ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİNDE HALKLA İLİŞKİLER UYGULAMALARI

Belgede HALKLA İLİŞKİLER SEMPOZYUMU (sayfa 87-95)

TÜRKİYE'DE HALKLA İLİŞKİLER UYGULAMALARI VE SORUNLARI

A. Ü. ÎLEF Kütüphane

4. ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİNDE HALKLA İLİŞKİLER UYGULAMALARI

Çukurova Üniversitesi ve bağlı bilim kuruluşları, kuruluşlarından bu güne kadar geçen süre içerisinde basın ve TRT gibi çeşitli yayım kuru-luşlarından yararlanarak onlarla birlikte teknik ekonomik, sosyal, kültü-rel bilgi yönünden her yıl artan miktarlarda bir çalışma temposu

içerisin-kısa ve özlü cümleler kullanılarak vatandaşa hitap etmeye çalışılmakta-dır.

Çukurova Üniversitesi ile TRT Çukurova Bölge Müdürlüğünün yal-nız son 2 yıldaki işbirliği ile 1985 yılı içerisinde 129 ve 1986 yılı içerisin-de 143 olmak üzere hazırlanmış radyo konuşmalarının niteliği hakkında kısa bir özet aşağıda verilmiştir (Çizelge 5).

Çizelge 5. Çukurova Üniversitesi Fakülte ve Yüksekokullannca Sürdürülen Radyo Konuşmaları, Halk Konferansları Gibi Yayım

ve Eğitim Faaliyetleri (1935- 1986 Yıllan) YILI

F AALİYET TÜRÜ 1985 1986

Radyo Konuşmalan 129 143

Halk Konferanslan 64 67

Çukurova Yöresinde en önemli gelir kaynağını halâ "tarım sektörü"

oluşturduğu için Salı ve perşembe günleri 6.30 - 7.30 saatleri arasında kır-sal alanlardaki dinleyici kesimini ilgilendiren konulara değinilen "Gü-naydın" programında, Üniversitenin Ziraat Fakültesi öğretim üyelerinin konuşmalarını içeren 68 program hazırlanmıştır.

Haftada bir, Cuma günleri TRT - 1 ortak yayınında 'öğle üzeri" prog-ramında genel dinleyici kesimi ve yayın saatlerinin özellikleri dikkate alınarak kültürel, toplumsal, ekonomik ve sportif olaylarla ilgili bilgi ve açıklamaları içeren ve öğretim üyelerimizin konuşmalarına yer verilen 44 program düzenlenmiştir.

Yine TRT - 1 ortak yayın programı içerisinde saat 15.05'teki öğleden sonra programında 32 adet, saat 17.05'teki "Köyümüz, Köylerimiz" prog-ramı içerisinde 25 adet olmak üzere, diğerleri ile birlikte, TRT Çukurova Bölge Müdürlüğü tarafından yalnız son iki yıllık yayın döneminde öğre-tim üyelerimizin konuşmalarına yer verilen toplam 272 adet program ya-yınlanmıştır.

TRT Çukurova Bölge Müdürlüğü ve bölge basını ile üniversitemizin söz konusu işbirliğinin ileride daha da geliştirilmesi ve bölge halkına üni-versite olarak daha geniş ve etkin sosyal, kültürel ve teknik yayın hizmeti sağlamak ana amacımızdır.

Çukurova Üniversitesi ana kampusu /dışında özellikle Meslek Yük-sekokullarının bulunduğu Antakya, İskenderun, Osmaniye, Ceyhan ve 94

İçel gibi il ve ilçelerde vatandaşı aydınlatmak ve bilgi iletimi sağlamak amacıyla eski yıllardan bu yana çok sayıda halk konferansı düzenlenegel-miştir. Bir fikir vermesi açısından, bu amaçla 1985 yılında 64; 1986 yılın-da 67 ve düzenlendiğini, 1987 bahar yarıyılınyılın-da ise 32 konferans düzenlen-diğini belirtmek yerinde olur.

