Anapara, 2) Belediyeler Fonu, 3) Borç taksitleri, 4) İşletme gelirleri, 5) Devlet bağışlan.

Belgede YÖNETİMLERARASI İLİŞKİLER (sayfa 177-181)

İller Bankası ile Belediyeler Arasındaki Akçalı tlişkUer (1973-1977)

1) Anapara, 2) Belediyeler Fonu, 3) Borç taksitleri, 4) İşletme gelirleri, 5) Devlet bağışlan.

En önemli kaynak devlet bütçesinden yapılan bağışlardır (920.01.002— "İk-tisadi Transferler ve Yardımlar" adı altındaki "Diğer Hizmet Kesimine Girenler" adlı bölüm). 1977 yılında 3,7 milyar TL.sı olan devlet bağışı, 1978'de 5 milyara çıkmış-tır. Bankanın 1979 kaynaklar tahmininde ise devlet bağışı tutan 5,8 milyar TL.sı olarak gösterilmiştir. Bankanın, 1979 yılı içinde yapacağı her tür cari ve yatınm har-camalan toplamının 8,2 milyar TL.sı olarak hesaplandığı gözönüne alınınca, devlet bağışlannin önemi daha da belirginleşmektedir. 1979 tahminlerine göre öteki önemli kaynaklar ise Fon gelirleri (1,3 milyar), ikraz ve Fon taksitleri (275 milyon), anapara ödemeleri (270 milyon), işletme gelirlerinden (430 milyon) oluşmaktadır.

Bankanm "1979 yüı Kaynakların Tahmini Beyanı" adlı belgesinden öğrendi-ğimize göre, toplam kaynaklar içinde %5,2'lik bir yer tutan işyetme gelirlerinin önem-lileri ise ikraz faizleri (%42), iştirakler ve başka kârlar (%22,5), komisyonlar (%27) ve bankacılık faizleridir (%8,5).

Değerlendirme: ' '

özellikle belediyeler için çok önemli hizmetler yapan, yerel sorunlarının büyü-mesine koşut olarak da önemi artan Bankaya yöneltilen temel eleştiri, teknik ve fi-nansman hizmetlerini birlikte üstlenmiş bulunmasıdır. Teknik ve akçal hizmetlerin aynlarak, Bankanın bir finansman kurumu olarak uzmanlaşması yönünde, MEHTAP raporunda da yer alan önerilere ise örneğin Yavuz (1966: 26) karşı çıkmakta, Banka-nm yerel hizmetlere bütünlük ve denge kazandırdığım savuBanka-nmaktadır.

Gerçekten de, İller Bankasının Avrupa'daki örneklerden ayrılan, ülkemize özgü nitelikleri vardır (ICLC, 1976). Hizmetlerde denge sağladığı, yerel yönetimlerin eksikliğini duyduktan teknik eleman boşluğunu doldurduğu açıktır. Kimi yerel gö-revlerin doğrudan merkezi yönetimce üstlenildiği, yerel hizmetleri yapmak üzere,

"Belediye Yollan Genel Müdürlüğü" gibi, doğrudan merkezin hiyerarşisi içinde ör-gütler kurulması önerilerinin zaman zaman güncelleştiği ülkemizde, İller Bankası gibi özerk kuruluşların önemi daha iyi anlaşılmaktadır.

Bize göre, Öler Bankasına yöneltilebilecek temel eleştiriler şunlardır:

1— Üler Bankası daha çok teknik hizmetlerde uzmanlaşmakta, devlet bağış-larının ve vergi paylarından oluşan* Fonun dağıtımı dışında, doğrudan kaynak ürete-memektedir. Anapara, taksit ödemeleri ve devlet bağışlan dışarda bırakılırsa, kendi ürettiği kaynak (işletme gelirleri) sadece %5^1ik-. Bunun da önemli bölümü, aracılık-tan doğan faizler ve kârlardır; yerel yönetimlerin ödediği anapara ve devlet bağış-larının kullanımından sağlanmıştır. Benzeri Batı kurumlarında olduğu gibi, başka kredi kurumlannâan ve özel biriktirimlerden yararlanarak kaynak yaratma uygulama-sını İller Bankasında göremiyoruz.

2— Bankanın yönetsel yapısı, anaparanın tümünün sahibi olan yerel yönetimlerin etkin ve doğrudan katılımına olanak vermemekte, aynca yerel yönetimler ortak

-.

lık paylan oranında temsil edilmemektedir. Merkez—yerel arasındaki akçal ilişkiler-de en önemli kurum olan Bankanın etkin rolü, yerel yatırımların çok büyük bir bölü-münün Banka yatırım programlan içinde gösterilmesinden de anlaşılmaktadır. Bu durumun plan hedeflerine uyumu sağlamakla birlikte, Bankaya, dolayısıyla merkezi yönetime, yerel yatırımları yönlendirme konusunda büyük güç sağladığım ve yerel özerkliği daralttığım belirtmek gerekir. ,

Banka hizmetlerinin tümüyle belediyelere yönelik obuası, ülkenin içinde bulun-duğu hızlı kentleşme süreci içinde haklı görülebilir. Ancak, il özel idareleri ve köyler-le olan çok sınırlı ilişkiköyler-lerin gözden geçirilmesi gereği vardır.

