel alan bölünmesi, hem kadınların doğal olarak kabul gören konumlarının bir açıklaması olarak, hem de o konumu inşa eden bir ideoloji olarak ikili bir rol oynamaktadır (Davidoff, 2002: 190). Acar-Savran’a (2004: 112) göre ücretli emeğin yanı sıra ücretsiz ev emeğinin, aynı toplumsal düzenlemenin bir parçası olarak ele alınması gerekmektedir. Dolayısıyla mevsimlik tarım işçisi kadınların gündelik yaşam ilişkilerinde toplumsal cinsiyet hiyerarşilerini ortaya çıkaran ve onun yeniden üretilmesinde etkili olan toplumsal mekanizmalar, kadınların kamusal alana ve karar alma süreçlerine olan katılımlarını sınırlarken, tarım dışı alanlarda işgücü piyasasına katılımlarını da benzer şekillerde sınırlandırmaktadır.

4.5.1.4. Kadınların Gündelik Yaşamın Sınırları İçinde Alternatif (Bağımsız)

In document Mevsimlik tarım işçisi kadınların kentsel mekânda ve tarladaki gündelik yaşam deneyimleri: Şanlıurfa örneğinde bir inceleme (Page 187-191)