Farklılığı Marjinal Olarak Görme Ve Ötekileştirme Sendromu

Belgede KUR’ÂN’DA TOPLUMSAL FARKLILIK (sayfa 74-78)

Oryantalizmin eleştirisini yapmıştır; fakat bunlar arasında yirminci yüzyılın önemli isimlerinden birisi olan Edward Said, 1978 yılında neşrettiği Oryantalizm adlı eseriyle Doğu-Batı ilişkilerine yeni bir yorum getirdi. Said’e göre bilgi-iktidar ilişkisinden hareketle kendini tanımlamak, sömürgeci niyetlerini haklı göstermek ve bu amacını gerçekleştirmek adına Batı hayali bir Doğu üretmiştir. ‘Ben ve Diğerleri’

ayırımından hareketle dünyanın merkezine kendisini koyan Batı, Ortaçağ’dan itibaren Doğu kültürleri, medeniyetleri ve inançları etrafında başlattığı şarkiyat çalışmalarıyla kendi Doğu’sunu oluşturmuş, akla gelen bütün olumsuzlukların yüklendiği söz konusu Doğu imajını ise günlük hayattan siyasete, sosyal bilimlerden güzel sanatlara kadar hemen hemen hayatın her sahasında kullanıma sokmuştur. Bu bilgiye göre Doğu ile Batı arasında her alanda derin farklılıklar söz konusudur. Batı, aklı ve rasyonel düşünme yeteneği sayesinde insanlığın en ileri aşamasını temsil etmektedir. Aklını kullanma yeteneğinden ve tarihten yoksun, tarihin dışında yaşayan Doğu’nun kendi başına bu gelişmeleri gerçekleştirmesi mümkün değildir. Ayrıca Batı, tembelliği, uyuşukluğu, çalışma disiplininden yoksunluğu, günahkârlığı, cinselliğe düşkünlüğü, zorbalığı temsil eden geri kalmış gayri medeni Doğu üzerinden vesayet ve tasarruf hakkına sahiptir. Özellikle 19. Yüzyıldan sonra Batı’nın Doğu üzerinde gerçekleştirdiği sömürge ve işgal gayretleri bu vesayet ve tasarruf hakkını kendisinde görmesinin neticesindedir. Said’e göre etki alanı geniş

“kültürel ve siyasal bir olgu” olan oryantalizm saf ve masum bir bilgi disiplini değildir ve bu yönüyle sorgulanması gerekir.138

E. Said’e göre Batı’nın ötekileştirici psikolojisi moderniteyle birlikte kendisini yeniden islam’la karşı karşıya getirirken artık bu karşı geliş Hristiyanlık üzerinden değil kendine yeni din olarak seçtiği pozitivist bilim anlayışı üzerinden olmuştur. Çünkü Batı hristiyanlığı aşmış, ana dini hristiyanlıktan daha büyük bir şey

138 Edward Said, Oryantalizm, Batı’nın Şark Anlayışları, Çev: Berna Ünlüer, Metis Yayınları, İstanbul 2004. s.22.

olmuşken, İslam dünyası, farklılaşmış toplulukları, tarihleri ve dillerine karşın, dinin, ilkelliğin ve geriliğin çamuruna saplanıp kalmıştır. Bu hegomanik bakış açısı Batı’nın kendinden ayrı görüp farklılık olarak tanımladığı tüm unsurları kendi kavramının özel gücü altında bir araya getirmesi algısıyla yakından ilişkilidir.

Dolayısıyla bu algı çeşidi Batı’nın bir çeşit merkez olarak kendini dışa vurması ile kurumsallaşmıştır. Said Batı’nın kendini oryantalist söylem üzerinden yeniden kurmasını oryantalizmin bir bilgi çeşidi olarak kendini iktidar üzerinden kurması olarak görürken, düşüncelerinde Foucault’u izlediği seçilebilmektedir.139

Bu tespitler iktidar bilgi ilişkisi bağlamında tüm zamanlar için geçerli gibi görünse de, bugün bilginin mekândan bağımsızlaşmasıyla diğer bir ifadeyle ulaşılabilirliğinin önündeki tüm sınırların ortadan kalkmasıyla birlikte ‘sahiplik durumu’ sorunlu bir hal almış ve bunun sonucunda iktidarın bilgiye tek başına sahip olabildiği zamanlar sona ermiştir. Fakat iktidarın bilgiye tek başına sahip olabilme durumu diğer bir ifadeyle bilgiyi iktidar dışından gizleme imkanları sona ermiş olsa da, “bilginin koflaşması” diye adlandırabileceğimiz bir durum ortaya çıkmış ve sıradanlaşarak zamanla koflaşan bilgi “düzenli olarak sistemleştirilen” (kullanıma en uygun hale getirilen) bilgi karşısında yenilgisini ilan etmek zorunda kalmıştır.

