Enerji Transferinin Güvenliğinde Kilit Rol Oynayan Ortadoğu Ülkeleri

In document Küresel enerji güvenliği politikalarının Ortadoğu'ya yansıması (Page 114-120)

5. KÜRESEL ENERJİ GÜVENLİĞİ UYGULAMALARI VE ORTADOĞU

5.2. Enerji Kaynaklarından Zengin Ülkeler Açısından Enerji Güvenliği Politikaları

5.2.3. Enerji Transferinin Güvenliğinde Kilit Rol Oynayan Ortadoğu Ülkeleri

99

100 rezervleri bakımından ikinci olan İran, Suudi Arabistan’dan sonra ABD’nin enerji ihtiyacına göre işbirliği içerisinde olması gereken ülke konumunda olması, gelecek yıllarda iki ülke arasındaki politikaların daha olumlu gelişebileceğini de göstermektedir.

Aynı şekilde artan enerji talebi ile Çin’in İran’da enerji yatırımlarını artırması beklenmektedir. Bu durum İran ve Asya-Pasifik ülkeleri arasında yeni siyasi ekonomik politikaların şekillenebileceğinin göstermektedir (Demir, 2010: 88). Geçmişten bugüne İran’ın jeopolitik ve zengin enerji kaynaklarından dolayı diğer süper güçlerin ekonomik siyasi politikalarının odak noktası halindedir. 1941 yılında İran’ın bu konumundan dolayı diğer güçlü ülkelerle ilişkilerini engellemek için Rusya’nın istilasına uğrarken, 1951 yılında İran enerji politikası çerçevesinde petrol rezervlerini millileştirmesi ile ABD ve İngiltere tarafından ambargolar uygulanmaya başlanmıştır ve İran rejimi devrilmiştir. 1979 yılında yapılan İslam Devrimi ile ABD’nin karşısında bir tutum izlenmiş ve günümüz kadar siyasi ekonomik anlaşmazlık içerisinde yürümüştür (Coşkun, 2010: 16).

ABD ve İran arasında özellikle İran-Irak Savaşı’nda ABD’nin Irak’ı desteklemesi ile artan ve 1970’li yıllara kadar birçok batılı devletlerce ve ABD tarafından nükleer teknolojilerinin geliştirilmesinde yardım gören İran’ın, nükleer enerji üretmesine ve nükleer silah teknolojilerindeki çalışmalarına uluslararası tehdit oluşturabileceği gerekçesi ile ABD karşı çıkmaya başlamıştır. Hatta küresel güçler tarafından İran’ın Uluslararası Atom Enerjisi Kurumundan gizli nükleer tesisler ve uranyum zenginleştirme çalıştırmaları yaptığı sürekli gündeme gelmiştir. İran nükleer güç olarak aynı zamanda bölgedeki rakiplerine özellikle Mısır ve Türkiye’ye üstünlük kurma gibi bir politika izleyerek ve İsrail’e karşı nükleer silahları ile gözdağı verme gibi dış politikalarını sürdürmüştür (Akbaş ve Baş, 2013: 25, 26). Ancak artan küresel enerji talebi ile birlikte devletler özellikle ABD önemli bir enerji rezervlerine sahip İran ile uzlaşma çerçevesinde politikalarını yürütmek zorunda kalabilmektedirler (Demir, 2010:

88). Nitekim Temmuz Ayı 2015’te İran ve BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi ve Almanya (5+1) arasındaki, İran’ın nükleer programına ilişkin müzakerelerde anlaşmaya varılmış olup bu anlaşma ile İran nükleer alanda uranyum zenginleştirme çalışmalarını minimum seviyeye indirecek, İran üzerindeki ekonomik yaptırımlar ve ambargolar kaldırılmış olacaktır. İran üzerindeki bu ambargo ve yaptırımların kaldırılması ile önümüzdeki yıllarda İran’a yapılacak doğrudan yabancı yatırımların artması, dolayısıyla

101 doğal gaz rezervlerinin geliştirilmesi ve üretimin artması beklenmektedir (Akhundzada ve Özkan, 2014: 4).

