C. İbn Nâkıyâ’nın el-Cümân ’daki Metodu

4. Şiirle istişhât

(3) Lafzın cümledeki konumunu belirtme:

Rahman sûresinin 14. âyeti132 incelenirken, “

9c@ 

” lafzının tahlilinde, “Allahü Teâlâ’nın ‘

9c@UR

’ kavli hakkında: “Bu insanın yaratılışı hakkındaki bilgi, çamurun bir halden diğer hale geçerek ‘tın tın ses veren kuru çamur’ olması gibi, insanın da halden hale geçirilerek yaratıldığını ifade eder. Bu da, toprağın başka bir cinse dönüştürüldüğünün delilidir” denildik-ten sonra, insanın yaratılışından bahseden Nâziât sûresinin 27–32 âyetlerine133 yer verilmiş, sûrenin 32. âyetinde geçen “

8­ 

” kavlinin cümledeki konumu konusunda da, “Bu kavil hak-kında iki görüş vardır; bunlardan ilkine göre, “

8­ 

” kavli “

 M %  1    „

” lafzına (matuftur) atfedilmiştir. Böyle olunca “Ki onların üzerine çamurdan taşlar salalım”134 âyetindeki taşın manası da, çamurdan intikal etmiş taş demek olur. Diğer görüşe göre, “

 M (9V 8 y! 1

” âyeti, fiilin zamme oluşuyla fiilin zahirine göre tefsir edilir.” açıklaması yapılmıştır.135

tir. Burada da Arabın beyaz teni güzel, siyahı çirkin kabul etme anlayışı ortaya konularak şöyle denilmiştir:

2 ¯1V ]/ b @ k : >k1



; x9' 

137

y@ 2% Xt@  ?M q0 kQ 0 &1UI £UR

“Ca‘fer, çirkinlik konusunda senin yüzün örtülme bakımından avret mahallinden daha önceliklidir!

Fecir vakti sıyrılıp açıldığı zaman, sanki bütün karanlık gelip yüzüne sığınıyor.”

b. Âyette geçen teşbîhle ifade edilen manayla ilgili şiiri örnek gösterme Yûnus sûresinin 24. âyetinde dünya hayatının faniliğini ifade etmek üzere yer verilen temsîlî teşbîhin açıklanmasında, birkaç şairin bu konuyla ilgili şiirlerine yer verilerek İslâm dö-nemi şairlerinin dünyanın faniliği ve ölümle ilgili mülâhazası ifade edilerek konu açıklanmıştır.

Ubeydullah b. Bekr’den şu şiir nakledilmiştir:

HN1 . CB1 A Qj/UA „a H  Q £0

HCk MQ1 MQ NV Q/ )V 2 )R MQ$ sy%

]A   _CV X BV :



€k91 $% 

138

€$z Y' CM :

N

^ 2 N1^I  _  X

“Dünya yok olup gidecek bir metadır, öyleyse dengeli davran, bazen al bazen bırak!

Şu zaman ne kadar şaşırtıcı!

Nice kavimler var ki zaman onları yok etmiştir, hâlbuki zamanın kendisi daha gence-ciktir!

Ey (kardeşini) uğurlayıp üzerine toprak atıp geri dönen kardeş, Keşke senin, beklenen bu gün için ne kadar azık biriktirdiğini bilsen!”

Şiirde, kardeş lafzı ile kastedilen, sevdiği kimseyi toprağa gömen kimse, yani vefat edenin yakını kardeşidir. Aynı konuyla ilgili olarak istişhât edilen bir diğer şiir de şu şekildedir:

'z¾ ‰'( )(‡ >IN 1 s    ~ >. % ?@

139

s:/ T 'M _C 3A E'. ?%Q Q ; 23A

“Sıkıntılar sana farklı bir isimle seslendi ve

137 İbn Nâkıyâ, el-Cümân (Zerzur-Dâye), s. 87.

