• Sonuç bulunamadı

ECSAM ( ÂUŽ2³ ) Arapçada bir kelime “cisim”in cemî.

ECSAMIN HAVASS-I MUHTELİFESİ (

vŽH*×¥¦ ’«u• p¦UŽ2³

) [fiz] Alaim-i tabiiye

muavenetiyle “madde”nin mevcudiyetini gösteren hassalar ya hususî veyahut umumî olur: İncirar, inbisat, televvün, seyyalet, şeffafiyet gibi tabii arzların bazılarını tavsife yarayan “hassalar” hususîdir. Bu kat’iyen “madde”nin esasını tavsif edemez.

İnkisam, zümesami kabiliyet-i inzigatiye gibi haller umumî oldukları halde yine ekseri hususlarda cisimlerin hakiki mahiyetlerini bize izaha medar olamaz.

Hassa-i esasiye-i ecsam; adem-i tenafüz atalet vüsattır. Cisimlerin kafasının fezada mahdud ve muin bir şekli vardır ki bu zarurî hassaya “vüsat” derler. İki cismin aynı zamanda bir mahali işgal edememesi keyfiyetine “adem-i tenafüz” ismi verilir. Bir cismin sukunette ise sukunetini harekette ise ilelebed hareketini muhafaza etmesine “atalet” derler.

ECSAM-I ŞAHMİYE (

ëšL1– ÂUŽ2³

) [k] Nimşeffaf, lemsî, dühnî, kağıt üzerinde berrak bir leke

bırakan şeylere ecsam-ı şahmiye ismi verilir. Bunlar menşelerine nazaran iki isim alırlar: Hayvanların vücutlarını terkip eden şahmî hücrelerden mütehassıl olanlara “şahm” nebatların muhtelif kısımlarından çıkarılanlara da “zeyt” namı verilir.

Nebatlarda istihraç edilen sulu, hayvanlardan elde edilen ise katıdır. Şahmın terkibinde “istitarin, nahlin, zeytin” bulunur. Zeytte ise “nahlin” şahımdakinden pek fazla olarak “zeytin” vardır. §Zeyt ve şahm

ECSAM-I ŞAHMİYE-İ HAYVANİYE (

ëšì«uš0 ¶šL1– ÂUŽ2³

) [k] İnsanların ve hayvanların

idrarlarından maada her uzuv ve bedenin her bir kısmında ecsam-ı şahmiye bulunur. İnsanın vücudundan müstahriç şahmî cisimlerde sinnin inhitatına doğru “oik” denilen maddenin miktarı ziyadeleşir. Koyunun, öküzün, domuzun iç yağlarında ise “istiarın” veya “nahlin” fazla bulunur.

Hayvanî ecsam-ı şahmiyenin idare-i bedendeki menşeî muhteliftir. Hayvanların gıdalarını teşkil eden maddelerden yahut ağziyenin terkibinde mevcut “maiyet-i fahm”ların istihalesinden veyahut da şibh-i zelalî maddelerin uzviyet-i hayvaniyede tahallülünden tevellüd eder.

Şahımlar tedricî bir tahammuz neticesi olarak idare-i bedeniyede birbirini takiben “hamız-ı istiar, hamız-ı nahl, hamız-ı zeyt, hamız-ı valeryan, hamız-ı zübd, hamız-ı kehruba, hamız-ı hummaz” gibi hamızları vücuda getirirler. §İç yağları.

ECSAM-I SALBİYE (

ëš¾*# ÂUŽ2³

) [fiz] “Katı cisimler” birçokları hararetle mayi ve hararetin

şiddeti arttıkça gaz haline geçen cisimler. §Cisim.

ECSAM-I UZVİYE-İ AZOTİYE (

ëšÔË“¬ ¶²uC ÂUŽ2³

) [k] Nebatlar azotu hava ve topraktan alır.

Toprak, azotu şibh-i zelalî maddelerin mikropların taht-ı tesirinde tahallütü neticesi olarak, azotlu ve amonyaklı ve amonyak mürekkebatın yine toprakta müvellidülhumuza verici

mikropların tesiriyle tahammuzundan mütevellid azotiti ve ezotili maddelerden tedarik eder. 1877 senesinde Doktor “Şelizyeng ve Monç” şibh-i zelalî maddelerin tahallüle düçar olup amonyak ba’de azotitlere kalb olduğunu ispat etmişlerdir.