Doğal gaz üretimi için gerekli olan teknolojik altyapı ve donanımı için Çin ve Rusya ile işbirliği içerisinde olan İran, Rusya ile petrol-doğal gaz sahalarının arama çıkarma yeni rafinerilerin kurulması ve iletim hatlarına yatırımı kapsamında bir mutabakat anlaşması dahilinde işbirliği vardır. Aynı zamanda, Rusya İran’ın Güney Pars Sahası, İran-Pakistan-Hindistan Boru Hattı ve LNG projelerine de ortak olmak siyaseti gütmektedir. AB ise alternatif enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi için İran ile ilişkilerinde uzlaşmacı bir strateji izlemektedir. Bu kapsamda Türkmen gazının İran ve Türkiye üzerinden gelecek yıllarda Avrupa’ya taşınması planlanmış olup, Türkiye’nin enerji çeşitliliği bağlamında önemli olan İran-Türkiye Doğal Gaz Boru hattı tamamlanarak, 2001 yılı sonunda faaliyete geçmiştir (Bayraç, 2009: 133).

5.2.3.2. Irak

Fırat ve Dicle havzasıda yer alan Irak Kuzeyde Türkiye, batıda Ürdün, kuzeybatıda Suriye, doğuda İran, güneyde Suudi Arabistan ve Kuveyt’e komşu olan bir Körfez ülkesi olduğu gibi önemli enerji boru hatlarının geçtiği bir ülkedir. Bulunduğu coğrafya ve sahip olduğu enerji kaynaklarından dolayı Ortadoğu’nun stratejik açıdan önemli ülkelerinden birisidir. Osmanlı Devletinin bir eyaleti olan Irak, I. Dünya Savaşı’nın sonunda 1920 yılında İngiliz manda yönetimine girmiştir. 1958 yılında darbe ile Krallık devrilip, Cumhuriyet rejimine geçilmiştir. 1980 li yıllarda İran-Irak Savaşı, 1990 lı yıllarda Körfez Savaşı ve 11 Eylül 2001 yılında ABD ‘de ikiz kulelere yapılan saldırı sonrasında ABD’nin terörizmle mücadele stratejisi adı altında 2003 yılında Irak’ı işgal etmesi ile geçmişten günümüze Irak, birçok savaşlara sahne olmuştur. ‘2003 yılında ABD nin işgalinden sonra Savaş boyunca koalisyon devletlerin kontrolünde kalmış, Savaş sonrasında 2005 yılında Anayasanın kabul edilmesi ile federal bir yönetim kurulmuştur (“Ortadoğu Durum Raporu” 2011: 29,30).

Irak’ın nüfusu Araplar, Türkler, Kürtler ve Acemler farklı din ve mezheplere (Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi) mensup olan milletlerden oluşmakta olup, tarihsel süreçte Mezopotamya medeniyetlerinin beşiği olarak birçok kültürü içinde barındırmaktadır. Özellikle nüfusun %97’si Müslüman olan Irak Müslümanları Şii mezhebi (%60-65) ve sunni mezhebine mensup halktan oluşmaktadır (Özmen, 2010:

102 14). Irak’ta her bir etnik grup komşu ülkelerdeki etnik ve dini gruplarla irtibat halindelerdir. Örneğin “Kuzey Irak’taki Kürtlerin, Suriye, Türkiye ve İran’daki Kürtlerle; Şii Arapların, İran, Kuveyt, Bahreyn ve Suudi Arabistan’daki Arap ve Arap olmayan Şiilerle; Sünni Arapların, Suriye ve Ürdün’deki Arap Sünnilerle ve Arap dünyasındaki İslamî akımlarla ve nihayet Türkmenlerin Türkiye’yle ilişkileri” mevcut olup, bu ilişki yumağında Irak’taki etnik gruplarla bir şekilde diğer komşu ülkelerdeki grupların bir irtibatı olduğu bilinmektedir. Bu yüzden Irak’taki olumlu veya olumsuz herhangi bir gelişme komşu ülkeleri etkilemesi yüksek bir olasılıktır (Çetinsaya ve Özhan, 2009: 20).