138 İbn Nâkıyâ, el-Cümân (Zerzur-Dâye), s. 84.

139 İbn Nâkıyâ, el-Cümân (Zerzur-Dâye), s. 84.

Saçına düşen beyazlık gençliğin gölgesini yok etti!

Öyleyse, ölümün elçisine hazır ol!

Zîrâ, her gelecek yakındır.”

Arapların ölüm mülâhazasını ifade eden bir diğer şiir de şu şekildedir:

Y'm ºV 'm >'m 2-¹ s  b X]6V E01 :.V #M

140

Y'/  0 Y'/ 2 G.I .:N 81N §0 Q:19 2$y I J

“Ölümdür bu, eğlence içinde bile olsan etrafında sürekli dolaşır durur Acele etme! Ağır ol! Bu (ölüm) sırayladır.

Dünya, bir kavmi bırakıp diğerine geçer durur.”

Yzm $R 91p J0 $MV va1  Q Ba 

141

Y'/f ?t -R rt-.1 )$; 't Y'/V 1

“Dünyanın süsü ve dünyada yaşayanların ziyneti Bütünüyle bir aldanma ve çer çöptür

Yoluna giden nice kavimler olduğu gibi, biz de geçip gideceğiz.”

c. Lafzı, şiiri örnek göstererek açıklama

Vâkı‘a sûresinin 55. âyetindeki teşbîh incelenirken, âyette geçen “

)¥

” lafzının “çok hasret kalmak, özlemek” anlamı, Zü’r-Rumme’nin 142 şiiri istişhât edilerek açıklanmıştır:

143

Y' 1U Q  ~f ?N z O/B &'M 2 ¼ UR

“Ben, yeni alınmış tırnağının dibi kan gibi kırmızı, adımları büyük devenin sevgisine tu-tuldum.”

Allah’a ve âhiret gününe inanmayanların durumundan bahsedilen A‘râf sûresinin 179.

âyetinin144 açıklanmasında başvurulan diğer âyetlerden Bakara sûresinin 171. âyetinde geçen

n .:

” lafzı Ahtal’dan 145 nakledilen şiirle açıklanmıştır. Ahtal’ın şiiri şöyledir:

140 İbn Nâkıyâ, el-Cümân (Zerzur-Dâye), s. 84.

141 İbn Nâkıyâ, el-Cümân (Zerzur-Dâye), s. 85.

142 Zü’r-Rumme, Geylan b. Ukbe b. Nehîs b. Mes‘ud el-Udvî, (77–117/696–735). künyesi Ebu’l-Hâris’tir.

Mudar kabilesinden, Cahiliye yolunda giden bir şairdir (Zirikli, el-A‘lâm, c. V, s. 319).

143 İbn Nâkıyâ, el-Cümân (Zerzur-Dâye), s. 342.

144 el-A‘râf 7/179: “onlar hayvanlar gibidir, hatta onlardan daha da aşağı…”

145 Ahtal, Ebû Mâlik Gıyâs b. Gavs b. Es-Salt, (19–90/640–708). Emevî Devri Hristiyan arap şairlerindendir.

Çok sert hicivler söylemesi sebebiyle, Kâb b. Cuayl’ın ona “Sen boş boğaz ve sefihin (ahtal) tekisin” diye hitap etmesinden sonra, Ahtal lakabıyla şöhret bulmuştur. (Yüksel, Azmi; “Ahtal”, DİA, c. II, İstanbul, 1989, ss. 183–184, s. 183.)

146

J†h O†¾ b >;@ >. £‡A :k: > Ut n A

“Ey Cerîr! Koyununu çağır (onu yanına al)

Şüphesiz, yalnız başına kaldığında olmayacak şeyler aklına gelir!”