Kısacası, bilginin mutlak kontrolü iktidarın elinden kayıp gitmesine rağmen, bilgiyi kullanabilmedeki üstün yetisi iktidarın iktidarlığını sürdürebilmesine olanak sağlamaktadır. Artık iktidarlık durumunun temel belirleyicisi Bauman’ın belirttiği gibi bilgiye sahip olmak değil onu “daha iyi kullanabilmek” olmuştur.140

Batı dünyası bilgiyi daha iyi kullanmak ve iktidarda kalmak adına Öteki ile olan münasebetini, kavramsallaştırdığı dört farklı yaklaşım üzerinden kurmaktadır.

İlk kavramsallaştırma; Öteki’nin kanıt toplanması aracılığıyla Batı için

“amprik/kültürel bir nesne” olarak görülmesidir. Buradaki amaç, hakkında sözde nesnel ve gerçeklere dayanan bilgi sağlayarak Öteki’ni açıklamaktır. Bu açıklama

139 Edward Said, Medyada İslam, Çev: Aysun Babacan, Metis Yayınları, İstanbul 2008, ss. 11-14.

140 Bauman’dan aktaran: Ali Balcı, Bilgi-İktidar İlişkisinin Dönüşümü, (Çevrimiçi), http://web.sakarya.edu.tr/~kaymakci/makale/bilgiiktidar.pdf. 12 Aralık 2013.

girişimi Batı laboratuarında incelemeye tabi tutulan özne durumundaki Doğu’nun sabit bir varlık olarak görülmesinin arayışıdır. Böyle bir arayışta ispatlanmaya çalışılan olgunun içeriği Öteki’nin modern öznenin sahip olduklarından, yani rasyonaliteden, moderniteden, akıldan, ilerlemeden yoksun Batılı olmayan bir özne olarak nitelendirilmesinde yatar. Bundan dolayı bu ilk yaklaşımda Öteki, ne olduğundan ziyade ne olmadığı açısından tanımlanır.141

İkinci kavramsallaştırmada “Varlık olarak görülen Öteki”, Yorumlayıcı ve varoluşçu söylemlerde kullanılan varlık olarak görülür ve Modern benliğin oluşturulmasına yardımcı olan görünmeyene gönderimde bulunur. Bir yorumcu ya da varoluşçu sadece Öteki hakkında yazmaz, aynı zamanda kendi “benliğinin” kültürel ve tarihsel ikilemlerini araştırarak Öteki ile yeni ilişkileri keşfetmeyi çabalar.

Ötekinin bu şekilde kavranışı hem deneysel bilgi tarzından, hem de Öteki’nin ayrıcalıklı modern benlik içerisinden kültürel olarak eritilmesinden radikal bir şekilde ayrılır. Ancak Öteki’yi tarihsel bir varlık, “gerçek” bir tarihsel varoluş olarak görmekle gerek yorumcu gerekse varoluşçu söylem modernite rejimi içerisinde çalışır; benlik/Öteki karşıtlığını sürdürür ve söylemsel bir kurgu olarak Öteki kategorisiyle bağlarını koparmaz. Esasen Batı’nın kendinden saymadığı ile olan ilişkisi postmodern dönemde bu yaklaşım üzerinden şekillenmiştir denilebilir. Batı Öteki’ni anladığını sandığı anlam üzerinden kendini dönüştürüp önceki dönemde evrensellik üzerinden yaptığını postmodernitede küreselleşme ile yapmaktadır. Yani küreselleşme, bir yandan evrensellik iddiasını diğer yandan farklılığın kimlik içerisinden soyulmasına karşı faklı özne konumlarından ve farklı mekânlardan tekrardan çıkan bir direnişi kendinde barındırır.142

Üçüncü kavramsallaştırmada Öteki, “Söylemsel bir kurgu” olarak kavramsallaştırılır. Bu şekilde bakıldığında Öteki çeşitli söylemler ve kurumlar tarafından kurulan “bir bilgi nesnesini” oluşturur. Edward Said’in ‘Orientalism’

141 Fuat Keyman, Küreselleşme Devlet Kimlik/Farklılık: Uluslararası İlişkiler Kuramını Yeniden Düşünmek, Çev:

Simten Coşar. Alfa Yayınları, İstanbul 2000, s. 221.