Irak petrol rezervleri bakımından Ortadoğu’nun üçüncü büyük ülkesi olup, ulusal gelirinin %97’sini petrolden elde etmektedir. 2015 yılı itibariyle 143.1 bin milyon varil kanıtlanmış ham petrol rezervi ile dünyada beşinci, Ortadoğu’da üçüncü ülke konumundadır. Total dünya petrol rezervi içindeki payı %8.4 ve dünya petrol üretim payı %4.5’dir. Doğal gaz rezervi 130.5 trilyon cubik metre rezervi ile toplam dünya rezervi içindeki payı %2’dir (“BP Statistical Review of World Energy June 2016”, 2018).

1930’lu yıllarda, Kerkük petrolünü Suriye üzerinden Akdeniz kıyılarına ulaştıran boru hattı açılmıştır. Buradan elde edilen gelirle ülkenin tarım ve sanayi sektörlerinde ilerleme kaydedilmiştir. Sonraki yıllarda (1970) Kerkük petrolünü bir taraftan Basra Körfezi’ne, diğer taraftan Türkiye üzerinden Akdeniz’e taşıyan Kerkük-(Ceyhan) Yumurtalık Petrol Boru Hattı faaliyete geçmiştir. 1980’li yıllarda Suudi Arabistan’dan geçirilen petrol boru hattı, Kerkük-(Ceyhan) Yumurtalık Petrol Boru Hattına eklenmiştir. Bu petrol hatları ile önemli gelişme sağlayan Irak ekonomisi, 1980 yılında başlayan ve 8 yıl süren İran-Irak Savaşı sırasında neredeyse çökme noktasına gelmiş, ekonomiye faturası 100 milyar dolardan fazla olmuştur. Ancak, 1991 yılında Kuveyt’in işgali sırasında da BM’nin müdahalesi ve ambargo kararı ile Irak ekonomisi felç olmuş, dış borcu artmıştır (Özmen, 2010: 9, 10). 2003 yılında ise Irak’ın ABD tarafından işgali ile milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanmıştır. Ülke sosyal, ekonomik, çevresel yıkıma uğramıştır. Irak’ın petrol sektörü bu savaşlar ve hala devam eden çatışmalar nedeniyle hem boru hatlarının güvenliği hem de üretim altyapısının ilerleyememesi açısından birçok risk ve tehditleri beraberinde getirmiştir. Bu tehditlerden boru hatlarından yararlanan ülkeler ve komşu ülkeler olumsuz etkilenmektedirler.

103 Mevcut bulunan Irak-Suudi, Arabistan boru hattı ve Irak-Suriye-Lübnan Boru Hattı kapalı olup, sadece Kerkük-Ceyhan Yumurtalık Petrol Boru Hattı faaliyettedir.

Majnoon-Türkiye, Haditha-Türkiye, Haditha-Suriye, Haditha-Ürdün Boru Hatları plan aşamasındadır. Petrol üretimi ve araştırması Petrol Başkanlığı kontrolündedir. Kuzey Petrol Şirketi (NOC) Irak, Güney Petrol Şirketi (SOC) ENI (İtalyan), DNO (Norveç), Missan Petrol Şirket, ülkede faaliyet gösteren enerji firmalarıdır. Kürt Bölgesel Hükümeti ve yabancı petrol şirketleri arasında Petrol Paylaşım Antlaşması (PSA) bulunmaktadır (Genç ve Sayım, 2011: 127).

Irak petrollerinin gerekli altyapının iyileştirilmemesi, güvenlik tehditleri gibi nedenlerle yeterince uzun yıllar jeolojik araştırma yapılamamaktadır. Ancak bu durumu ülkeyi avantajlı hale getiren bir husus olarak göz önünde bulundurmak gerekirse, gelecekte bu bölgede ucuz ve risksiz bakir petrol yataklarının bulunması ihtimali yüksek görünmektedir. Ayrıca, ülkede yaşanan istikrarsızlıklara rağmen yine de hali hazırda çıkarılan petrolü uluslararası pazarlara çıkarılmasında çok fazla sorun yaşanmamaktadır.

Ayrıca Irak’ın coğrafi konumunun getirdiği avantajla, Trablusgarp, Hayfa, Sayda, Baniyas ve İskenderun limanları ile kolaylıkla dış pazar bağlantıları kurulabilmektedir (Özmen, 2010: 12,13).