Radyo konuşmaları ve halk konferansları dışında Adana'lılara sanat hizmeti götürmek amacıyla bir dizi faaliyet düzenlenmektedir.

Güzel Sanatlar Bölümüne bağlı olarak hizmet veren Kültür Sanat Merkezi; öğrenciler, üniversite topluluğu ve özellikle Adana'lılar için sa-nat ve müzik ile ilgili konferans dizileri konserler ve temsiller sunmakta, halkoyunları ve müzik dallarında ders-dışı çalışmalar düzenlemektedir.

Çizelge 6. Güzel Sanatlar Bölümü Kültür - Sanat Faaliyetleri

1935 YILI 1986 YILI

FAALİYET TÜRÜ Faaliyet

Sayısı İzleyici

Sayısı Faaliyet

Sayısı İzleyici Sayısı Çok Sesli Müzik

Konser Resital 8 2520 6 2685

Hafif Müzik

Konseri 2 1060 2 1255

Türk Halk Müziği

Konseri 3 1350 5 2170

Klasik Türk

Müziği Konseri 2 900 4 1700

Tiyatro/Bale

Temsilleri 4 2025 31 11640

Konferans Bale 4 1350 9 2200

TOPLAM 23 9205 57 21660

SONUÇ:

Üniversiteler yalnızca eğitim-öğretim, araştırma ve yayım yapmakla değil, bunlarla birlikte kuruldukları yöre halkına teknik, ekonomik, sos-yal, kültürel ve sportif yönlerden de katkıda bulunmakla yükümlüdürler.

Böylece üniversiteler bir yandan bilime katkıda bulunur, yöre sorunlarına çözüm ararken, diğer yandan çevrelerini sosyal yönden etkileme, hatta çok kez önder olma durumundadır.

Çukurova Üniversitesi, kuruluş tarihi olan 1973 yılından bu yana, yaptığı bilimsel çalışmalar ve yayınlara ek olarak, düzenlediği bilimsel toplantılar, radyo konuşmaları, halk konferansları, kültür ve sanat faali-yetleri ile kurulduğu yöreye önemli katkılar sağlamıştır. Ülkemizin çeşitli bölgelerinde kurulmuş olan ve varolan olanaklarıyla çevrelerini her yön-den etkileyen üniversitelerimiz giderek geliştikçe toplum hayatına sosyal ve kültürel etkileri de artacaktır.

96

HASTANELERDE HALKLA İLİŞKİLER VE SAĞLIK HİZMETLERİ TEMEL KANUNU TASARISI

Y. Doç. Dr. Hikmet SEÇİM Anadolu Üniversitesi

Bilindiği üzere, 1986'nın son aylarında hazırlanıp, bu yılın başlarında son şeklini alan, bugün için Bütçe Komisyonundan da geçmiş olan ve va-tandaş olarak hepimizi yakından ilgilendiren bir kanun, Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu Tasarısı, kanaatimizce gene bu yıl içinde kanunlaşıp, yü-rürlüğe girecektir. Ben, konuşmamda, sağlık sektörünün bir elemanı ola-rak, bu sektöre mal ve hizmet sunan bir girişimci olarak ve nihayet bu sektörün hizmetini tüketen bir birey olarak tercihlerimizi ya da zorun-luluklarımızı belirleyecek, en azından yönlendirecek olan bu kanunun has-tanelerimizin halkla ilişkilerini muhtemelen ne yönde etkileyeceği üzerin-de duracağım. Bu gayeyle, önce hastanelerimizüzerin-deki mevcut halkla ilişkiler faaliyetlerinden, sonra da kanun tasarısının getirdiği yeniliklerden ve bu yeniliklerin halkla ilişkiler açısından olası etkilerinden söz edeceğim.