Sonuç: Smniı özerklik Anlayışı

Ülke düzeyinde hizmet ve yükümlülüklerde dengenin sağlanabilmesi ilkesi, başta planlama olmak üzere, çoğu yönlendirici kamu yetkilerinin merkezi yönetimde toplanması sonucunu doğurmaktadır. Dolayısıyla, merkez—yerel ilişkilerinin yoğun-laşması kaçınılmazdır. Ancak, merkezi yönetimin bu tür yetkilerle donatılmasının yerel yönetimlerin zayıflaması anlamına geldiği her zaman savunulamaz, önemli olan ilişkilerin ve bağımlılığın yoğunluğundan çok, niteliğidir. Köklü yerel yönetim gele-neği olan, ilişkilerin nesnel ölçütlere ve katılımlara olanak tanıyan süreçlere bağlan-dığı ülkelerde, yerel birimlerin tersine güçlendikleri daha önceki bölümde ortaya konul-muştur.

önemli olan, merkez aktarımlarının yerel gelirler içindeki oranı değil, toplam gelirlerin hizmet istemi karşısındaki durumu ile aktarımların yapılış sürecidir. Yerel yönetimlere bırakılan görev ve yetkiler, kuşkusuz ki çok önemlidir. Ancak, görevlerin yerine getiriliş düzeyi de en az onun kadar önemlidir.

Bu temel çerçeve içinde, ülkemizdeki merkez—yerel ilişkileri şöyle değerlen-dirilebilir:

1— Yerel yönetimler Anayasal kurumlardır. Ancak, kuruluş, görev, yetki ve merkezi yönetimle olan ilişkilerde yasa koyucuya geniş takdir yetkisi bırakılmıştır.

2— Yerel yönetimlerin kendiliklerinden vergi koymaları ya da oranlarda değişik-lik yapmalan olanaksızdır. Bu ise merkez-yerel ilişkilerini sürgit yoğunlaştıracaktır.

Yerel gelirlerin önemli bölümünün devlet vergilerine dayandırılması, ulusal bütçenin de merkezi yönetimce hazırlanması, ilişkileri artırması bir yana, yerel yönetimleri si-yasal etkilere açık duruma getirmektedir. Bunun en somut örneği de, 1978'de yerel payların, son yıllarda ilk kez, yasal oranlarda» konulmasıdır.

3— Akçal ilişkilerin bir bölümünün nesnel ölçütlerden çok, merkezi yönetimin ve siyasa] iktidarların öznel anlayışına bırakılmış olması, karar süreçlerine yerel yöne-timlerin katılamaması merkezi yönetimin etkisinin artmasının temel nedenlerinden-dir.

4— Yönetsel bütünlüğü sağlamak endişesiyle yerel yönetimler merkezi yöne-timin yoğun vesayet denetimi altında tutulmaktadırlar, öyle ki, kimi görevlilerinin, aylıklarını ödedikleri halde özlük işlerine kanşamamâkta, üst düzeyle bağımsızca ya-zışma bile yapamamaktadırlar. ,

5— özerklik, başkaları arasında, kendine özgü görevlere sahip olmayı gerek-tirir. Oysa, yerel görevlerin çok sınırlı tutulmuş olması bir yana, merkez—yerel gö-rev bölüşümü bir kargaşadır, merkezin etkinliğinin artmasının temel nedenlerinden-d i r .

6— öz kaynak ve bağımlı kaynak gelirleri istem karşısmda yetersiz kalmakta-dır. Yerel gelirlerin, ulusal gelir ve toplam kamu gelirlerine oranı sürekli düşmektedir.

7— Yerel gelenek ve bilinç eksikliği çeşitli biçimlerde özerklik anlayışına yan-sımaktadır, örneğin, yerel görevler sürekli aşınmaktadır. Yerel yönetimler etkin bir baskı kümesi olamamışlardır, öyle ki, toplam anaparasına sahip oldukları bir uzman bankanın yönetiminde bile, çok sınırlı birkaç yetki dışında, söz sahibi değillerdir.

Yerel bilincin yerleşmesine koşut olarak, özellikle büyük kentlerde, sorun-lara daha etkili biçimde eğilinmekte, yerel özerklik daha güçlü osorun-larak savunulmaya başlanmış bulunmaktadır.

8— Yerel yönetimler verimli hizmet üretim ve sunumu için genellikle uygun büyüklükte değillerdir. Çoğu ülkelerdeki gelişimlerin tersine, belediyelerin sayısı hızla artmaktadır. Büyük kentlerde, stratejik görevleri yapacak bir anakent yönetimi ek-sikliği artan yoğunlukta duyulurken, küçük yerlerde ise yerel yönetimler ya bütünüy-le edilgen ya da aracı durumundadırlar.

Başta il özel idareleri olmak üzere, tüm yerel yönetimleri ülkenin içinde bulun-duğu hızlı değişime uygun biçimde yeniden düzenlemek gerekmektedir.

9— Ulusal kalkınma planlarının asıl olarak sektörel oluşu, uzamsal boyutu-nun yetersizliği yerel yönetimleri yakından etkilemektedir. Ulusal planlama sürecine yerel yönetimlerin etkin katılımının olmaması, yerel insiyatifi daralttığı gibi, öz kaynağa dayalı yerel yatınmlann plan dışı alanlara kayması olasılığını da önleyememek -tedir.

167

' ) • ;.

/ ' • • • • '

!. '",!-. '"i

t • . - , ; - . ' • • • ; -'-r ••••

GENEL DEĞERLENDİRME

Belgede YÖNETİMLERARASI İLİŞKİLER (sayfa 177-181)