Bilindiği üzere, Cerîr, Ahtal ve Ferezdak birbirleri ile atışan üç İslâm dönemi şairidir;

bu beyitte de Ahtal’ın gizli bir hakareti söz konusu edilmiş. “Koyununu çağır” denmekle, yalnız başına doğru düzgün düşünemiyorsun, koyununu çağır da o sana akıl versin koyunun senden daha akıllı, denilmek istenmiştir.

d. Kullanımla ilgili şiiri örnek gösterme

Rahman sûresinin 58. “Onlar yakut ve mercan gibidirler” âyetindeki teşbîh açıklanır-ken, öncelikle Arabın yakut ve mercanla ilgili muhayyilesi açıklanmış ve bununla ilgili olarak, kırmızılıkla yakut arasındaki bağlantının en iyi kurulduğu şiir sıfatıyla Ebû Nüvâs’ın 147 şiirine yer verilmiştir:

Q¾1 r  b Á¦ IQkV Â9 n$m b 9Q« q0 }UR

148

QG /'  :9k R 2 xww }U31 I'/: -¾A

“Bir kadeh ki içenin boğazından aşağı süzülürken Onun kırmızılığı gözü ve yanağı etkiler

Şarap bir yakut gibi kadeh de bir inci gibidir Selvi boylu bir cariyenin elinde.”

Bunun ardından, Arapların güzellik bakımından kadınları yakuta benzetmeleri ve hatta kadınlara bunu isim olarak da vererek, onları “Yakute, Lü’lüe” şeklinde isimlendirdiklerinden bahsedilmiş ve Arabın bu kullanımıyla ilgili Halil b. Ahmed’in 149 şiirine yer verilmiştir:

150

EGMN ƒR 2 XkBV I'/: O@C £0

“Zelfâ (adlı hanım) bir bahçıvanın kesesinden çıkarılmış yakut parçası gibidir.”

146 İbn Nâkıyâ, el-Cümân (Zerzur-Dâye), s. 55.

147 Ebû Nüvâs, el-Hasen b. Hânî’ b. Abdülevvel el-Hakemî, (146–198/763–814). (Zirikli, el-A‘lâm, c. II, s.

240). Abbâsîlerin ilk döneminde Arap şiirine yeni bir üslûp kazandıran şairdir. Saçlarının omzuna kadar uzanması sebebiyle kendisine “uzun saçlı, perçemli” anlamında “Ebû Nüvâs” denmiştir. (Karaarslan, Nasuhi Ünal, “Ebû Nüvâs”, DİA, c. X, İstanbul, 1994, ss. 205–207, s. 205).

148 İbn Nâkıyâ, el-Cümân (Zerzur-Dâye), s. 330–331.

149 Halîl b. Ahmed, Ebû Abdirrahman el-Halîl b. Ahmed b. Amr b. Temîm el-Ferâhidî, (100–170/718–786).

Basra’da doğdu ve orada öldü (Zirikli, el-A‘lâm, c. II, s. 363). Nahiv ve aruzu sisteme kavuşturan ünlü dil ve edebiyat âlimidir. (Topuzoğlu, Tevfik Rüştü, “Halîl b. Ahmed”, DİA, c. XV, İstanbul, 1997, ss. 309–

312, s. 309.)

150 İbn Nâkıyâ, el-Cümân (Zerzur-Dâye), s. 331.

Burada, sadece kese denilmeyip de “bahçıvanın kesesi” denilmesi, toprakla uğraşan insanın üst-başının toz toprak olmasıyla beraber kesesinin de kir pas içinde olacağına işretle, kirliliğin, tozun-pasın içindeki yakutun daha parlak görüneceğine dikkat çekmek içindir.

Bu şekilde, âyetteki teşbîh açıklanırken Arabın kullanımını yansıtan şiirlere de yer veri-lerek konu açıklanmıştır.

Belgede İBN NÂKIYÂ’NIN “EL-CÜMÂN” ADLI ESERİ ÇERÇEVESİNDE KUR’ÂN’DA TEŞBÎH (sayfa 98-102)