Bugün % 87'si kamu kesimine ait olan hastanelerimizde halkla ilişki-lerin nasıl ele alındığını ya da halkla ilişkiler uygulamalarını örnekleye-bilmek için, öncelikle SSYB Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetme-liğine bakmamız gerekir. Çünkü Devlet Hastaneleri için geçerli olan bu yönetmelik, aynı zamanda diğer kamu hastaneleri için de yönlendirici bir metindir. Örneğin, SSK hastanelerinde, DY ve PTT hastaneleri ile üni-versite hastanelerinde sözü edilen bu yönetmelik esas alınmaktadır.

SSYB Yataklı Tedavi Kuramları İşletme Yönetmeliğinde, halkla kilerden sorumlu iki görevliye yer verilmiştir. Bunlardan biri halkla iliş-kiler memuru, diğeri de sosyal hizmet uzmanıdır. Yönetmelikte ifade ediliş biçimiyle, halkla ilişkiler memurunun görevleri; sosyal hizmet uzmanına bağlı olarak, müracaat ve halkla ilişkiler hizmetlerini yürütmek, bu ga-yeyle hasta sahiplerinin hastalarını aramaları için düzenlenen pano veya listelere giren-çıkan hastaları muntazam olarak işlemek ve hastaların posta hizmetlerini düzenlemektir. Sosyal hizmetler uzmanının görevleri ise,

özet-97

le, hastaların iyileşmelerinde destek olmak üzere, psikolojik ve sosyo-eko-nomik sorunlarının çözümlenmesinde yardımcı olmak, halkla ilişkiler faali-yetlerini yürütmek, sağlıkla ilgili diğer kurumlarla koordinasyonu ve yar-dımlaşmayı sağlamak ve hastanedeki gönüllülerin çalışmalarını düzenle-mektir.

Görüldüğü üzere, esas itibariyle halkla ilişkiler içinde değerlendirile-bilecek görevler sosyal hizmet uzmanına verilmiş olup, halkla ilişkiler memuru da bir "danışma" görevlisi olarak mütalaa edilmiştir. Dolayısıyla, yönetmeliği düzenleyenlerde, ki bu, SSYB demektir, bugün bizim anladı-ğımız anlamda, çağdaş halkla ilişkiler kavramının ve işlevinin gelişmemiş olduğunu ifade eder. Ancak, gerçek durum bu da değildir. Çünkü, tara-fımdan 1984'te yapılan bir araştırmada, pek çok hastanede sosyal hizmet uzmanının bulunmadığı, sosyal hizmet uzmanının olduğu bazı üniversite hastanelerinde de bu uzmanların genellikle pediatri servislerinde istihdam edilerek, yukarıda sözü edilen görevleri yapmadıkları ya da yapamadık-ları gözlemlenmiştir. Aradan yaklaşık üç yıl geçmesine rağmen bu duru-mun pek değişmediğini de biliyoruz. Dolayısıyla, hastanelerimizde halkla ilişkiler uygulamalarının kurumsal bir faaliyet veya işlev olarak yer etme-diğini görüyoruz. Ayrıca, bu yönetmeliğin ilgili hükümleri gerçekten uy-gulanabilmiş olsa da, bunun bugün hakla ilişkilere yüklenen işlevleri ger-çekleştirmekten çok uzak olduğu da ayrıca dikkate değer başka bir hu-sustur.

Ancak, hemen belirtilmesi gerekir ki, yukarıda özetle ifade ettiğimiz durum, halkla ilişkilerin kurumsal bir faaliyet olarak olmadığını gösterir.