142Fuat Keyman, Küreselleşme Devlet Kimlik/Farklılık: Uluslararası İlişkiler Kuramını Yeniden Düşünmek, s. 222.

kitabında ifade ettiği Batının kendini Doğu karşısında kasıtlı olarak konumlandırışında görülen epistemolojik ve ontolojik ayrım temeli böyle bir söylemsel kurgu tarafından üretilmiştir. Bu kurguda kanıt toplamaktan öte kanıt üretmek vardır ve bu kurgu Batı’nın maddi uygarlığının ve kültürünün ayrılmaz bir parçası olarak politik dünyada egemenliğini sağlamıştır. Burada Batı bilgiyi iktidarda kalma adına yeniden üretmektedir.143

Son kavramsallaştırmada farklılık/kimlik ekseninde Batı, Öteki’nin kendiyle ilişkisel karakterini vurgular. Böylelikle farklılık olarak Öteki, sömürgeci ile sömürge arasındaki karşılıklı bağımlılığın eleştirel bir şekilde incelenmesine olanak tanınmasına neden olur. Batı’nın toptancı bir anlayışla Öteki’yi kendi içinde, kendi kültürel ve tarihselliği içerisinde anlamamıza izin vermeyecek şekilde bütünleştirici ve homojen bir kurguya dönüştürmesinin eleştirisiyle kimlik/farklılık odağında öteki bir daha ele alınır, ilişkilerin yönü şekillendirilmeye çalışılır. Bu belki de Oksidentalizmin doğuşudur.144

Bakıldığında Batı’nın bütün tanımlama çabalarının ardında yatan temel düşünce; ‘Öteki’nin kararsızlık ve muğlâklığı çağrıştıran yapısına müdahale edebilme şansını yakalayabilmektir. Modernite muğlâklığı yok etmeyi, anlamlandırma sorunlarını en aza indirmeyi ve böylece kesin olmayan olguları azaltmayı temel almaktadır. Modernitenin bu amacına uygun olarak ‘öteki’ bir kategori içine dâhil edilmelidir ve bu da düşman kategorisi olmalıdır. Çünkü “Hiçbir şey olmadıklarından, herşey olabilirler”. Böylelikle Batı kategorize ediş biçimiyle kararsızlığın ve muğlâklığın karşı karşıya bıraktığı çaresizliğin üstesinden gelmektir.145

Öteki’ni düşman seçip kategorize etmek bir zaman sonra tepkiyi doğurmaktadır. Murat Paker’e göre Öteki olana en hafif tepki: öteki sayılanla hiçbir

143 Fuat Keyman, a.g.e., s. 222.

144 Edward Said’ten aktaran, Fuat Keyman, Küreselleşme Devlet Kimlik/Farklılık: Uluslararası İlişkiler Kuramını Yeniden Düşünmek, s.223.

145 Zygmunt Bauman, Modernlik ve Müphemlik, s. 134.

anlamlı ilişki kurmamak, onu merak etmemek, ondan ayrı ve uzak durmaktır. Daha ağır bir tepki, ötekini kendimize benzetmeye çalışmak, farklılıklarını inkâr etmek, asimile etmeye çalışmaktır. En ağır tepki ise öteki’ni tehlikeli düşman olarak kodlayıp saldırganlaşarak yok etmeye çalışmaktır. Bu tepkilerin hepsi en genel anlamıyla zenofonik eksende yer alır. Tehdit algısı ve buna yönelik tepki dozu ağırlaştıkça psikolojik/sembolik şiddetten açık/fiziksel şiddete doğru bir geçiş görülür.146

Özetlenecek olursa Oryantalizm özelinde Batı tarihi üzerinden resmin bütününe bakıldığında kolay bir şekilde bir öteki yaratma çabasından söz edilebilir.

Söz konusu çaba, Batı Dünyası için modern dönemde sömürgeciliğin meşrulaştırılması ve sömürülen yerlerin dizaynına yönelik temel motivasyon iken post modern dönemde ise artan göç hareketlerinin ve Küreselliğin bir getirisi olarak öteki ile sürekli burun buruna gelme problemiyle yeni bir formata bürünmüştür.

Belgede KUR’ÂN’DA TOPLUMSAL FARKLILIK (sayfa 74-78)