Kimya-yı uzvî nokta-i nazarından erkan-ı müselleseye azotun dahil olması mezkur rükünlerde şibh-i zelalî maddelerin tekevvününü baistir. Şibh-i zelalî maddeler ise ecsam-ı uzviyenin bir madde-i esasiyesi gibi itibar edilmektedir. Azotun bedende icra ettiği rol hem büyük ve hem de mühimdir. Gaz halinde azotun imtisasa kabiliyetini Muallim Fetantemenden Bakteriyolog ve Kimyager Osman Nuri Bey şöyle izah buyuruyorlar:

“Bakliye fasilesinin kökleri üzerinde müteşekkil derinlerin içinde hurdebinî bir “bakteroid Bactroide” neşv u nema bulur. Bu kendisini beslemek için havada bulunan azot gazını masseder alır. Diğer taraftan derelerden [?] aldığı bu nebatlardan imtisas ile aldığı gıdaî ansar mevadd-ı fahmiye yerine onlara azot verir. Bundan maada azot gazı bakteri ve küfler tarafından doğrudan doğruya imtisas olunur.”

Gaz halinde azotun imtisas keyfiyetini en önce beyan ve ispat eden Doktor Lamus ve Jilber namında iki zattır. Evvelce izah edilen nazariyenin inkişafına sebep olanlar da Helrikel ile Vilfaret’tir.

Nebatî hücreler, glubulin, azotî esasları, amid, mürekkebat-ı kasantikiye, diyastaz gibi ecsam-ı uzviy-i azotiyeyi imal ederler. §Azot.

ECSAM-I MUTAAZAVA (

ˆuCFצ ÂUŽ2³

) [k] Gayr-ı muin bir terkipte temeyyü, tebhir, tasallüp ve tebellür etmek gibi tebeddüllere düçar olmayan cisimlere; yani bilcümle zavîlhayat ve eksamına “ecsam-ı mutaazava Corps Organise ismi verilir ki bu cisimler gayr-ı mütecanis olmakla beraber muhtelif ve müteaddit “enva-ı kimyeviye”nin bir araya toplanarak taazzuv eylemesinden husule gelir. Et, çiçek, guzruf kemik, kök, meyve, yaprak… ilh hayvanî ve nebatî uzvî kısımlar birer “cism-i mutaazav”dır.

Ecsam-ı mutaazavanın kimyevî terkibi muhtelif “uzvî erkan-ı bila-vasıta”dan ibarettir. Ve her bir “erkan-ı bila-vasıta-i uzviye”nin terkibinde fahm mevcuttur. Bir buğday tanesi alınıp iki sert kısım arasında ezilse bildiğimiz un meydana gelir. Bu un teklis edildiği vakit terkibinde mevcut su buhar haline kalb olur. Sonra husule gelen buharlar yakılsa sarı bir şekil alırlar. Buharlar tamamıyla bittikten sonra bakiye toz tamamıyla kurumuştur. Ve rengi siyahtır. İşine, bu siyah tozda kömürden ibarettir. Bunun kömür olup olmadığını tayin için tekrar ihrak edilirse bu sefer de “hamız-ı karbon” buharları çıkar.

Birçok mutaazav cisimlerde bu siyah tozun vücuda geldiğini görmekle onun terkibinde kömürün bulunmadığına kail olunamaz. Müteaddit, kimyevî vasıtalara müracaatla terkibinde ne miktar karbonun bulunduğunu meydana çıkarmak mümkündür.

ECSAM-I MÜCERREDE (

ˆœd¦ ÂUŽ2³

) [fiz] Elektriki nakle müsait olmayan cisimler.

§“Elektrik”

ECFAN (

ÊUH2³

) [teşr] (Arapça) “Cefn” kelimesinin cem’i. Türkçe göz kapağı demektir. (La) “palpebra” (F) “Paupiere”.

Gözün haricinde ve küre-i aynın kuddamındadır. Muhit-i medariyede mevzudur. Gözü haricin tesiratından tahaffuza yardım eder.

Göz kapakları gışaî iki perdeden ibarettir. Ecfanın haricî cilt dahilî “gışa-yı muhatî” veyahut bazılarının “tabaka-i lahika-i cüfn” dedikleri gayet ince bir gışa ile mefruştur. Gışa-yı muhatî ile cilt ref olunursa mütevassit bir tabakaya tesadüf olunur ki bu da “gışa-yı lifî” ismini alır. Üst göz kapaklarını “cüfn-i ulvî” altındakilere “cüfn-i sefilî’ ismi verilir ki ulvîdeki sefilîdekinden büyüktür. Her cüfnün kendisine mahsus adelesi, guddesi, bu adelelere gıda veren eviyesi, hareketlerini tanzim eden sikirleri mevcuttur. Ecfanın hareketleri bilhassa ulvîdekinin hareketli oldukça kavî ve imtidadlıdır. İki kapak arasında ufkî bir ferce bulunur. Bu ferce ekserî ırklarda; mesela Moğollarda münhariftir.