Başka bir deyişle, kişisel -bireysel-f aaliyet olarak, halkla ilişkilerin olma-dığını ifade etmez. Çünkü, entropiye maruz kalmadan varlığını sürdürüp amaçlarına ulaşmak isteyen her organizasyon ve yönetici, herhangi bir seviyede, kısmen de olsa hakla ilişkiler uygulaması içine girmek durumun-dadır. Bu bakımdan, diğer organizasyonlarda olduğu gibi, hastanelerde de, bu kurumları dışarıda temsil eden, hastane içi ve dışı çevrelerle ilişkiler kurup, bu ilişkileri sürdüren, çevrenin anlayış ve desteğini, gene kısmen de olsa sağlayan birimler mevcuttur. Bu birimlerin başında başhekimlik ile hastane müdürlüğü gelmektedir. Yapılan bir araştırmada, başhekimle-rin, mesai sürelerinin % 80'ini hastaneyi temsil ile hastane içi üniteler ve hastane dışı çevrelerle iletişimi sağlamak üzere harcadıkları tesbit edil-miştir. Doktora tezi olarak hazırlanan başka bir çalışmada da, İstanbul'daki başhekimlerin, iş çevreleri, hasta sahipleri ve yakınları, hastane personeli ve ilgili kamu görevlilerinden oluşan ziyaretçi sayısının, saatte ortalama 18 olduğu belirtilmiştir. Hastanedeki bütün destek hizmetlerin yürütücü-sü durumunda olan hastane müdürleri için de benzer şeyleri söylemek, sanırım yanlış olmaz.

98

Buradan hareketle, başhekim, hastane müdürü ve başhemşire önde gelmek üzere, hastanedeki pek çok görevlinin, halkla ilişkiler içinde de-ğerlenebilecek faaliyetlere vakit ayırdıkları söylenebilir. Daha önce sözü edilen yönetmelikte Halkla İlişkiler Memuru bir danışma görevlisi gibi mütalaa edilmiş olsa bile, halkla ilişkilerin kısmen de olsa icra edildiği görülmektedir. Bununla birlikte, MINTZBERG'in 1973'te yayınladığı Yö-netsel Roller Yaklaşımı içinde de açıklanabilecek bu faaliyetlerin, hangi ölçüde halkla ilişkiler içinde değerlenebileceği, açıklık, dürüstlük, ilgili çevreler (kamulara) ulaşabilme gibi halkla ilişkilerin temel ilkelerine uy-gunluğu ve bu faaliyetlerin kişiye bağımlı, sübjektif özellikler taşıyan bir yönetim işlevi olarak ortaya çıkması, üzerinde durulması gereken konu-lar olmaktadır. Özetle, halkla ilişkiler faaliyetlerinin hastanelerimizde ku-rumsallaşmamış olduğu, buna karşılık bireye bağlı bir işlev olarak ortaya çıktığı görülmektedir.

Çünkü, gene hastanelerimizdeki uygulamalara bakıldığında, gerek hastane yönetimiyle dış çevreler arasında, gerekse hastane çalışanları ara-sında iletişimin sürekliliğini sağlayacak araçlardan yararlamlmaması, has-tane hizmetlerini ve faaliyetlerini tanıtıcı dergi, broşür, el kitabı veya rehber (manual) gibi yayınların çok yetersiz oluşu, kamuoyu araştırma-larının yapılmaması, hastane hizmetlerinin yürütülmesinde ve finansma-nında çevreyle gönüllü ilişkilerin kurulmaması ya da kurulan ilişkilerin uzun süreli olmaması, zaman zaman basınımızda da örneklerini gördüğü-müz üzere, hastane personelinin istismara yönelik davranışları ve çevre sağlığını olumsuz yönde etkileyecek boyutlara ulaşan hastane artıkları gibi hususlar dikkate alındığında hastanelerimizdeki halkla ilişkiler uy-gulamalarının, beklediğimiz çağdaş halkla ilişkiler uygulamalarından ol-dukça uzak olduğu sonucuna ulaşılabilir.

Ana başlıklarını çizerek verdiğimiz bu örnekleri tersine çevirerek ge-ne halkla ilişkiler açısından değerlemek mümkündür. Örge-neğin, özellikle son birkaç yıldır hastanelerimizde görülen eksiklik ve aksaklıklara ba-sınımızda geniş yer verildiği görülmektedir. Burada şunu sormak istiyo-rum. Sözü edilen eksiklik aksaklıklar tamamiyle yöneticilerin kusuru mu-dur? Bu eksiklik ve hatalar bütün yöneticilere, hekim, hemşire ve diğer sağlık personeline maledilebilir mi? Tabii ki hayır. Fakat, bu eksiklik ve aksaklıkların sebeplerinin duyurulması, problemlerin çözümü için de ka-muoyunun katılımının ve desteğinin sağlanması hususunda sürekli olan kampanya halinde bir girişimi de, en azından biz duymadık.