5.2.3.3. Türkiye

Türkiye taşkömürü, linyit, ham petrol, doğal gaz, uranyum, toryum gibi fosil enerji kaynaklarına sahip bir ülke olmakla birlikte aynı zamanda yenilenebilir enerji kaynak potansiyeline de sahiptir. Türkiye’nin fosil enerji üretimi yeterli düzeyde olmayıp ihtiyacı olan enerjinin yaklaşık %76’sını ithal etmektedir. Birincil enerji kaynaklarında dışa bağımlılığı 2013’te %73,5’tir (Türkyılmaz, 2015: 2). Türkiye’nin, başta Rusya ve İran olmak üzere komşu ülkelere önemli oranda enerji bağımlılığı söz konusudur. G-20 grubunda dünyanın en büyük 16. ekonomisi durumunda olan Türkiye, 2023 yılında ilk on arasına girmeyi hedeflemekte olup, sanayileşme ve üretime dayalı büyüme stratejisi izlemektedir. Dolayısıyla bu hedeflere bağlı olarak da artan enerji ihtiyacı ileriki yıllarda daha da artacağı beklenmektedir. 2010 yılında Türkiye’de kişi başına düşen enerji talebi 1,96 (kep/kişi) idi. 2020 yılında bu miktarın 3,21 (kep/kişi) olacağı tahmin edilmekte olup, enerji kullanımında sanayinin payının %40 iken 2020 yılında bu oranın %60’a kadar artması beklenilmektedir. Bu yüzden Türkiye alternatif

104 enerji kaynakları ve enerji çeşitliliği politikalarını artırmaktadır (Öztürk, 2012). Artan enerji talebinin paralelinde enerji bağımlılığının da artması Türkiye’nin enerji güvenliğini tesisi ve dışa bağımlılığın azaltılması için çok boyutlu strateji izlemesini gerektirmektedir. Türkiye hali hazırda enerji verimliliğinin ve yenilenebilir enerji kullanımının artırılması, yerel kaynakların kullanımının azami seviyeye yükseltilmesi ve iklim değişikliğiyle mücadele, nükleer enerji santralleri kurma (Akkuyu Nükleer Enerji Santrali) gibi her yönden enerji üretme ve kullanımındaki verimliliği artırmaya yönelik stratejiler izlemektedir. Su, güneş, rüzgâr olsun yenilenebilir enerji bakımından Türkiye önemli bir potansiyele sahiptir. Jeotermal potansiyeli ile Dünyada 7’ci Avrupa’da ise 1’ci sırada yer alırken, hidroelektrik kaynakları, rüzgar ve güneş enerjisinin geliştirilmesine de öncelik vererek, 2023 yılına kadar Türkiye’nin toplam enerji talebinin %30’unun yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanması enerji güvenliğinin tesisinde politika hedefleri arasındadır (www.mfa.gov.tr, 28.03.2015).

Türkiye bulunduğu coğrafya itibariyle, transit ülke konumunda olup enerji trafiğinde önemli stratejik önem taşımaktadır. Ortadoğu ve Hazar Bölgesini, Akdeniz ve Avrupa’ya bağlayan kara ve deniz güzergâhlarının çoğunluğunun Türkiye’den geçmesi enerji transferinde önemli rol üstlenmesine neden olmaktadır. Irak Türkiye Ham Petrol Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Ham Petrol Boru Hattı, Rusya-Türkiye Batı Doğalgaz Boru Hattı, Mavi Akım Doğalgaz Boru Hattı, Azerbaycan-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı, İran-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı, Türkiye’nin dâhil olduğu hali hazırda enerji petrol ve doğal gaz hatlarıdır. Proje aşamasında olup tamamlanmayan boru hatları ise, NABUCCO Doğalgaz Boru Hattı, Irak-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı, Mısır-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı, Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı (proje aşamasında), Mavi Akımın İsrail’e Uzatılması, Türkmenistan-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı, Türkiye-Yunanistan İtalya Doğalgaz Boru Hattı’dır. Bu projeler ile Türkiye doğu-batı ülkeler arasında stratejik transfer ülke özelliğini daha da artırarak uluslararası enerji piyasalarında söz sahibi bir ülke olma konumunda ilerlemektedir (Bayraç, 2009: 135).

105

In document Küresel enerji güvenliği politikalarının Ortadoğu'ya yansıması (Page 114-120)