Her cüfnün biri serbest diğeri mültesık iki hafesi biri muhaddep kısa ve hayvanlarda rakik kıllarla mestur bir haricî vechi… mukaar küre-i aynı” denilen gözün toparlak kısmının tabaka-i munzamasıyla birleşmiş bir gışa ile mestur bir de dahilî vechi vardır. Gerek üst ve gerek alt göz kapaklarının serbest hafeleri üzerinde umumiyetle “kiprik” ismi verilen ince, sert kıllar bulunur. Bunlardan üsttekiler alttakilere nispetle daha uzun, daha mebzul ve serttir. Mültekalara doğru bu kirpikler kısalır ve gittikçe gaip olurlar. Kirpiklerin hidmeti “şuaat-ı ziyaiye” ile göze kaçması muhtemel olan ecnebi cisimlerin duhuluna haylulet etmektedir. Göz kapaklarının hafeleri üzerinde “Miyomiyus” tarafından keşfedilen “ramz veya çapak” ifraz eden guddeler vardır. Şüphesiz bu göz kapaklarının hareketine sühulet bahşeder.

Çapak, dühnî, sarı, hayvanlarda ve ırklara nazaran insanlarda, rengi tahallüf eder bir mayıdır. İnsanların göz kapaklarının serbest kalma hafeleri üzerinde katı ve mukavim bir hat vardır ki buna “gudruf-ı zufrî” derler. Bu kıkırdak her hayvanda yoktur.

İki cüfnün yekdiğeriyle birleştikleri iltisak noktasına “muvassıl veya mülteka-yı ecfan” ismi verilir. Bu mültekalar birer zaviye teşkil eder. Bunlardan burun cihetine

tesadüf edene “zaviye-i insiye” hariçtekine ise “zaviye-i vahşiye” hayvanlarda “zaviye-i dahiliye ve hariciye” denir. Dahilî mültekada bir barize mevcuttur. Bunun zirvesi üzerine “kanat-ı demî” açılır.

Göz kapaklarında birçok kırmızı ve siyah kan damarları teşaup eder ki bunlar da “şiryan-ı aynî” ve “şiryan-ı zuzaviyeviye-i ayn”ın şubeleridir.

Hayvanların hepsinde göz kapakları bulunmaz; mesela yılanlarda, balıklarda yoktur. Beygir, kedi ve umumiyetle kuşlarda göz kapakları üç tanedir. Biri alîde diğeri esfelde biri de ikisinin mütearizen katledebilecek tarzdan yandadır. Buna “cism-i gamiz” ismi verilir. Gözü ziyanın şiddetinden korumaya memurdur.

Umumiyetle göz kapakları “rafia”, “halkaviye” namıyla iki adelenin bozulmaları ve ester halleriyle açılıp kapanır.

ÜCM (

r2«

) [sat] Elifin zammıyla okunur Arapça bir isim. Sık ağacı bulunan mahallerde bu

nam verilir. Araplar bunu vahşi hayvanların melcaî manasına gelen “ecme”den almışlardır ki ücem de bunun cemîdir.

ECNİHA (

ë1M2«

) [hayv] Kanat manasına gelen “cenah”ın cemî. Havada uçan kuşlarla, yarasa

gibi memelilerin suuduna hadim bir uzuv. [F] Ailes kanatlar gerek kuşlarda ve gerek yarasalarda göğsün yanlarına mevzu olarak bir çift, böceklerin bazılarında ikisi gışaî olmak üzere dört tanedir.

Böcek kanatlarının üzerinde ince asibeler vardır. Bazı balık [peterodaktil

Peterodacthyle]lerde kanat bulunur. Kanada fizyoloji ve ilm-i hayvanat alimleri “taraf-ı

ulvî” nazarıyla bakarlar.

ECNİHA-İ ENFİYE (

ëšHì« ¶1M2«

) [teş] Burun kanatlarına verilen isim. §Enf, burun

ECNİHA-İ KALEMİLKİTABE (

ëU×J¼« r*­ ¶1M2«

) [teş] Basala-i dimağiyenin ulvî vechinde

mevcut olan tüy şeklindeki mahalin iki yanlarına bu isim verilir. §Dimağ, basala-i dimağiye.

ECİNNE (

ëM2«

) [sat] Arapça “cenin”in cemî. §Cenin