Hemşire personelle ilgili başka bir örnek vereyim. Bilindiği üzere, hastane personelinin yaklaşık % 60'ı hemşirelerden oluşur. Ve hemşire personel devir oranının yüksek oluşu hastanelerin en önemli sorunların-dan bir tanesidir. Hemşirelerin işten ayrılmalarındaki temel sebeplerden

biri ise, evlendikten sonra çocuklarına bakamamalarıdır. Yani kreş soru-nudur. Bugün pekçok hastanemizde kreş yoktur. Bu yüzden, evlenen hem-şirelerin çoğu çocuklarına bakabilmek, ev düzenlerini koruyabilmek için işten ayrılmaktadırlar. Oysa, kamu ve özel kuruluşların mali desteği de sağlanarak hastanelerimizde kreş ve anaokulu açılması kanaatimizce çok zor. bir girişim değildir,

Örnekler daha da arttırılabilir. Bugün hastaneden korkmamızın, he-kimden çekinmemizin ve mevcut kaynaklardan tam kapasite yararlana-mamızm başında, işte bu tür halkla ilişkiler kapsamında değerlendirile-bilecek uygulamaların eksikliği gelmektedir. Özetle hastaneler, halkla iliş-kilere en çok ihtiyaç duyulan ve halkla ilişkiler uygulamalarının en güzel örneklerinin verilebileceği kuruluşlardan bir tanesidir demek istiyorum.

Bunu söylerken de hastaneleri diğer organizasyonlardan ayıran üç temel özellikten hareket ediyorum. Hastanelerin bu üç özelliği şunlardır:

a) Hastaneler birer hizmet kuruluşudur.

b) Hastaneler birer refah kurumudur.

c) Hastaneler karmaşık yapıda örgütlerdir.

Hastanelerin birer hizmet kuruluşu olmaları, BLAU ve SCOTT'un tammlarıyla, mevcudiyetlerinin sebebinin hastalara hizmet götürme ve hastaların kendilerine sunulan hizmetin türünü, niceliğini ve kalitesini belirleyememe durumunda olmaları anlamında kullanılmaktadır. Bir bak-kala, manava, otele, bankaya gidildiğinde müşteri satın almak istediği mal veya hizmetin kalitesini ve miktarını seçme, belirleyebilme olanağına sa-hiptir. Ama hastanede hastaların bu tür imkanları yoktur. Başka bir de-yişle, hasta kendisi için gerekli olanı bilemez. Bu yüzden de hasta istis-mara, aldatılmaya açıktır. Onun menfaatinin korunması, kendisi için ge-rekli olanın yapılması, halkla ilişkiler bağlamında hastane personelinin başta gelen görevidir. Hastaneleri halkla ilişkiler açısından önemli ve ayrıcalıklı kılan başta gelen sebep budur.

CULTLIP', CENTER ve BROOM'un yaptıkları bir sınıflamaya göre hastaneler aynı zamanda, birer "refah" kurumudur. Bu anlamıyla hasta-neler insan yaşamını kolaylaştıran, yaşam standardını yükselten kurum-lardır. Diğer toplumlarda olduğu gibi, bizde de hastanelere olan talep gi-derek artmaktadır. Yaptığımız bir hesaplamaya göre, Türkiye'de 1960'da toplam nüfusun % 29'u hastanelere başvurmuşken, bu oran 1974'te % 49'a, 1983'te de yaklaşık % 60'a yükselmiştir. Bu oranın önümüzdeki yıllarda daha da artacağı kuşkusuzdur. Özellikle yaşlı insanların hastane hizmet-lerinden daha sık yararlanmaları kaçınılmaz olup, herkes güzel bir tanede, sıcak ve yakın ilgi .beklemek hakkına sahiptir. Bu bakımdan has-100

taneler, halkla ilişkiler açısından iletişimin, işbirliğinin ve gönüllü faali-yetlerin kolayca teşvik edilebileceği ortamlar olarak karşımıza çıkar.

Nihayet, halkla ilişkiler açısından hastaneleri önemli kılan son bir özellik de, karmaşık yapıda, trafiği yoğun kuruluşlar olmasıdır, Hastanele-rin karmaşık yapıda olmasının başlıca sebebi, işbölümü ve uzmanlaşma-nın çok gelişmiş olmasıdır. 1971'de ABD'de 27 hastanede yapılan bir araş-tırmada 800 değişik iş unvanı saptanmıştır. Bu derece ayrı uzmanlıklara bölünmüş, birbirine göre farklı alanlarda, farklı seviyede eğitim görmüş personelin birarada bulunduğu başka bir organizasyon türü çok azdır. Ta-bii bu personelin kendi içinde çok farklı ihtiyaçlara, değerlere, eğilimlere ve tutumlara sahip olduğu dikkate alınırsa, hastane personelinin kendi içinde ve personelle hastalar arasında iletişimin ve anlayışın sağlanması-nın, sürtüşmelerin, yanlış anlamaların ve gerginliklerin azaltılmasının ne kadar güç, ama o kadar da önemli olduğu kolayca anlaşılabilir. Zaten, ör-gütsel çatışma konusunda hastanelerin klasik örnek olarak sunulması, ba-sit bir tesadüf değildir. Dolayısıyla, hastanelerin bu karmaşık yapısı için-de iletişimin ve işbirliğinin sağlanması halika ilişkilere yüklenen önemli işlevler olmaktadır. Bunlara ek olarak, hastanelerde trafiğin yoğun olması da halkla ilişkilere önemli görevler yüklemektedir. Gene pek çok organi-zasyonda müşteriler .işlerini organizasyon içinde bir-iki üniteye başvurarak halledebilirlerken, hastanede en basit, rutin bir muayene için en az beş üni-teyle ilişki kurmak gerekir. Bu durum hastane içindeki ünitelerin -görevli-lerin- birbirleriyle olan ilişkileri açısından da aynıdır. Örneğin, bir hemşire hasta bakım faaliyetlerini yürütürken hekimle, eczaneyle, ev idaresi perso-neliyle, çamaşırhaneyle, laboratuvarla sürekli ilişki kurmak durumunda-dır. Bu ve benzeri ilişkilerin işbirliğine ve karşılıklı anlayışa dayalı ola-rak kurulması ve sürdürülmesi halkla ilişkilerin bir kavram ve bir işlev olarak geliştirilmesini ve icra edilmesini önemli kılar.

Hastanelerin bu özelliklerine kısaca değindikten sonra, bizim hastane-lerimizde neden Batıda, özellikle ABD'de örneklerini gördüğümüz türden halkla ilişkiler uygulamaları görülmektedir sorusunu sormak istiyorum.

Kanaatimizce bu sorunun cevabını oluşturabilecek iki temel sebep bulun-maktadır. Bunlardan birincisi ülkemizdeki işletmecilik ve hakla ilişkiler uygulamalarına da paralel olarak, hastanelerimizde halkla ilişkilerin ye-terince bilinmemesi, dolayısıyla önem verilmemesidir. Konuşmanın ba-şında sözünü ettiğim yazılı metinlerden de bu husus kolayca anlaşılabil-mektedir. Peki, neden böyledir? Yani, neden halkla ilişkiler uygulamaları yetersizdir ya da gelişmemiştir. Bizce bunun cevabını ülkenin sosyal, eko-nomik ve kültürel gelişmişlik seviyesinde ve özelliklerinde aramak gere-kir. Başka bir deyişle çağdaş halkla ilişkiler uygulamalarının geliştiril-mesini zorunlu kılan şartlar oluşmamıştır. Bu nedenle halkla ilişkiler

faali-101

Belgede HALKLA İLİŞKİLER SEMPOZYUMU (sayfa 87-95)